KADİRİ YOLU

KADİRİ YOLU
Seyr-u süluk Tasavvufi yetiştirilme yoludur.

 

Rahmânî Sofra ve İlahi Terbiye

Rahmânî Sofra ve İlahi Terbiye: Hz. İbrâhim (a.s.) ve Yaşlı Mecûsî

Hz. İbrâhim (a.s.), misafirsiz sofraya oturmazdı. Bir gün bile çadırına bir garip, bir yolcu gelmese yollara düşer, kilometrelerce öteden bir misafir bulup getirmeden lokmasını boğazından geçirmezdi. Bu cömertliğinden ötürü ona "Ebu's-Dıyfân" (Misafirlerin Babası) denmişti.

Yine öyle çöl sıcağının kavrulduğu bir günde, yalnız başına yemek yemek istemeyen Hz. İbrâhim (a.s.), ufku gözlerken uzaklardan aksayarak gelen yaşlı bir adam gördü. Adamın saçına sakalına ak düşmüş, yüzü çöllerin rüzgarıyla kırışmıştı.

Hz. İbrâhim (a.s.) büyük bir hürmetle ihtiyarın yanına koştu, elini tuttu ve çadırına davet etti. Ona hürmetle yer gösterdi, ayaklarını yıkadı ve sofrasını önüne serdi.

Sofradaki Şart ve Ayrılık

İkramlar getirildiğinde Hz. İbrâhim (a.s.) ihtiyara tebessüm ederek buyurdu: — “Buyur ey ihtiyar, yemeğe başlamadan önce bu rızkı veren Yaratıcı’nın adını an, ‘Bismillah’ de!”

Yaşlı ihtiyar başını salladı, yüzü buruştu ve şöyle dedi: — “Ben senin Yaratıcını bilmem! Ben ateşe tapan bir Mecûsî’yim. Doğduğumdan beri atalarımın dinindeyim ve ateşe secde ederim. Bilmediğim bir ilahın adını anmam!”

Hz. İbrâhim’in (a.s.) gayreti galeyana geldi. Allah’a ortak koşan, O’nun nimetini yiyip de O’na nankörlük eden bu adama öfkelendi. İçinden: “Alemlerin Rabbini tanımayan bir nanköre nasıl soframı açarım?” diye geçirdi ve yemeği önünden çekip yaşlı adamı çadırından çıkardı:

— “Eğer bu sofrayı kuran Rabbimi tanımayacaksan, benim soframda sana yer yoktur! Kalk ve git!”

Yaşlı ihtiyar boynu bükük, çölün kavurucu sıcağına doğru süzülüp gitti...

Semadan Gelen İlahi İkaz

İhtiyar çadırdan uzaklaşır uzaklaşmaz semanın kapıları açıldı ve Yüce Allah’tan Hz. İbrâhim’e (a.s.) vahiy nazil oldu.

Cenâb-ı Hak, Halîl’ine şöyle sitem buyurdu:

“Ey İbrâhim! O ihtiyar yetmiş yıldır Bana küfreder, ateşe tapar ve Benden başkasına kulluk eder... Ben yetmiş yıldır o Meclûsî’nin kâfirliğine bakmayıp onun rızkını, suyunu ve nefesini bir an olsun kesmedim! O’nu yaşatmaya devam ettim...

Sen ise ona bir tek öğün yemek verecektin; sırf senin dininden değil ve Bana inanmıyor diye onu sofrandan kovdun ve bir tek lokmayı ondan esirgedin!”

Pişmanlık ve Kucaklaşma

Bu ilahi hitap karşısında Hz. İbrâhim’in (a.s.) dizlerinin bağı çözüldü, gözlerinden yaşlar boşaldı. Yaptığı hatayı ve nefsani gayretin inceliğini anladı. Derhal çadırdan fırlayıp çölün kızgın kumları üstünde yaşlı adamın peşinden koştu.

Kan ter içinde ihtiyara yetişti. Onun önünde diz çöktü, özür diledi ve tekrar çadırına davet etti.

Yaşlı adam şaşkınlıkla sordu: — “Ey İbrâhim! Az önce beni azarlayıp kapından kovmuştun. Şimdi ise arkamdan koşup önümde diz çöker, gözyaşı dökersin... Bu nasıl bir haldir?”

Hz. İbrâhim (a.s.) mahcubiyetle cevap verdi:

“Benim Rabbim senin yüzünden bana sitem etti! 'Ben ona yetmiş yıldır kâfirliğine rağmen rızık veriyorum, sen bir öğün yemeği çok gördün' buyurdu ve beni ikaz etti...”

