Hz. Ömer (r.a.), İslam tarihinin en güçlü ve heybetli liderlerinden biri olmasına rağmen, Allah karşısında bir o kadar mütevazı ve haşyet dolu bir karaktere sahipti. Onun adaletinin temelinde, "dağdaki bir kurdun kaptığı koyundan bile sorumlu tutulacağı" bilinciyle şekillenen derin bir Allah korkusu yatardı.
Hz. ÖmerÇok kere elinde bir tutam ot alır ve “ Keşke ben şu bir tutam ot gibi olsaydım”, bazen de “ Keşke anam beni hiç doğurmasaydı” derdi. Bir keresinde bir işle meşgul Adamın biri geldi ve “ falan Adam bana zulmetti, kötülük yaptı, benim hakkım ondan alın” dedi. Hazreti Ömer adama bir Kamçı vurdu ve “ ben bir işle meşgulken ne diye rahatsız ediyorsun? Böyle şikayetlerini Boş zamanında bildirsene! dedi. adam çekip gitti. Hazreti Ömer yaptığının farkına varınca arkasından bir adam göndererek onu çağırdı ve kırbacı ona uzatarak: “ ben haksızlık ettim, haydi benden hakkını al” dedi. o kişi de “ ben Allah için seni affettim” dedi. Hazreti Ömer radıyallahu anh eve geldi, İki rekat namaz kıldı. sonra kendi kendine şöyle demeye başladı: “ ey ömer! sen alçaktın, Allah seni yüceltti. Sen yolunu şaşırmıştın, Allah sana dosdoğru yolu nasip etti. Sen değersiz biriydin, Allah sana değer ve şeref verdi. sonra da seni halkın başına Emir yaptı. Şimdi bir adam çıkıp geliyor, kendisine yapılan kötülüğün karşılığını almanı istiyor, sen de tutup ona vuruyorsun. Yarın kıyamet günü Rabb'ine ne cevap vereceksin.” bir süre kendini böyle hesaba çekti. sonra davranışından dolayı nefsini kötüledi. Hz Ömer'in Allah korkusu onu ve sorumluluk bilincini özetleyen noktalara göz atalım:
1. Hesap Verme Endişesi
Hz. Ömer’in dilinden düşürmediği ve bugün bile kulaklarımıza küpe olan şu sözü, onun korkusunun özüdür: "Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz." O, sadece ahiretteki hesabı beklemez, her akşam kendi kendine "Ömer, bugün Allah için ne yaptın?" diye sorarak vicdan muhasebesi yapardı.
2. Sırtındaki Yük
Kölesi Hazreti Eslem anlatıyor: “Bir gün Hz Ömer ile Harra denilen bir yere doğru gidiyordum. Çölde bir yerde ateş yandığını gördük. Hz Ömer: “Herhalde gece karanlıktan dolayı şehre giremeyen bir kafile var orada, yürü gidip kim olduklarını öğrenelim, gece onların emniyetini sağlayalım.” dedi. Oraya varınca birde ne görelim; bir kadın, yanında da birkaç çocuk, ağlayıp iniyorlar. Orada bir tencere içinde su ile birlikte kaynayıp duruyor. Selam verip yanlarına yaklaşmak için izin istedik. Bu çocukların niçin böyle ağlayıp sızladıklarını sorduk. Kadın, açlığa dayanamadıklarından böyle ağladıklarını söyledi. Hz Ömer “o tencere neyin nesi? İçinde ne var?” diye sordu. Kadın da “Onları avutmak için su doldurdum, boşuna kaynıyor” dedi. Müminlerin emri Hz Ömer benim bu halimi bilip de imdadıma yetişmediği için Allah'ın huzurunda hesap verecektir.” diye ekledi.
Hazreti Ömer bu durum karşısında ağlamaya başladı. Kadına dönerek: “Allah sana merhamet etsin ey kadın! Senin bu durumunu ömer nereden bilsin ki?” dedi. Bunun üzerine kadın şu cevabı verdi: “Ömer boşuna mı emir oldu? Halimizden haberi yok ya! Bu ne biçim iş böyle!” Bunun üzerine Hz Ömer beni yanına alarak hemen geri döndü ve bir çuvalın içine Beytülmalden biraz un, hurma yağ koydu. Biraz da para alıp bana: “Şu çuvalı kaldırmamı yardım et dedi. Ben de: “Bırakınız, ben taşıyayım dedim. “Hayır olmaz benim sırtıma koy!” dedi birkaç kez ben taşıyayım dedimsede bana kıyamet günü de benim vebal yükümü taşır mısın? Bırak kendi yükümü ben taşıyayım. Çünkü Allah bunu benden soracak” dedi. Mecburen çuvalı sırtına yükledim. Hemen o kadının bulunduğu yere doğru yola çıktı. Ben de yanındaydım. Oraya varınca çuvaldaki un ve yağdan birazını tencerenin içerisine koydu altın üfleyerek pişirmeye başladı.
