KADİRİ YOLU

KADİRİ YOLU
Seyr-u süluk Tasavvufi yetiştirilme yoludur.

 

Ayakta Kalan Rahmet

İslâm tarihinin en ibretli ve asr-ı saadet topluluğunun terbiye edilme sürecini en açık şekilde gösteren olaylardan biri, Cuma Sûresi’nin 11. âyet-i kerîmesinin nüzul sebebi olan bu hadisedir.

Müfessirlerin ve hadis kaynaklarının (Buhârî, Müslim, Tirmizî) müttefikan bildirdiğine göre; Medine’de büyük bir kıtlık ve pahalılık hüküm sürerken, Şam’dan Dıhye bin Halîfe el-Kelbî liderliğinde erzak yüklü büyük bir ticaret kervanı şehre girdi. Kervanın gelişini haber vermek üzere âdet olduğu üzere davullar (def) çalındı.

Mescid-i Nebevî’de İki Cihan Güneşi Peygamber Efendimiz (s.a.v.) cuma hutbesi okurken, dışarıdan gelen bu ses üzerine cemaatin büyük çoğunluğu nefsani bir telaşla ve erzak kaçırma korkusuyla dışarı fırladı. Mescitte, aralarında Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Ali’nin (r.anhüm) de bulunduğu sadece 12 kişi kaldı.

Rabbimizin bu hadise üzerine indirdiği vahiy, kıyamete kadar insanlığa yön verecek şu ilahi ölçüyü vazetti:

“Onlar bir ticaret yahut bir eğlence gördükleri zaman ona yönelip dağıldılar ve seni ayakta (hutbede) bıraktılar. De ki: ‘Allah’ın katında olan (sevap ve hidayet), eğlenceden de ticaretten de daha hayırlıdır. Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır.’” (Cuma, 11)

Ayakta Kalan Rahmet: Medine Kervanı ve Sadakatin On İki Süvarisi

Medine-i Münevvere’de günlerdir süren çetin bir kıtlık ve darlık vardı. Evlerde erzak tükenmiş, pazar yerleri boşalmış, gönüller darlık iklimine bürünmüştü. İnsanlar dört gözle Şam’dan gelecek ticaret kervanını beklemekteydi.

Mübarek bir Cuma günüydü...

İki Cihan Güneşi Efendimiz (s.a.v.), Mescid-i Nebevî’de minbere çıkmış, ashâbına ilahi kelamın hikmetlerini aktarıyor, gönülleri ahiret arzusuyla doyuruyordu. Mescid-i Nebevî tıka basa doluydu; saf saf dizilmiş müminler Efendimizin mübarek simasına bakıyordu.

Derken, Medine sokaklarında ansızın bir velvele koptu! Şam kervanı şehre girmişti... Kervanın geldiğini müjdelemek ve ahaliyi alışverişe çağırmak için nefirler üfleniyor, davullar çalınıyordu.

Boşalan Mescit ve Ayakta Kalan Sultan

Kıtlığın verdiği çaresizlik ve “Erzak biter, geç kalırsak darlıkta kalırız” korkusu, henüz terbiye sürecinde olan cemaatin kalbine bir anlık gaflet tohumu düşürdü. Mescidin içindekiler birer birer, ardından öbek öbek kapıya doğru yöneldiler.

Kısa bir süre içinde, hınca hınç dolu olan o mübarek mescit boşalıverdi...

Mescid-i Nebevî’nin ortasında, Âlemlerin Efendisi (s.a.v.) hutbede ayakta tek başına kalakaldı. Yanında ise sadece ve sadece sadakatin zırhını giymiş on iki sadık sahabi duruyordu.

Efendimiz (s.a.v.) o zengin kervanın ve dünyalık telaşın karşısında, o 12 sadık gülle baş başa kaldı. Mahzun ama son derece mütevekkil bir edayla buyurdu ki:

“Ruhumu kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, eğer siz de gitseydiniz ve mescitte kimse kalmasaydı, şu vadi sizin üzerinize ateş olup akardı!”

