Kadiri Yolu

 

Hicr Sûresi 49-84. Ayetlerin Tefsiri

Hicr Sûresi 49-84. Ayetlerin Tefsiri

 ﷺ


                                               بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

Hicr Suresi, çeşitli peygamber kıssaları ve kozmik ayetleri bir araya getirerek İlahi Koruma ve Kur'an'ın Özelliği, Evrenin ve Yaratılışın Delilleri, İnsan Yaratılışı ve Şeytan'ın İnkârı, Uyarıcı Kıssalar ve Helak Olan Kavimler hakkında bilgiler verilmektedir.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla hamd yalnız Allah’ındır. Salat ve Selam ise Allah’ın Resulüne onun aile halkına ve ashabına olsun. Rabbimiz bizden kabul buyur. Çünkü sen duaları işitensin herşeyi bilensin.


بِسْمِ ‬‮اللّٰهِ ‬‮الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يم




نَبِّئْ عِبَاد۪ٓي اَنّ۪ٓي اَنَا۬ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُۙ

Nebbi/ ‘ibâdî ennî enâ-lġafûru-rrahîm(u)


49- "Kullarıma bildir ki; Muhakkak Ben Gafur ve Rahim olanım;”


Hicr Suresi 49. ayet, Kur'an-ı Kerim'in en ümit verici ve kalbe inşirah veren ayetlerinden biridir. Rabbimiz, önceki ayetlerdeki ağır uyarılar ve muazzam cennet tasvirlerinden sonra, Hz. Peygamber (ﷺ)’e doğrudan hitap ederek Kendi zatının kullarına karşı olan asıl tavrını ilan eder.

Bu ayetin nüzulü ile ilgili tefsirlerde çok zarif bir detay nakledilir: Hz. Peygamber (ﷺ), bir gün sahabe efendilerimizin aralarında gülüp şakalaştıklarını görünce onlara; "Eğer cenneti ve cehennemi benim bildiğim gibi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız" buyurur. Sahabeler bu sözden sonra büyük bir hüzne ve korkuya kapılırlar.  Resulullah () arkasını dönüp onların yanından ayrılıp gitti. Bu olay üzerine Cebrail (a.s.) bu ayeti getirerek Allah'ın kullarına bu müjdeyi vermesini ister. Nihayet Hicr’den tekrar gerisin geri sahabelerinin yanına dönüp şöyle buyurdu: “Yanınızdan çıkınca Cebrail Aleyhisselam geldi ve dedi ki: ya Muhammed Allah! Niçin kullarımın ümidini kesiyorsun?: “Kullarıma bildir ki muhakkak Ben Gafur ve Rahim olanım…” diye buyuruyor. 

Mekke döneminde müşriklerin baskısı altında "Acaba kurtulacak mıyım?" endişesi taşıyan müminlere, Allah bizzat kendi diliyle "Ben buradayım ve bağışlayıcıyım" demiştir.

"Nebbî" (Haber Ver) Emri: Müfessirler, Allah'ın doğrudan "Ben bağışlayanım" demek yerine, Resulüne "Kullarıma haber ver" demesinin sebebini, bu müjdenin resmî ve sarsılmaz bir ilan niteliğinde olmasına bağlarlar.

"İbâdî" (Kullarım) İfadesi: İbn Abbas’tan gelen rivayete göre Allah'ın "Kullarım" demesi, büyük bir onurlandırmadır. Günahkâr da olsalar, onlara "kullarım" diyerek hitap etmesi, tövbe kapısının her zaman açık olduğunun işaretidir.

"Enâ" (Ben) Vurgusu: Ayette "Ben, evet bizzat Ben" anlamına gelen bir vurgu vardır. Bu, bağışlamanın ve merhametin Allah'ın zatına ait, değişmez bir vasıf olduğunu gösterir.


Ayetin mesajı:


Korku ve Ümit Dengesi (Havf ve Recâ): İslam inancında mümin ne aşırı korkuyla karamsarlığa düşmeli ne de aşırı güvenle rehavete kapılmalıdır. Bu ayet, ümit (recâ) kanadını temsil eder.

Gafûr ve Rahîm: Allah sadece "Gafûr" (günahları örten) değil, aynı zamanda "Rahîm"dir (onlara rahmetiyle muamele eden). Yani önce temizler, sonra ikram eder.

Şeytanın Vesvesesine Cevap: Şeytan insana "Sen çok günahkârsın, Allah seni affetmez" diyerek yaklaşır. Bu ayet, o sinsi vesveseyi yerle bir eden ilahi bir kalkandır.



وَاَنَّ عَذَاب۪ي هُوَ الْعَذَابُ الْاَل۪يمُ


Veenne ‘ażâbî huve-l’ażâbu-l-elîm(u)


50- "Ve muhakkak ki azabım da elem verici bir azabdır." 


Hicr Suresi 50. ayet, bir önceki ayette (49. ayet) ilan edilen o engin rahmetin "istismar edilmemesi" için gelen, ilahi adaletin ciddiyetini ve sarsıcılığını hatırlatan denge ayetidir.


Kur'an-ı Kerim'in en temel üslup özelliklerinden biri olan Beyne’l-Havf ve’r-Recâ (Korku ile Ümit arasında olma) ilkesi burada zirve yapar. 49. ayet müminlerin kalbine su serperken, 50. ayet "Allah nasıl olsa affeder" diyerek günaha cüret edenleri uyarır. Mekke döneminde müşrikler, Allah'ın merhametine dair ayetleri duyduklarında bazen "Eğer Allah varsa ve merhametliyse bizi de affeder" diyerek alaycı bir tavır sergiliyorlardı. Bu ayet, o ciddiyetsiz tavrı kesip atar.


