Bencilliğin ve "önce ben" demenin bir hayat felsefesi haline geldiği günümüzde, ruhumuzu o eşsiz "İsar" (Başkasını Kendine Tercih Etme) güzelliğiyle yıkayalım.
Bu güzellik; elindekini sadece paylaşmayı değil, kendisi ihtiyaç duyduğu halde başkasını daha öncelikli görmeyi anlatır.
"Kendinden Önce Başkası: Karanlıkta Bereketlenen Sofra"
Günlük Sahne: "Benim Konforum, Benim Mutluluğum"
Bugün bize dayatılan en büyük öğreti: "Önce sen mutlu ol, önce senin karnın doysun, önce senin kariyerin." Paylaşmayı bile çoğu zaman "artanı vermek" olarak algılıyoruz. Kendi ihtiyacımız varken bir başkasına sıra vermek veya fedakarlıkta bulunmak "saflık" gibi görülüyor. "Gemisini kurtaran kaptan" sözünün arkasına saklanıp, yanı başımızdaki açlığı veya hüzne sırtımızı dönebiliyoruz. Peki, yokluğun ortasında bile "önce kardeşim" diyebilen o muazzam ruh hali nasıldı?
Asr-ı Saadet’ten Kesit: Işığı Söndürülen Akşam Yemeği
Bir akşam, karnı çok aç olan bir misafir Efendimiz’in (sav) yanına gelir. Efendimiz (sav) eşlerine haber gönderir ancak evlerinde sudan başka bir şey yoktur. Bunun üzerine ashabına döner: "Bu gece bu misafiri kim ağırlamak ister?" diye sorar.
Ensardan biri (Ebu Talha) hemen ayağa kalkar ve misafiri evine götürür. Eve vardığında hanımına yiyecek bir şey olup olmadığını sorar. Hanımı: "Sadece çocukların yiyeceği kadar bir şey var" der. Ebu Talha şu zarif planı yapar: "Çocukları oyala, uyut. Sofrayı kurduğunda ise bir bahane ile lambayı söndür. Biz karanlıkta yiyormuş gibi yapalım, misafirimiz karnını doyursun."
Öyle de yaparlar. Karanlıkta, ev sahipleri kaşıklarını boş tabağa götürüp getirirken misafir afiyetle doyar. O gece o evde ana, baba ve çocuklar aç yatar ama bir gönül şad olur. Sabah Efendimiz’in (sav) huzuruna çıktıklarında, Hz. Peygamber (sav) tebessüm ederek şöyle buyurur: "Bu gece misafirinize yaptığınız davranıştan Allah razı oldu." (Buhari)
Hissedilecek Hikmet: "Sevgi, Vazgeçebilmektir"
Bu tablodaki hikmet şudur: Gerçek zenginlik, kasadaki paradan değil, kalpteki fedakarlıktan gelir. Efendimiz (sav) ve ashabı bize öğretmiştir ki; "İsar", sadece bir ahlak kuralı değil, bir sevgi patlamasıdır. İnsan, kendinden vazgeçebildiği oranda büyür.
Edeple edeplenmek; en sevdiğin eşyanı, en ihtiyaç duyduğun vaktini veya en dar anındaki imkanını bir başkasının sevinci için feda edebilmektir. Bugün hayatımıza bu ahlakı; otobüste yorgunken yerimizi daha yaşlı birine vererek, iş yerinde bir başarının alkışını arkadaşımıza devrederek veya en sevdiğimiz yiyeceğin son lokmasını bir başkasına ikram ederek taşıyabiliriz.
Bugün kendimize şu soruyu soralım: "Elimdeki hangi 'son lokmayı' bugün bir başkasıyla gönüllüce paylaşabilirim?"

إرسال تعليق
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...