Yaşlı Mecûsî bu cevabı duyunca donakaldı. İçi titredi, gözleri doldu ve gözyaşları sakalına süzülürken şöyle dedi:

“Demek senin Rabbin, kendisine inanmayan, yetmiş yıldır ateşe tapan şu ihtiyar kulu için Peygamberine sitem ediyor öyle mi?.. İşte hakiki ilah O’dur! Bana O’nun dinini öğret, ben de O’na teslim olayım!”

İhtiyar adam oracıkta şehadet getirerek Müslüman oldu ve Hz. İbrâhim’in (a.s.) sadık dostlarından biri haline geldi.

Kadirî ve Tasavvufî Yoldan Bir Tefekkür

Bu kıssa, tasavvufi ahlak ve insan sevgisi bakımından şu temel esasları tefsir eder:

1. Ahlâk-ı İlâhî ile Ahlaklanmak

Tasavvufun özü “Ahlâk-ı İlâhî ile ahlaklanmaktır”. Allahü Teâlâ dünyada Rahmân sıfatıyla inanan-inanmayan ayrımı yapmadan herkese rızık verir, güneşini ısıtır, yağmurunu indirir. Kul da yaratılanı Yaratandan ötürü sevmeli ve merhametinde ayırım yapmamalıdır.

2. Hizmet ve Cömertlikte Karşılıksız Olmak

Peygamberler ve veliler insanlara hizmet ederken inanç, makam veya karşılık beklemezler. İnsana "insan" olduğu için, Eşref-i Mahlûkat olduğu için hürmet edilir. Edep; hizmeti inanç şartına bağlamamaktır.

3. Nefsani Gayret ile İlahi Rızanın Ayrımı

Hz. İbrâhim (a.s.) dini bir gayretle hareket ettiğini sanmıştı; ancak Cenâb-ı Hak ona şefkatin, tepki göstermekten ve dışlamaktan daha yüce bir din dili olduğunu gösterdi. İnsanları Hakka davet etmenin yolu kapıları kapatmak değil, mahlûkata şefkatle yaklaşmaktır.

Gönül Hanesine Hikmetli Notlar

— Rahmânî Sofralar: Sofrasını ve kalbini sadece kendisi gibi düşünenlere açanlar, dar kalıpların içinde sıkışırlar. Geniş gönüllüler ise mahlûkatın tümünü kucaklar.

— Tebliğin En Güçlü Lisanı: Yaşlı adamı dine getiren şey teorik tartışmalar değil, Allah’ın kuluna duyduğu o muazzam şefkatin tecellisi olmuştur.

— Cömertlik Sadece Mal İle Olmaz: En büyük cömertlik, hoşgörüde ve merhamette cömert olabilmektir.

“Sana kötülük edene, seni tanımayana bile kapını açabiliyorsan; işte o zaman Halîlullah’ın (Allah Dostunun) izinden yürüyorsun demektir.”

Bu menkıbe bize fısıldıyor ki ey can: Şefkatini ve merhametini insanların fikirlerine, günahlarına veya hatalarına göre daraltma... Rabbin seni günahlarına rağmen rızıksız bırakmıyorsa, sen de Rabbinin kullarına karşı gönül kapını kapatma!

Bu kıssa, senedi kesintisiz Hz. Peygamber’e (s.a.v.) ulaşan marfu bir hadis olmamakla birlikte, İslâm ahlakı ve tasavvuf literatüründe mütevatir düzeyde kabul görmüş, sahih ahlaki hikmetler barındıran tarihi bir menkıbedir (İsrailî/Hikemî anlatı).

— Temel Kaynaklar:

– İmam Gazâlî, İhyâu 'Ulûmi’d-Dîn (Ahlak ve Misafirperverlik bölümleri)

– Ferîdüddîn-i Attâr, Mantıku’t-Tayr

– Şeyh Sâdî-i Şîrâzî, Bostan ve Gülistan (Şîrâzî bu kıssayı manzum olarak çok estetik bir dille işlemiştir)

– Kuşeyrî, er-Risâle

— Kıssanın Mahiyeti: İmam Gazâlî ve tasavvuf büyükleri, Hz. İbrâhim’in (a.s.) "Halîlullah" (Allah'ın Dostu) ve "Ebu's-Dıyfân" (Misafirlerin Babası) unvanlarının arkasındaki ilahi terbiyeyi ve Ahlâk-ı İlâhî'yi tefsir etmek için bu olayı nakletmişlerdir. Yüce Allah’ın kâfirlere ve müşriklere dahi dünyada Rezzâk ve Rahmân sıfatıyla merhamet ettiğini; kulun da insanlara hizmet ederken inanç ayrımı yapmaması gerektiğini öğretmesi bakımından ilahi bir terbiye dersidir.



5 Post a Comment

İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...

أحدث أقدم

Öne Çıkanlar

KADİRİ YOLU