Denge Unsuru: Sahabeden nakledildiğine göre; eğer 49. ayet olmasaydı hiçbir mümin cennete girebileceğine dair ümit besleyemezdi. Eğer 50. ayet olmasaydı, hiç kimse günahtan kaçınma ihtiyacı duymazdı. Müfessirler, bu iki ayetin kuşun iki kanadı gibi olduğunu, tek kanatla vuslata (Allah’a) ulaşılamayacağını belirtirler.

"El-Elîm" Sıfatı: Rivayetlerde buradaki azabın sadece fiziksel bir acı değil, aynı zamanda Allah’ın huzurundan ebediyen mahrum kalmanın verdiği o büyük "ruhsal yıkım" olduğu nakledilir. "Elîm" (can yakıcı), kalbin derinliklerine işleyen acı demektir.


Ayetin Mesajı


Şeytanın İkinci Tuzağı: Şeytan insanı bazen "Allah affetmez" diyerek (yeis), bazen de "Allah çok affedicidir, şimdilik günah işle" diyerek (rehavet) kandırır. 49 ve 50. ayetler bu iki tuzağı da aynı anda bozar.

Adalet ve Merhamet Yan Yanadır: Allah'ın bağışlayıcılığı sonsuzdur ancak bu bağışlayıcılık, haktan sapan ve ısrarla kötülük yapanları kapsamaz. Azap, merhametin yokluğu değil, adaletin tecellisidir.

Ciddiyet Çağrısı: Din bir eğlence veya teselli mekanizması değildir; sonuçları ebedi olan ciddi bir yoldur. Ayet, insanı her adımını tartmaya davet eder.

Sorumluluk Bilinci: "Kullarıma haber ver" emri 50. ayet için de geçerlidir. Yani Peygamber, sadece müjdeci (beşîr) değil, aynı zamanda uyarıcıdır (nezîr).




وَنَبِّئْهُمْ عَنْ ضَيْفِ اِبْرٰه۪يمَۢ

Venebbi/hum ‘an dayfi ibrâhîm(e)

51- "Hem onlara İbrahim'in konuklarından haber ver!"


Hicr Suresi 51. ayet, Allah’ın 49. ayette bahsettiği o engin rahmetinin ve müjdesinin tarihteki somut bir örneğine, Hz. İbrahim kıssasına geçiş yapar. Bu bölümle birlikte soyut hakikatler, yaşanmış bir kıssa üzerinden zihnimizde canlanır.


Nüzul Sebebi ve Bağlamı

Rabbimiz 49. ayette "Kullarıma haber ver" (Nebbî) buyurmuştu; 51. ayette ise aynı emir kipiyle "Onlara haber ver" (Nebbîhum) diyerek Hz. İbrahim’in hikayesini anlatmaya başlar. Mekke döneminde müşrikler kendilerini Hz. İbrahim’in soyuna ve yoluna nispet ediyorlardı. Allah bu kıssa ile onlara; "Sahiplendiğiniz İbrahim’e melekler nasıl gelmişti, o melekleri nasıl karşılamıştı ve Allah ona hangi müjdeyi vermişti bir bakın" diyerek hem ibret verir hem de Hz. Peygamber’e moral aşılar.

Konuyla İlgili Rivayetler

Misafirlerin Kimliği: Tefsir kaynaklarında (İbn Kesîr, Taberî), Hz. İbrahim’e gelen bu misafirlerin insan suretine girmiş melekler olduğu belirtilir. Başlarında Cebrail (a.s.) olmak üzere Mikail ve İsrafil’in de aralarında bulunduğu üç veya daha fazla melekten oluştuğu nakledilir.

Haber Verilecek Olay: Bu melekler iki görevle gelmişlerdi: 1. İhtiyar halinde olan Hz. İbrahim’e ve eşine bir oğul (İshak) müjdelemek. 2. Azgınlıkta sınırı aşan Lût kavmini helak etmek.

İbrahim (a.s.) ve Misafirperverlik: Rivayetlerde Hz. İbrahim’in "Ebu’d-Dîfân" (Misafirlerin Babası) olarak anıldığı, yanında misafir olmadan yemek yemediği anlatılır. Bu ayet, onun bu asil sıfatına da bir atıftır.

Ayetin Mesajı

Müjdenin Somutlaşması: Önceki ayetlerde bahsedilen "Gafûr" ve "Rahîm" sıfatları, Hz. İbrahim’in şahsında "hiç umulmadık bir anda gelen müjde" olarak tecelli edecektir.

Korku ve Ümidin Hikayesi: Bu kıssa sadece bir doğum müjdesi değil, aynı zamanda (Lût kavmi üzerinden) "Elîm azabın" da nasıl gerçekleştiğini gösterecektir. Yani 49 ve 50. ayetlerin uygulamalı bir dersi gibidir.

Tarih Bilinci: Allah, Peygamberi aracılığıyla insanlığa sadece kurallar değil, o kuralların hayattaki karşılıklarını (kıssaları) anlatarak mesajın kalıcılığını sağlar.


اِذْ دَخَلُوا عَلَيْهِ فَقَالُوا سَلَامًاۜ قَالَ اِنَّا مِنْكُمْ وَجِلُونَ

İż deḣalû ‘aleyhi fekâlû selâmen kâle innâ minkum vecilûn(e)

52- “Hani onun yanına girip “ Selam” demişlerdi. O da: “Doğrusu biz sizden korkuyoruz” demişti."


Hicr Suresi 52. ayet, Hz. İbrahim’in hanesine giren gizemli misafirlerle olan ilk temasını ve o an yaşanan insani duyguyu tasvir eder. Bu ayet, mucizelerin bile bazen "endişe" perdesiyle başladığını gösterir.


