“İşin Kendisi mi, Dedikodusu mu?”
Bir gün gönül sultanlarından İbrahim bin Ethem Hazretleri’nin yolu, ilim denizinin imamı Ebu Hanife Hazretleri’nin meclisine düştü. O gün meclis dopdoluydu… Talebeler halka olmuş, kimi tefsir okuyordu, kimi hadis yazıyordu, kimi fıkıh meseleleri müzakere ediyordu.
Rahleler açılmış, mürekkepler dizilmiş, kitaplar üst üste yığılmıştı. Sanki ilim bir deniz olmuş, herkes ondan bir avuç almaya çalışıyordu. Tam o sırada kapının önünde sade giyimli, yüzünde yol yorgunluğu taşıyan bir derviş göründü: İbrahim bin Ethem Hazretleri… Bazı talebeler ona şöyle bir baktılar.
Ne gösterişli bir sarığı vardı… Ne büyük bir cübbesi… Ne yanında kitaplar taşıyordu… İçlerinden bazıları: “Bu garip derviş de kim?” diye geçirdi. Ama veliler, insanların dışına değil; kalplerine bakarlar. Ebu Hanife Hazretleri o anda ayağa kalktı. Bütün meclis sustu. Sonra o büyük imam, edeple şöyle seslendi:
— “Buyurunuz ey seyyidimiz… Ey sultanımız… Meclisimize şeref verdiniz!..”
Talebeler şaşkınlıkla birbirlerine baktılar. Çünkü onların gözünde gelen kişi: yorgun bir dervişti… Ama İmam’ın gözünde: Allah’a yürüyen bir gönül eri… İbrahim bin Ethem Hazretleri mahcup bir tebessüm etti. Bir selam verdi… Ve rüzgâr gibi çekip gitti.
Ardından talebeler dayanamadı. Dediler ki:
— “Ey meclisimizin güneşi! Siz gibi bir imam, o zata neden ‘sultanımız’ diye hitap etti? Onun hangi üstünlüğünü gördünüz?”
İşte o anda Kadirî nefesiyle Yesevî hikmeti aynı kandilde birleşti… Ebu Hanife Hazretleri başını eğdi ve buyurdu:
— “O, durmadan Allah ile meşguldür… Biz ise hâlâ işin dedikodusuyla…” Bir anda meclisin üstüne ağır bir sessizlik çöktü. Çünkü herkes anladı ki: İlmi konuşmak başka, Allah ile olmak başkaydı.
İşte tasavvufun en ince yarası burada gizlidir ey can… İnsan bazen: hakikati anlatır ama yaşayamaz, aşkı tarif eder ama tadamaz, zikri konuşur ama kalbi gaflette kalır.
İbrahim bin Ethem Hazretleri’nin büyüklüğü: çok konuşmasında değil, Allah’tan başka her şeyi azaltmasındaydı. İşte Yesevî yolu burada dile gelir: Ahmed Yesevi der ki: “İlim, insanı Hakk’a götürmüyorsa omuzdaki yük olur.”
Ve Kadirî nefesi şöyle fısıldar: Abdülkadir Geylani terbiyesinde esas olan; bilgiyi büyütmek değil, kalbi Allah’a bağlamaktır. Çünkü bazen bir dervişin sessizliği, yüz cilt kitaptan daha derin olur.
Gönül Hanesine Hikmetli Notlar
— İlim ve Hâl: Tasavvufta ilmin kıymeti, insanı Allah’a yaklaştırdığı kadardır. Bilgi hâle dönüşmezse kalpte yük olabilir.
— Hakiki Sultanlık: Veliler makamla değil; Allah’a yakınlıkla büyürler. Üstü yamalı bir derviş, nice sultanlardan daha yüce olabilir.
— Sessiz Zikir: Allah dostlarının bazıları konuşarak değil; hâlleriyle irşad ederler. Onların susuşunda bile bir ders vardır.
“Allah’ı anlatan çoktur… Ama Allah ile yaşayan azdır.”
Bu menkıbe bize şunu fısıldıyor ey can: Belki de hakikate yaklaşmak, her şeyi bilmekten önce; kalbi Allah’tan başka şeylerle meşgul etmemeyi öğrenmektir…

إرسال تعليق
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...