“Bir Günahkârın Gözyaşı”
Hak dostlarının sultanlarından Hasan-ı Basri Hazretleri, geceleri bir mahkûm gibi nefsiyle hesaplaşırdı. İnsanlar onu ilmin zirvesinde görürdü; ama o, kendi içinde daima eksik bir kul arardı. Çünkü velilerin terazisi, insanların övgüsüyle değil; Allah’ın huzurundaki edep ile tartılır.
Onun ay yüzünde sürekli bir hüzün dolaşırdı. Kahkahadan çok gözyaşı tanınırdı onda. Sanki gönlünde iki ateş yanardı: Biri Allah aşkı, diğeri nefsinden korku…
Kendi kendine şöyle hitap ederdi:
“Ey Hasan! İnsanlara abidlerin diliyle konuşur, ama gafiller gibi yaşarsan bunun hesabını nasıl vereceksin? Vallahi ihlas ehlinin sıfatı bu değildir!..”
İşte bu, sizin o “benlik turşusu” dediğiniz fıçının gece yarısı kırılma sesidir. İnsan başkasını değil, kendi nefsini sorgulamaya başladığında hakiki yolculuk başlar.
Bir gece yine evinin damına çıktı. Seccadesini serdi. Gökyüzü sessizdi ama onun gönlünde kıyamet kopuyordu. Secde etti, ağladı… Dua etti, ağladı… Her gözyaşıyla sanki kalbindeki gizli “ben”leri söküp atıyordu.
Derken gözlerinden süzülen birkaç damla, yoldan geçen bir adamın üzerine düştü.
Adam başını kaldırıp seslendi:
— “Ey Hasan-ı Basri! Bana düşen bu su temiz midir?”
Hazret, başını öne eğdi. Bir an sustu. Sonra o mahviyet denizinden gelen şu cevabı verdi:
— “Aman ey Âdemoğlu… Hemen elbiseni yıka. Çünkü bu, bir günahkârın gözyaşıdır…”
İşte Kadirî nefesi burada tecelli eder:
Kul, ne kadar yükselirse yükselsin kendini daima kapının dışında görür. Abdülkadir Geylani Hazretleri’nin terbiyesinde insan, kerameti değil; kulluğunu büyütür. Çünkü hakiki büyüklük, kendini büyük görememektir.
Ve Yesevî hikmeti burada dile gelir:
Ahmed Yesevi yolu, nefsi saraydan indirip toprağa oturtma yoludur. Halk içinde Hak ile olmak; ama kendi nefsini herkesten aşağı bilmektir.
Hasan-ı Basri Hazretleri’nin o sözü aslında bize şunu öğretir:
“Tehlike günah işlemekten önce, günahkâr olduğunu unutmaktadır.”
Çünkü bazı insanlar günah işler ve ağlar. Bazıları ise nefsini kutsar, artık ağlayamaz olur.
Gönül Hanesine Hikmetli Notlar
— Haşyetin Alameti: Hakiki haşyet, insanı sertleştirmez; yumuşatır. Kendini kusursuz gören değil, kusurunu görebilen kul Allah’a yaklaşır.
— Gözyaşının Sırrı: Velilerin gözyaşı bir gösteri değil; içte kırılan benliğin dışa taşmasıdır. Her damla, nefsin duvarından kopan bir parçadır.
— Hiçlik Makamı: İnsanlar Hasan-ı Basri Hazretleri’ni “cihanın ışığı” görürken, o kendini hâlâ kapıda bekleyen bir günahkâr sayıyordu. İşte tasavvufta yükselişin sırrı budur: Çıkmak değil, inmektir.
“Toprak gibi ol ki üstünde güller açılsın. Kendini dağ sanarsan, kimse sana yaklaşamaz.”
Bu menkıbe bize şunu fısıldıyor ey can:
Belki de insanı Allah’a yaklaştıran şey, hiç düşmemek değil; düştüğünü fark edip gözyaşıyla yeniden ayağa kalkabilmektir.

إرسال تعليق
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...