Melekler, Hz. İbrahim’e genç ve tanınmayan erkekler suretinde gelmişlerdi. Bir önceki ayette "misafir" olarak tanımlanan bu grubun aniden içeri girmesi ve selam vermesi üzerine gelişen diyalog, peygamberlerin de birer insan olduğunu ve bilinmeyene karşı doğal bir refleks gösterdiklerini hatırlatır. Mekke müşriklerine şu mesaj verilir: "Allah'ın elçileri (melekler) geldiğinde önce bir sarsıntı yaşanır, ama o sarsıntının arkasında büyük bir müjde saklıdır."


Korkunun Sebebi (Vecel): Rivayetlerde (Taberî ve Kurtubî) Hz. İbrahim’in korkmasının birkaç sebebi zikredilir:

1. Yemek Yememeleri: Zâriyât Suresinde anlatıldığı üzere, Hz. İbrahim onlara hemen kızartılmış bir buzağı ikram etmiş ancak misafirlerin ellerini yemeğe uzatmadıklarını görmüştür. O dönemde misafirin yemek yememesi, "kötü bir niyetle/zarar vermek için geldikleri" şeklinde yorumlanırdı.

2. Vakitsiz Giriş: Meleklerin beklenmedik bir zamanda içeri girmeleri endişe yaratmıştır.

"Vecelün" (Ürperti/Kaygı) Kelimesi: Bu kelime, insanın içini kaplayan ani bir ürpertiyi ifade eder. Hz. İbrahim, onların melek olduğunu henüz anlamadığı için, insani bir korunma içgüdüsüyle bu endişesini dile getirmiştir.

Selamın Gücü: Meleklerin söze "Selam" (barış ve emniyet) ile başlaması, aslında niyetlerinin hayır olduğunun ilk işaretidir; ancak Hz. İbrahim’in kalbindeki o insani kaygı, mucizevi olanın heybetinden kaynaklanmaktadır.


Ayetin Mesajı:


Peygamberlerin İnsani Yönü: Ayet, peygamberlerin de korku, endişe ve şaşkınlık gibi duygulara sahip olduğunu vurgulayarak, onların ilahlaştırılmasının önüne geçer.

Dürüstlük ve Şeffaflık: Hz. İbrahim, karşısındakilere karşı dürüst davranmış ve içindeki endişeyi saklamadan "Sizden korkuyoruz" demiştir. Bu, samimi bir iletişimin örneğidir.

Zahirden Batına: Bazen Allah’ın rahmeti (müjde), ilk bakışta korkutucu veya endişe verici bir kılıfın içinde gelebilir. Sabreden ve o süreci doğru yönetenler, korkunun arkasındaki müjdeye ulaşırlar.


قَالُوا لَا تَوْجَلْ اِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَامٍ عَل۪يمٍ

Kâlû lâ tevcel innâ nubeşşiruke biġulâmin ‘alîm(in)

53- “Korkma” demişlerdi. “ Çünkü biz sana Bilgin bir oğlun olacağını müjdeliyoruz.”

Hicr Suresi 53. ayet, Hz. İbrahim’in kalbindeki o insani korkuyu (52. ayetteki ürpertiyi) dağıtan ve onun hayatını değiştirecek olan müjdenin bizzat verildiği ayettir. 

Hz. İbrahim'in "Sizden korkuyoruz" demesi üzerine melekler, hemen kimliklerini ve geliş amaçlarını açıklayarak ortamı sakinleştirmişlerdir. Bu ayet, Allah'ın elçilerinin (meleklerin) bir eve girmesinin her zaman bir helak veya ceza için olmadığını, bazen en büyük rahmetlerin müjdecisi olduklarını gösterir. Mekke'de zorluk çeken müminlere şu mesaj verilir: "Korkmayın! Sabrınızın sonu, Hz. İbrahim'in kucağına verilen o müjde gibi bereketli olacaktır."

Gulam-ı Alîm (Bilgin Bir Oğul): Müfessirlerin büyük çoğunluğu (Taberî, İbn Kesîr), buradaki müjdenin Hz. İshak olduğunu belirtirler. Çünkü Hz. İbrahim'in diğer oğlu Hz. İsmail, Saffat Suresinde (101. ayet) "Gulam-ı Halîm" (Yumuşak huylu bir oğul) olarak vasıflandırılmıştır.

- Alîm sıfatı, bu çocuğun sadece zeki değil, Allah katından bir hikmet ve ilimle donatılacağını (peygamberlik) önceden haber vermektedir.

"Lâ Tevcel" (Korkma): Meleklerin bu hitabı, sadece bir teselli değil, ilahi bir güvencedir. Rivayetlerde bu sözün ardından Hz. İbrahim'in kalbine bir genişlik (inşirah) geldiği ve misafirlerinin melek olduğunu o anda kesin olarak anladığı nakledilir.

Mucizenin Başlangıcı: Bu müjde geldiğinde Hz. İbrahim ve eşi Sâre oldukça yaşlıydı. Melekler, biyolojik imkansızlıkların Allah'ın takdiri karşısında hiçbir hükmünün olmadığını bu kısa cümleyle ilan etmişlerdir.

Ayetin Mesajı: 

Korkunun Yerini Müjdeye Bırakması: Din, insanı korkudan emniyete ulaştırma sürecidir. Hz. İbrahim'in anlık korkusu, ebedi bir sevinç müjdesiyle cevaplanmıştır.

Nitelikli Nesil Müjdesi: Allah sadece bir "çocuk" değil, "alim" bir çocuk müjdelemiştir. Bu, evladın hayırlı ve vasıflı olmasının, sadece var olmasından daha büyük bir nimet olduğuna işarettir.

Gaybın Haberi: Melekler, gelecekte doğacak olanın karakterini (alim olacağını) haber vererek, Allah'ın her şeye hâkimiyetini vurgulamışlardır.