Hz Eslem diyor ki Hz Ömer'in sık sakalının arasından dumanlar çıktığını görüyordum. Nihayet yemek pişti. Mübarek eliyle sofra kurup onlara yedirdi. Çocuklar karınlarını doyurunca gidip oynamaya başladılar. Hz Ömer de artan yemeyi daha sonra yemeleri için uygun bir yere koydu. Bu duruma kadıncağız çok sevinmişti. “Allah sana iyilik versin. Ömer'in yerine aslında halife olmayan daha layıksın” dedi. Hazreti Ömer onu teselli etti ve: “Sen bir gün halifenin yanına gelirsen beni orada bulacaksın” dedi.
3. "Gözyaşı Kanalları" Oluşacak Kadar Ağlaması
Onun Allah korkusu sadece sözde kalmamış, fiziksel izler bırakmıştır. Kaynaklar, Hz. Ömer’in Allah korkusundan dolayı çok ağladığını ve bu yüzden yanaklarında adeta iki siyah çizgi (iz) oluştuğunu rivayet eder. Kur'an okurken veya dinlerken azap ayetlerine geldiğinde bazen fenalaşır, günlerce evinde hasta yatardı.
Hz. Ömer sabah namazında çok kere Kehf, Taha vesaire gibi uzun süreleri okur ve ağlardı. en arka saftakiler bile hıçkırık sesini duyarlardı. Bir gün sabah namazında Yusuf suresini okuyordu. “ benim çilemi Ve üzüntülerimi Allah'a arz ederim” ayeti ne gelince ağlamaktan sözü tıkandı, okuyamaz hale geldi.
Gece namazı kılarken bazen ağlaya ağlaya yere yığılır, hastalandığı bile olurdu.
4. Sorumluluk Altında Ezilmesi
Halifeliği döneminde omzundaki yükün ağırlığını şu sözlerle ifade etmiştir: "Fırat kenarında bir kurt bir kuzuyu kapsa, Allah’ın bunu Ömer’den sormasından korkarım." Bu, onun sadece ibadetlerde değil, devlet yönetiminde ve kul hakkı konusunda ne kadar titiz bir Allah korkusuna sahip olduğunu gösterir.
5. Kendini Sıradan Bir Kul Olarak Görmesi
Hz. Ömer, Hz. Peygamber’in (s.a.s.) sırdaşı Huzeyfe b. Yeman’a giderek, Efendimizin bildirdiği "münafıklar listesinde" kendi adının olup olmadığını defalarca sormuştur. Cennetle müjdelenen on kişiden biri olmasına rağmen, son nefesine kadar "acaba akıbetim ne olacak?" endişesiyle yaşamıştır.
6. Ölüm Döşeğindeki Hali
Vefat edeceği sırada başını oğlunun kucağından yere, toprağın üzerine koydurmuş ve şöyle demiştir: "Vay halime! Eğer Rabbim beni bağışlamazsa, vay Ömer’in anasına, vay Ömer’e!" O, heybetiyle dünyayı titreten bir hükümdar değil, Allah’ın rahmetine muhtaç boynu bükük bir kul olarak Rabbine kavuşmak istemiştir.
Sonuç olarak; İşte nice ünlü kralların adını duyunca titrediği zatın Allah korkusu. Hz. Ömer’in Allah korkusu, onu pasifleştiren bir korku değil, aksine dünyanın en adil hukuk sistemlerinden birini kurmasını sağlayan, yetimi kollayan ve halkına hizmeti ibadet saydıran aktif bir takva anlayışıydı. Bugün hangi devlet başkanı, Sultan, küçük bir topluluk lideri halkını böyle gözetebiliyor, onlarla böyle ilgilenebiliyor?

إرسال تعليق
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...