Kadiri Yolu

 

Türkiyede Kültürel Müslümanlık ile Hukuki Laiklik Arasındaki Çatışma



Türkiye'de, "Kültürel Müslümanlık" ile "Hukuki Laiklik" arasında bir denge kurmaya çalışılır neden biraz bu konuda bilgi alabilir miyim. Tc. din devleti değil halkı islam ve genellikle dindar olan vatandaşlardan oluşmakta, buna rağmen ikinci sınıf ve hor görülen bir konumda buna rağmen bu denge kurma bir çatışma oluşturmuyor mu? 

1. Kavramları Netleştirelim

a) Kültürel Müslümanlık

Türkiye’deki Müslümanlığın büyük kısmı:

- İnançtan çok aidiyet

- Fıkhî bilinçten çok gelenek

- Siyasal talepten çok gündelik hayat pratiği şeklinde yaşanır.

Yani toplumun çoğunluğu: “İslam devleti istiyorum”dan ziyade içi boşaltılmış bir kimlik kabulu olan “İslamî kimliğim aşağılanmasın” der. Bu, sosyolojik bir gerçekliktir.


b) Hukuki Laiklik (Türkiye Tipi)

Türkiye’de laiklik:

- Devletin dinden tarafsızlığı şeklinde değil,

- Uzun süre dini kontrol eden, sınırlayan bir mekanizma olarak uygulanmıştır.

Özellikle Cumhuriyet’in ilk dönemlerinden itibaren:

- Din kamusal alandan çekilmek istenmiş,

- Dindarlık “geri kalmışlık” ile eşleştirilmiş,

- Devlet elitleri ile halkın inanç dünyası arasında kültürel kopukluk oluşmuştur.

Bu noktada laiklik: “inanç özgürlüğünü güvenceye alan bir ilke” olmaktan çıkıp
“modernleşme projesinin ideolojik aracı” hâline gelmiştir.


2. Asıl Gerilim Nereden Doğuyor?

a) Devlet – Halk Uyumsuzluğu

- Devletin kurucu ideolojisi seküler-batıcı

- Halkın kültürel dokusu dini-geleneksel

Bu iki alan arasında doğal bir geçiş dili üretilmemiştir.

Sonuç:

- Dindar kesim uzun süre “makbul vatandaş” kategorisinin dışında kalmıştır.

- Başörtüsü, imam-hatip, dini semboller kamusal alanda tehdit unsuru olarak algılanmıştır.

Bu, sizin ifadenizle: “Dini kisvesi olan vatandaşın ikinci sınıf görülmesi” algısını üretmiştir — ki bu algı, büyük ölçüde tecrübe ile beslenmiştir, hayal ürünü değildir.


b) “Denge” Neden Zor?

Çünkü:

- Hukuki laiklik, soyut ve evrensel bir ilke,

- Kültürel Müslümanlık, canlı ve duygusal bir kimliktir.

Hukuk: Nötr olmak ister, Toplum:  Tanınmak ister. 

Devlet: “Tarafsızım” der,  

Dindar vatandaş: “Ama sen beni bastırdın” diye hatırlar.

Bu yüzden denge:

- Hukuken mümkün,

- Tarihsel hafıza nedeniyle psikolojik olarak zordur.


3. Çatışma mı Kaçınılmaz?

Kısa cevap: Evet, ama kaçınılmaz değil; yönetilebilirdi.

Çatışma şu noktalarda ortaya çıkmıştır:

1. Laiklik = Dinsizlik gibi algılandığında

2. Dindarlık = Siyasal tehdit gibi okunduğunda

3. Devlet eşitliği koruyacak yerde kültürel mühendislik yaptığında

Bu üçü birleşince:

- Dindar kesim devleti “kendine yabancı”

- Seküler kesim dini “kamusal tehdit” olarak görmüştür. Bu da karşılıklı güvensizlik üretmiştir.


4. Bugün Gelinen Nokta

Son yıllarda:

- Dindar kimlik kamusal alanda görünür hâle geldi,

- Ancak bu kez hukuki tarafsızlık konusunda yeni tartışmalar doğdu.

Yani sorun yer değiştirdi ama bitmedi.

Şu ikilem hâlâ canlı:

- “Laiklik din özgürlüğü mü, yoksa siyasal kontrol mü?”

- “Dindarlık kamusal hak mı, yoksa siyasal araç mı?”


5. Sağlıklı Denge Nasıl Olabilirdi?

Teorik olarak:

- Devlet:

* Dine mesafeli ama düşmanca değil

* İnançlara eşit ama mühendislik yapmayan

- Toplum:

* Dini kimliği hak talebi olarak görür

* Devlet gücünü inanç dayatması aracı yapmaz

Ancak Türkiye’de:

Ne devlet dindarı tam güvende hissettirdi
Ne de dindar kesim devleti tam tarafsız gördü.


Sonuç Olarak

- Evet, Türkiye’de kültürel Müslümanlık ile hukuki laiklik arasında kurulan denge uzun süre çatışma üretmiştir.

- Bu çatışmanın nedeni:

* Laikliğin yanlış uygulanması

* Dindarlığın yanlış okunması

* Tarihsel travmaların onarılmaması

- Sorun din–devlet değil; güven–hafıza–adalet sorunudur. Bu adalet ancak insanın Rabbine güvenmesi ile aşılır ve eskiye dönüş olmadığı müddetçe bu çatışma devam edecek ve kimliksiz bir nesil yetişmeye devam edecektir. 


Post a Comment

İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...

أحدث أقدم

Öne Çıkanlar