قَالَ اَبَشَّرْتُمُون۪ي عَلٰٓى اَنْ مَسَّنِيَ الْكِبَرُ فَبِمَ تُبَشِّرُونَ

Kâle ebeşşertumûnî ‘alâ en messeniye-lkiberu febime tubeşşirûn(i)

54- “Dedi ki: “Ben kocamışken mi bana müjde veriyorsunuz, bana neyi müjdeliyorsunuz?”

Hicr Suresi 54. ayet, Hz. İbrahim’in aldığı mucizevi haber karşısında yaşadığı büyük şaşkınlığı ve insani mantık ile ilahi kudret arasındaki o ince çizgiyi yansıtan ayettir.

Melekler 53. ayette ona "bilgin bir oğul" (İshak) müjdesi vermişlerdi. Hz. İbrahim bu noktada, bir insan olarak biyolojik gerçekliği dile getirir. Kendisi çok yaşlanmış, eşi ise (diğer ayetlerden bildiğimiz üzere) hem yaşlı hem de kısırdır. Bu soru bir inkâr değil, hayret ve teyit sorusudur. Allah bu ayetle bize şunu gösterir: Sebep-sonuç dairesinde imkansız görünen şeyler, Allah’ın "Kün" (Ol) emri için hiçbir engel teşkil etmez.

-İbrahim (a.s.) Kaç Yaşındaydı?: Bazı rivayetlerde (İbn Abbas ve Katâde), Hz. İbrahim’in bu müjdeyi aldığında 100 veya 120 yaşlarında olduğu, eşi Sâre’nin ise 90-99 yaşlarında olduğu nakledilir. Bu yaşta çocuk sahibi olmak, tamamen mucizevi bir durumdur.

-"Mes-sel Kiber" (İhtiyarlığın Dokunması): Ayetteki "dokunma" ifadesi, yaşlılığın artık geri dönülemez bir şekilde bedene nüfuz ettiğini, gücün bittiğini anlatır. Hz. İbrahim, "Benim için fiziksel olarak bu kapı kapandı" demek istemiştir.

-Şaşkınlığın Mahiyeti: Müfessirler (Râzî), bu sorunun "Ben yaşlıyım, Allah nasıl çocuk verir?" şeklinde bir şüphe değil; "Bunu bu yaşta bana nasip eden Allah'ın hikmeti ne kadar büyüktür!" şeklinde bir hayret makamı olduğunu belirtirler.

Ayetin Mesajı:

-Mantık ve Mucize: İnsan aklı sebeplere takılır (yaşlılık = çocuk olmaz), ancak iman müsebbibe (sebepleri yaratan Allah'a) dayanır. Ayet, aklın bittiği yerde imanın başladığını hatırlatır.

-Dua ve Kabulü: Hz. İbrahim yıllarca çocuk için dua etmişti. Müjde en umulmadık zamanda, "artık olmaz" denilen noktada geldi. Bu, duaların asla karşılıksız kalmadığını, sadece "vakt-i merhun" (belirlenmiş vakit) beklendiğini öğretir.

-Samimiyet: İnsan, Rabbiyle olan diyaloğunda şaşkınlığını ve acziyetini dile getirebilir. Peygamberlerin bu insani halleri, bizim için büyük bir tesellidir.


قَالُوا بَشَّرْنَاكَ بِالْحَقِّ فَلَا تَكُنْ مِنَ الْقَانِط۪ينَ

Kâlû beşşernâke bilhakki felâ tekun mine-lkânitîn(e)

55- “Dediler ki: “Sana gerçek müjde veriyoruz. Öyleyse ümidini kesenlerden olma!”

Hicr Suresi 55. ayet, meleklerin Hz. İbrahim’in şaşkınlığına (54. ayet) verdiği, ilahi kudretin kesinliğini vurgulayan ve tüm insanlık için ümitsizliği yasaklayan bir "mühür" ayetidir.


Hz. İbrahim, 100 yaşını aşmış bir insan olarak "Bu ihtiyarlıkta mı müjdeliyorsunuz?" (54. ayet) diye sorunca, melekler bu durumun bir hayal veya temenni değil, "Hak" (değişmez gerçek) olduğunu hatırlatırlar. Mekke’de sayıca az olan ve "Biz nasıl galip geleceğiz?" diye düşünen müminlere şu mesaj verilir: Allah bir şeyi murad ettiğinde sebepler susar. O’nun vaadi haktır; şartlar ne kadar imkansız görünürse görünsün, asla ümit kesilmemelidir.


-"Bi’l-Hakkı" (Gerçekle) İfadesi: Müfessirler (Râzî, Zemahşerî), buradaki "Hak" kelimesinin Allah’ın ezeli ilmini ve sarsılmaz takdirini temsil ettiğini belirtirler. Melekler, "Biz kendi görüşümüzü değil, varlığı yaratanın kesin emrini getirdik" demektedirler.

-Kanıtîn (Ümidini Kesenler): Rivayetlerde bu kelimenin "hayır ve rahmetten tamamen umudunu kesen, kalbi kararan" kişileri ifade ettiği nakledilir. Melekler, Hz. İbrahim gibi bir tevhid önderine bu hitabı yaparak, aslında onun üzerinden tüm insanlığa "En zor anda bile Allah'ın rahmetinden şüphe etmeyin" dersi vermektedirler.

-Ümit ve İman İlişkisi: Bazı rivayetlerde İbn Abbas’ın bu ayete dayanarak; "Müminin lügatinde ümitsizlik yoktur, çünkü o her şeyi yoktan var edene inanır" dediği nakledilir.


Ayetin Mesajı:


Allah’ın Vaadi Sarsılmazdır: İnsan aklı olayları "olabilir" veya "olamaz" diye ayırır. Ancak Allah için sadece "Ol" vardır. Müjde bir kez gelmişse, fiziksel şartların (yaşlılık, hastalık, fakirlik) hükmü kalmaz.