İlahi İkaz ve Bâki Olan Rızık

Tam o anda semanın kapıları açıldı ve Cebrail (a.s.) Cuma Sûresi’nin son âyetini getirdi. Allahü Teâlâ, kullarına dünyalık rızık telaşıyla Fahr-i Kâinat’ı ve Cuma ibadetini terk etmenin büyük bir edepsizlik ve gaflet olduğunu bildirdi:

“De ki: Allah’ın katındaki sevap ve nimet; geçici ticaretten de, dünyevi eğlenceden de daha hayırlıdır. Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır!”

Bu âyet-i kerîme geldikten sonra Ashâb-ı Kirâm gözyaşlarına boğuldu, yaptıklarına pişman olup tövbe ettiler. O günden sonra hiçbir dünyalık kervan veya kazanç, onları Allah’ın zikrinden ve Resûlullah’ın huzurundan alıkoyamadı.

Kadirî ve Tasavvufî Yoldan Bir Tefekkür

Bu tarihi olay, tasavvufi edep ve hakikat arayışında şu temel esasları ders verir:

1. Sebebe Takılmak ve Rezzâk’ı Unutmak

Ashabın bir kısmı o an kervanı (sebebi) rızkın tek kaynağı zannetti. Oysa kervanı da, buğdayı da, yağmuru da yaratan Allah’tı. Kadirî terbiyesinde "Sebep-Müsebbib" dengesi esastır. Kul, Rezzâk-ı Mutlak olan Rabbin huzurundayken dünyalık kaygılarla huzuru terk ederse, elindekinden de mahrum kalır.

2. "İbnü'l-Vakt" Olabilmek ve Hüsn-i Edep

Cuma vakti ve hutbe anı, Hakk’ın huzurunda durma vaktidir. O vaktin edebi; dünyayı, ticareti ve her türlü telaşı arkaya atmaktır. Zira vakti kaçıran, ticaret kazansa dahi manevi sermayesini iflas ettirmiş olur.

3. Azınlıktaki Hikmet (12 Sadık Gönül)

Hakikate yürüyenler her zaman kalabalıklar değildir. On binlerin içinden sadece 12 kişinin ayakta kalması, kesret (kalabalık) ile vahdet (teklik/sadakat) arasındaki farkı gösterir. Tasavvufta nicelik değil, nitelik ve ihlas esastır.

Gönül Hanesine Hikmetli Notlar

— Geçici Kervanlar: Hayatımız boyunca önümüzden binlerce dünyalık "kervan" geçer; makam, para, şöhret, konfor... Asıl mesele, o kervanlar geçerken Peygamberî ahlakın ve kulluk nöbetinin başında durabilmektir.

— Gönül Darlığı Kıtlıktan Tehlikelidir: Midesi aç olan değil, kalbi rızık korkusuyla daralan insan aceleci davranır ve hata eder.

— Tövbe Kapısının Açıklığı: Bu olay ashabın derecesini düşürmemiş, aksine onları terbiye ederek kâmil birer sahabi olmalarını sağlamıştır.

“Dünyanın bütün kervanları önüne serilse bile; Rabbinin huzurunda durduğun tek bir an, hepsinden daha hayırlıdır.”

Bu menkıbe bize fısıldıyor ki ey can: Hayatın hengamesinde ne zaman bir dünyalık cazibe veya kaygı seni ibadetinden, edbinden ve Hak yolundan saptırmaya çalışırsa; Mescid-i Nebevî’de ayakta kalan o 12 sadık eri hatırla ve de ki: “Benim Rezzâkım Allah’tır, O’nun katındaki nasip her kervandan daha hayırlıdır!”



5 Post a Comment

İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...

أحدث أقدم

Öne Çıkanlar

KADİRİ YOLU