KADİRİ YOLU

KADİRİ YOLU
Seyr-u süluk Tasavvufi yetiştirilme yoludur.

 

Ölmeden Evvel Uyanmak

“Ölmeden Evvel Uyanmak”

Hak dostlarının kutbu, gönüllerin tabibi Abdülkadir Geylani Hazretleri bir gün müridlerine baktı. Her biri ilim peşinde, ibadet içinde, zikir halkasında idi… Lakin Pir’in nazarı sadece insanların yüzüne değil; kalplerinin derinliklerine değiyordu.

Bir müddet sustu. Sanki gönlünden geçen hakikatleri tartıyor gibiydi. Sonra başını kaldırdı ve o gönül uyandıran sesiyle buyurdu:

— “Ayık olmayı ölüm anına bırakmayın… Ölmeden önce uyanın!.. Çünkü o anda açılan göz, insanı felaketin kucağından kurtarmaz…”

Dergâhta derin bir sessizlik çöktü. Çünkü herkes ölümü biliyordu… Ama çok azı gerçekten “ölmeden önce ölmeyi” düşünüyordu. Hazret devam etti:

— “Rabbinizin huzuruna varmadan önce gözlerinizi açın. Sonra pişmanlıkla başınıza toprak saçarsınız… Ama ne çare! O nedamet artık fayda vermez…”

İşte Kadirî yolunun en ağır tokadı budur ey can:  İnsan bazen ölümü uzak sanır; oysa ölüm, insanın gölgesinden bile yakındır. Ama veliler beden ölümünden çok, kalbin ölümünden korkarlar. Abdülkadir Geylani Hazretleri buyurdu ki:

— “Kalbin en büyük ölümü, Allah’ı anmaktan gafil olmasıdır!” 

İşte o anda dergâhtaki müridler başlarını önlerine eğdiler. Çünkü insanın dili konuşsa bile kalbi uyuyabilir. Secdeler çoğalır ama gönül Allah’tan uzak kalabilir. Sonra Hazret, ellerini gönlüne götürüp buyurdu:

— “Kim kalbinin diri olmasını istiyorsa onu Hakk’ın zikriyle cilalasın…”

İşte Yesevî nefesi burada esmeye başlar: Ahmed Yesevi yolu der ki: “Paslanan demir nasıl parlamazsa, gafletle örtülen kalp de hakikati göstermez.” 

Veliler zikri sadece dilde değil; bakışta, yürüyüşte, susuşta, hatta nefeste taşırlar. Bir mürid dayanamayıp sordu:

— “Efendim, kalbi diri tutan en büyük nasihat nedir?” Hazret buyurdu:

— “Ölümü düşün!.. Ölümü düşünmek kalbe ciladır. Dünyaya esir olmaktan insanı korur…” Çünkü ölümü unutan nefis büyür; ölümü hatırlayan kalp yumuşar. Sonra o büyük Pir, insanın tevekkül yarasına merhem olacak şu hikmeti söyledi:

— “Nimet sana ulaşır, sen çağırmasan da… Bela sana erişir, sen istemesen de… Öyleyse bütün hâlinle Allah’a teslim ol! Çünkü O, dilediğini yapar…” İşte burada tasavvufun özü gizlidir:
Kul, kontrol etmeye çalıştıkça yorulur; teslim oldukça huzur bulur. Ve sonra o büyük uyarıyı yaptı:

— “Ey amel sahibi! Sana ihlas gerek… Eğer ihlas yoksa boşuna yorulma!..” Dergâhtaki kandiller yanıyordu… Ama asıl yanması gerekenin insanın nefsi olduğu anlaşılıyordu. Çünkü: ameli büyüten çokluk değil, zikri büyüten ses değil, kulluğu büyüten gösteriş değil, ihlâstır.

Gönül Hanesine Hikmetli Notlar

— Ölmeden Önce Uyanmak: Tasavvuf ehli, gerçek uyanışı ölüm döşeğinde değil; hayattayken nefsini fark etmekte görür.

— Kalbin Ölümü: Kalbin ölmesi bedenin ölmesinden daha ağırdır. Gaflet, ruhun üstüne çöken görünmez bir topraktır.

— Zikrin Cilası: Allah’ı anmak sadece dil hareketi değil; kalbi diri tutan ilahî bir nefestir.

— İhlasın Sırrı: İnsan bazen çok amel eder ama kendini büyütür. Az ama ihlaslı amel ise Allah katında dağlardan ağır gelir.

“İnsan dünyayı sırtında taşıdığı için yorulmaz; onu kalbine koyduğu için yorulur.”

Bu menkıbe bize şunu fısıldıyor ey can: Belki de hakiki diriliş, gözlerimizi açmak değil; kalbimizi gafletten uyandırmaktır…



5 Post a Comment

İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...

أحدث أقدم

Öne Çıkanlar

KADİRİ YOLU