Ümitsizlik Yasaktır: Ayet, ümitsizliği (kanat) adeta bir karakter özelliği olarak reddeder. Ümitsizlik, Allah’ın kudretini sınırlı görmek demektir; bu yüzden imanın zıddıdır.

Gerçekliğin Kaynağı: Meleklerin "Seni hak ile müjdeledik" demesi, vahyin ve ilahi haberlerin hayalperestlik değil, en yalın gerçeklik olduğunu vurgular.


قَالَ وَمَنْ يَقْنَطُ مِنْ رَحْمَةِ رَبِّه۪ٓ اِلَّا الضَّٓالُّونَ


Kâle vemen yaknetu min rahmeti rabbihi illâ-ddâllûn(e)


56- “Dedi ki: “Sapıklardan başka rabbinin rahmetinden kim ümidi keser?


Hicr Suresi 56. ayet, Hz. İbrahim’in meleklerin "Ümidini kesenlerden olma" uyarısına verdiği, hem edep dolu hem de tevhidi bir hakikati haykıran cevabıdır. Bu ayet, İslam düşüncesindeki ümit ve dalalet ilişkisini net bir şekilde çizer.

Melekler bir önceki ayette "Ümidini kesenlerden olma" (55. ayet) deyince, Hz. İbrahim bu sözü yanlış anlaşılmaya yer bırakmayacak şekilde cevaplar. O, aslında yaşlılığını söylerken ümitsiz olduğu için değil, mucizenin büyüklüğüne olan hayreti için sormuştu. Bu ayetle İbrahim (a.s.), ümitsizliğin bir mümin sıfatı olamayacağını, bunun ancak yolunu şaşırmışların (dalalet) bir vasfı olduğunu ilan eder.

Dalalet ve Ümitsizlik İlişkisi: Müfessirler (Taberî ve Kurtubî), "Dâllûn" (Sapıklardan/Yolunu şaşıranlardan) ifadesinin, Allah’ın kudretini ve merhametinin genişliğini bilmeyenleri temsil ettiğini belirtirler. Allah’ı hakkıyla tanıyan bir kalp için ümitsizlik, mantıksal bir imkansızlıktır.

İbn Abbas Rivayeti: İbn Abbas’tan (r.a.) nakledildiğine göre; "Büyük günahların en büyüğü, Allah’a ortak koşmak, Allah’ın tuzağından emin olmak (rehavet) ve Allah’ın rahmetinden ümit kesmektir." Hz. İbrahim bu ayetle, Allah’ın her şeye gücü yettiğine olan sarsılmaz imanını teyit etmiştir.

Marifetullah (Allah'ı Tanıma): Rivayetlerde, Hz. İbrahim’in "Rabbim" (Rabbihi) kelimesini özellikle seçtiğine dikkat çekilir. "O benim Rabbimdir; beni yoktan var eden, terbiye eden ve her an rızıklandırandır. O'nu böyle tanıyan birisi nasıl olur da O'nun rahmetinden şüphe eder?" mesajı verilmektedir.

Ayetin Mesajı:

Ümitsizlik Bir İnanç Sorunudur: Ayet, ümitsizliği sadece psikolojik bir durum değil, teolojik bir sapma (dalalet) olarak niteler. Çünkü ümit kesmek, (hâşâ) Allah'ın gücünün bir şeye yetmediğini veya merhametinin bittiğini iddia etmektir.

Müminin Şiarı Ümittir: Mümin, şartlar ne kadar ağır olursa olsun "çıkış kapısını" her zaman Allah'ın rahmetinde görür. Hz. İbrahim'in bu sözü, tüm zamanların müminleri için bir motto niteliğindedir.

Hayret ile Ümitsizlik Arasındaki Fark: Ayet bize şunu öğretir: Bir mucizeye veya büyük bir rahmete şaşırmak (hayret) insani bir reflekstir ve caizdir; ancak "Bu artık olmaz" demek (yeis) dalalettir.


قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ اَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ


Kâle femâ ḣatbukum eyyuhâ-lmurselûn(e)


57- “Dedi ki: “Ey Elçiler, asıl maksadınız nedir?” 

Hicr Suresi 57. ayet, Hz. İbrahim’in (a.s.) o muazzam ferasetiyle meleklerin gelişinin sadece bir "müjde" ile sınırlı olmadığını sezdiği ve asıl "büyük meseleyi" sorduğu andır.

Hz. İbrahim, meleklerin heybetinden ve geliş şekillerinden, bu ziyaretin sadece bir çocuk müjdesinden ibaret olmadığını anlamıştı. "Gulam-ı Alîm" müjdesiyle kalbi mutmain olduktan sonra, bir peygamber sorumluluğuyla asıl büyük görevi sorgular. Ayette geçen "Hatb" kelimesi; sıradan bir iş değil, sarsıcı, büyük ve üzerinde durulması gereken önemli mesele anlamına gelir.

Feraset ve Seziş: Tefsir kaynaklarında (Râzî, İbn Kesîr) ifade edildiğine göre; gökten inen meleklerin bu kadar kalabalık ve heybetli gelmesi, genellikle ya büyük bir müjde ya da büyük bir helak içindir. Hz. İbrahim, müjdeyi aldıktan sonra, "Bu kadar büyük bir elçi grubunun gelişi sadece benim şahsi sevincim için olamaz, dünyayı ilgilendiren başka bir durum mu var?" diye sormuştur.

Lût Kavmi ile Bağlantı: Rivayetlere göre Hz. İbrahim, yeğeni Hz. Lût'un kavminin azgınlıklarını biliyor ve onlar için endişeleniyordu. Bu sorusuyla, meleklerin o bölgeye gidip gitmeyeceklerini teyit etmek istemiştir.

Mürselûn (Gönderilmiş Elçiler): Hz. İbrahim artık onlara "misafir" değil, "elçiler" (mürselûn) diye hitap eder. Bu, onların ilahi bir görev için yetkilendirildiklerini tamamen kabul ettiğinin ve onlara duyduğu hürmetin bir göstergesidir.

Ayetin Mesajı:

Müminin Uyanıklığı: Bir mümin, şahsi sevinçlerine dalıp toplumsal sorunları ve ilahi gidişatı unutmamalıdır. Hz. İbrahim, çocuk müjdesinin sevincini yaşarken bile "Ümmet ve dünya için ne haber var?" diye sormuştur.

İlahi Dengenin İşleyişi: Melekler bir eve "rahmet" (İbrahim'e müjde) götürürken, aynı yolculukta bir başka yere "adalet" (Lût kavmine azap) götürebilirler. Allah'ın elçileri hem müjdeyi hem uyarıyı aynı anda taşırlar.

Görevin Ciddiyeti: "Hatb" kelimesinin seçilmesi, meleklerin getirdiği diğer haberin ne kadar ağır ve sarsıcı olduğunun (helak haberi) ön sinyalidir.


قَالُٓوا اِنَّٓا اُرْسِلْنَٓا اِلٰى قَوْمٍ مُجْرِم۪ينَۙ


Kâlû innâ ursilnâ ilâ kavmin mucrimîn(e)


58- “Dediler ki: “Biz günahkar bir kavme gönderildik.”


Hicr Suresi 58. ayet, meleklerin Hz. İbrahim’e geliş amaçlarının ikinci ve karanlık yüzünü açıkladıkları ayettir. Müjde safhası bitmiş, şimdi bir kavmin tarih sahnesinden silineceği o sarsıcı hüküm bildirilmektedir.


Hz. İbrahim’in "Asıl göreviniz nedir?" sorusuna (57. ayet) melekler net bir cevap verirler. Burada bahsedilen "suçlu kavm", Hz. Lût’un peygamber olarak gönderildiği ve ahlaksızlıkta, haddi aşmada sınır tanımayan Sodom ve Gomore halkıdır. Ayet, ilahi adaletin bir yasasını hatırlatır: Allah, bir kavme rahmetini (İbrahim’e müjdeyi) gönderirken, aynı zamanda adaletiyle suçluları cezalandırmak üzere de harekete geçer.


"Mücrimîn" (Suçlular) Sıfatı: Müfessirler (Taberî, Kurtubî), buradaki "mücrim" kelimesinin sadece basit bir günahı değil; şirki, ahlaksızlığı ve peygambere meydan okumayı içine alan sistemli bir kötülüğü ifade ettiğini belirtirler. Rivayetlere göre melekler bu kavmin adını anmak yerine onları "suçlular" olarak nitelerler, çünkü onların bu sıfatı kimliklerinin önüne geçmiştir.

Lût Kavmi ile İlişki: Tefsirlerde, Hz. İbrahim'in bu cevabı alınca çok üzüldüğü ve yeğeni Hz. Lût için endişelendiği nakledilir. Melekler ise bu endişeyi bir sonraki ayette gidereceklerdir.

Gönderilme Amacı: "Urselnâ" (Gönderildik) ifadesi, bu helak kararının meleklerin kendi tercihi değil, Allah’ın sarsılmaz bir hükmü olduğunu vurgular.


Ayetin Mesajı:


Kötülüğün Bir Sonu Vardır: Allah mühlet verir ama ihmal etmez. "Mücrim" sıfatı bir kavmin üzerine mühürlendiğinde, ilahi elçilerin o yere inişi artık rahmet için değil, azap içindir.

Rahmet ve Azap Arasındaki İnce Çizgi: Aynı melekler bir yandan müjde taşırken diğer yandan helak taşımaktadırlar. Bu, Allah’ın mülkünde her şeyin bir denge üzerinde yürüdüğünü gösterir.

Kollektif Suç ve Ceza: Ayet, bir topluluğun ortaklaşa işlediği kötülüklerin (mücrimîn çoğul kullanılmıştır), o topluluğu kolektif bir cezaya sürükleyeceğini ihtar eder.



اِلَّٓا اٰلَ لُوطٍۜ اِنَّا لَمُنَجُّوهُمْ اَجْمَع۪ينَۙ


İllâ âle lûtin innâ lemuneccûhum ecme’în(e)

59- “Şu kadar ki, Lut ailesi bunların dışındadır. biz onların hepsini Elbette kurtaracağız.”

Hicr Suresi 59. ayet, azgın bir toplumun üzerine inecek olan büyük felaketin içinde, Allah’ın sadık kullarını nasıl koruyup gözettiğini gösteren bir "kurtuluş garantisi" ayetidir.

Melekler bir önceki ayette (58) "suçlu bir kavmi" helak etmeye geldiklerini söyleyince, Hz. İbrahim’in kalbindeki en büyük sızı olan "Peki ya oradaki müminler ve yeğenim Lût ne olacak?" sorusuna bu ayetle cevap verilmiştir. Bu ayet, ilahi adaletin en temel kurallarından birini beyan eder: Kurunun yanında yaş yanmaz. Allah bir toplumu cezalandırırken, o toplumun içindeki masumları ve kendine itaat edenleri ayırt eder.

"Âl-i Lût" (Lût’un Ailesi) Kimdir?: Müfessirler (İbn Kesîr, Taberî), buradaki "aile" kavramının sadece kan bağı olanları değil, Hz. Lût’a iman eden ve onun yolundan giden az sayıdaki mümini de kapsadığını belirtirler. Nitekim Hz. Lût’un eşi kan bağıyla aileden olmasına rağmen, imansızlığı sebebiyle bu "kurtuluş" dairesinin dışında bırakılmıştır (60. ayet).

"Lemuneccûhum" (Mutlaka Kurtaracağız): Ayetteki Arapça vurgu (lâm ve nûn-u müşeddede), kurtuluşun kesinliğini ve hiçbir şüpheye yer olmadığını ifade eder. Melekler, "Biz bu iş için görevlendirildik, bir tanesini bile geride bırakmayacağız" güvencesini vermişlerdir.

Lût (a.s.)’ın Durumu: Rivayetlerde, Hz. İbrahim’in meleklerle pazarlık ederek; "Orada üç yüz mümin varsa mı? Yüz mümin varsa mı? Hatta bir mümin (Lût) varsa mı?" diye sorduğu, meleklerin ise her defasında "Biz orada kimin olduğunu çok iyi biliyoruz" dedikleri nakledilir.

Ayetin Mesajı:

Kişisel Sorumluluk: İnsan, içinde bulunduğu toplum ne kadar bozulursa bozulsun, kendi istikametini koruduğu sürece ilahi koruma altındadır. Toplumun genel helakı, ferdi takvayı yok etmez.

Allah’ın Sadakati: Allah, Kendisine sığınan ve emirlerini tutan kullarını, en şiddetli fırtınaların (helakların) ortasında bile selamete çıkaracağını vaat eder.

Seçilmişlik ve Ayrışma: Hak ile batılın savaşı her zaman bir "ayrışma" ile biter. Bu ayet, gece karanlığı basmadan önce müminlerin o karanlık coğrafyadan nasıl çekip çıkarılacağının müjdesidir.



اِلَّا امْرَاَتَهُ قَدَّرْنَٓاۙ اِنَّهَا لَمِنَ الْغَابِر۪ينَ۟


İllâ-mraetehu kaddernâ(ﻻ) innehâ lemine-lġâbirîn(e)


60- “Karısı müstesna. karısının Geride kalanlar arasında bulunmasını Mukadder kıldık.”


Hicr Suresi 60. ayet, Kur'an-ı Kerim'in en ibretlik sahnelerinden biridir. Bir peygamberin en yakınında bulunmanın bile, şahsi iman ve sadakat olmadığı sürece kişiyi kurtarmaya yetmeyeceğini anlatan, ilahi adaletin tavizsiz yüzünü gösteren bir ayettir.


Bir önceki ayette Hz. Lût'un tüm ailesinin kurtarılacağı söylenmişti. 60. ayet bu genel hükme sarsıcı bir "istisna" (illâ) getirir. Hz. Lût'un karısı, bir peygamber eşi olmasına rağmen, kalbiyle ve eylemleriyle o "suçlu kavme" (mücrimîn) aitti. Mekke'deki müşriklere şu mesaj verilir: "Soyunuzun Hz. İbrahim'e dayanması veya kutsal bir şehre komşu olmanız sizi kurtarmaz. Kurtuluş, peygambere yakınlıkta değil, peygamberin yoluna sadakattedir."


Neden Helak Oldu?: Rivayetlerde (Taberî, Kurtubî) bu kadının ahlaksızlığı bizzat yapmadığı, ancak o azgın kavmin yaptıklarını onayladığı ve onlara casusluk yaptığı nakledilir. Eve bir misafir (melekler) geldiğinde, dışarıdaki suçlu gruba işaret vererek onları haberdar ettiği söylenir. Kötülüğe rıza göstermek, kötülüğü işlemekle eş değer tutulmuştur.

"Kaddernâ" (Takdir Ettik): Bu ifade, helak kararının rastgele bir kaza değil, o kadının tercihlerine karşılık Allah’ın adaletle verdiği kesin bir hüküm olduğunu gösterir.

"Gâbirîn" (Geride Kalanlar): Bu kelime; toz toprak içinde kalan, arkada bırakılan ve yok olup gidenler demektir. Müminler seher vaktinde o şehirden güvenle çıkarken, o kadının kalbi o şehirde kaldığı için bedeni de azabın içinde bırakılmıştır.


Ayetin Mesajı:


İmanda Şahsilik: Kimse bir başkasının imanıyla kurtulamaz. Hz. Nuh'un oğlu ve Hz. Lût'un karısı örnekleri, "peygamber yakını olma" imtiyazının Allah katında bir geçerliliği olmadığını kanıtlar.

Kötülüğe Taraftar Olmak: Bir toplumun günahlarına engel olamıyorsanız bile, kalben onlardan ayrışmanız gerekir. Lût'un karısı, zalimlerin safında durduğu için onlarla aynı akıbete uğramıştır.

Sadakat Testi: Ayet, en mahrem ilişkilerde bile (eş olmak gibi) aslolanın "hakikate sadakat" olduğunu hatırlatır.




فَلَمَّا جَٓاءَ اٰلَ لُوطٍۨ الْمُرْسَلُونَۙ


Felemmâ câe âle lûtin(i)-lmurselûn(e)

61- “Elçiler Lut ailesine varınca;”

Hicr Suresi 61. ayet, kıssanın mekân değiştirdiği ve olayların zirve noktasına doğru tırmandığı geçiş ayetidir. Melekler, Hz. İbrahim’e müjdeyi verip helak haberini paylaştıktan sonra, asıl görev yerleri olan Sodom şehrine, Hz. Lût’un yanına varmışlardır.

Sure buraya kadar Hz. İbrahim ile melekler arasındaki diyaloğu işledi. 61. ayetle birlikte kamera artık Hz. Lût’un evine çevrilir. Bu ayet, ilahi hükmün (hem kurtuluşun hem de azabın) uygulama safhasına geçtiğini gösterir. Meleklerin Hz. Lût’un yanına gelişi, o azgın kavim için tanınan "mühletin" bittiği ve "vaktin" geldiği andır.

Meleklerin Geliş Şekli: Rivayetlere göre (İbn Kesîr, Taberî), melekler Hz. Lût’un yanına da tıpkı Hz. İbrahim’e geldikleri gibi, son derece yakışıklı ve nurlu gençler suretinde gelmişlerdir. Bu durum, Hz. Lût için büyük bir imtihan ve endişe kaynağı olmuştur; çünkü kavminin bu tür yabancılara karşı ahlaksızca saldırganlığını bilmektedir.

Lût (a.s.)’ın Habersizliği: Hz. İbrahim onların melek olduğunu bir süre sonra anlamıştı, ancak rivayetler Hz. Lût’un başlangıçta onların melek olduğunu bilmediğini, onları korunmaya muhtaç "insan misafirler" sanarak büyük bir telaşa kapıldığını nakleder.

"Âl-i Lût" (Lût'un Ailesi) Vurgusu: Ayette elçilerin doğrudan "Lût'a" değil, "Lût'un ailesine" geldiği söylenir. Bu, meleklerin o evi bir bütün olarak (müminler topluluğu olarak) koruma altına aldıklarına ve operasyonun tüm evi kapsayacağına işarettir.

Ayetin Mesajı:

Zamanın Dolması: Kötülükte ısrar eden toplumlar için meleklerin inişi, dönüşü olmayan bir sürecin başladığını simgeler.

Elçilerin Heybeti: Ayette melekler için yine "elçiler" (mürselûn) ifadesi kullanılır. Bu, onların oraya kendi iradeleriyle değil, Allah’ın sarsılmaz "mühürlü" emriyle geldiklerini vurgular.

Huzur ve Korku Arasında: Bir önceki sahnede Hz. İbrahim’in evinde "müjde" rüzgarı eserken, şimdi Hz. Lût’un evinde hem "kurtuluş" hem de "büyük bir fırtına öncesi sessizlik" hakimdir.



قَالَ اِنَّكُمْ قَوْمٌ مُنْكَرُونَ


Kâle innekum kavmun munkerûn(e)

62- “Lut: “Doğrusu siz, tanımadık kimselersiniz.” dedi.”

Hicr Suresi 62. ayet, Hz. Lût’un (a.s.) o karanlık ve ahlakın çöktüğü toplumda, aniden kapısında beliren bu nurlu ama tanımadığı gençleri gördüğünde yaşadığı derin endişeyi yansıtır.

Melekler, Hz. İbrahim’den ayrılıp Hz. Lût’un yanına geldiklerinde, Lût (a.s.) onların melek olduğunu henüz bilmiyordu. Onları, dışarıdan gelen savunmasız ve yakışıklı gençler olarak gördü. Şehrindeki insanların yabancılara karşı uyguladığı sapkın ve vahşi adetleri bildiği için, bu gençlerin gelişi onu sevindirmekten ziyade, başlarına bir şey gelmesinden korktuğu için dehşete düşürdü.

"Münkerûn" (Yabancı/Tanınmayan) Kelimesi: Müfessirler (Râzî, Kurtubî), bu kelimenin sadece "sizi tanımıyorum" demek olmadığını, aynı zamanda "Sizin bu şehre gelmeniz tehlikelidir, burası güvenli bir yer değil" uyarısını içinde barındırdığını belirtirler.

Lût (a.s.)'ın Kaygısı: Rivayetlere göre Hz. Lût, bu misafirleri koruyamayacağından endişe ederek onlara şehre girmemelerini veya hemen gitmelerini ima etmiştir. Hatta bazı rivayetlerde, misafirlere kavminin ne kadar kötü olduğunu üç kez tekrarlayarak onları uzaklaştırmaya çalıştığı nakledilir.

Güzellik İmtihanı: Meleklerin çok güzel birer genç suretinde gelmesi, hem Hz. Lût için bir sabır imtihanıydı hem de o sapkın kavmin son suçunu işlemesi (kendi elleriyle cezayı davet etmeleri) için kurulmuş ilahi bir mizansendi.

Ayetin Mesajı:

Peygamberlik Sorumluluğu: Hz. Lût, kendi canından çok misafirlerinin canını ve onurunu düşünmektedir. Bu, peygamberlerin ne kadar şefkatli ve fedakar olduğunu gösterir.

Kötülüğün Bilinci: Bir peygamber, içinde yaşadığı toplumun zaaflarını ve tehlikelerini çok iyi bilir. Hz. Lût’un bu "yabancılaştırma" çabası, aslında bir koruma refleksidir.

Zahiri Algı: İnsan olayları dış görünüşüne göre değerlendirir. Lût (a.s.) karşısında "savunmasız gençler" gördüğünü sanıyordu, oysa onlar kainatın en güçlü ordusunun elçileriydi.



قَالُوا بَلْ جِئْنَاكَ بِمَا كَانُوا ف۪يهِ يَمْتَرُونَ


Kâlû bel ci/nâke bimâ kânû fîhi yemterûn(e)

63- “Onlar dediler ki: “Biz sana sadece onların şüphe edip durdukları şeyi getirdik.”

Hicr Suresi 63. ayet, meleklerin Hz. Lût’un o derin endişesini (62. ayet) dindirdikleri ve geliş amaçlarını en net şekilde ortaya koydukları "hakikat" ayetidir.

Hz. Lût, kavminin bu nurlu gençlere zarar vermesinden korkuyordu. Melekler ise söze "Bel" (Hayır, tam tersine) diyerek başladılar. "Biz senin korktuğun gibi savunmasız değiliz; biz, kavminin 'Hadi getir de görelim' diyerek yıllardır alay ettiği, şüpheyle karşıladığı o büyük azabın bizzat taşıyıcılarıyız" mesajını verdiler. Bu ayet, inkârcıların "vakit gelmez" sanarak alay ettikleri tehditlerin, Allah katında bir takvimi olduğunu hatırlatır.

"Yemterûn" (Şüphe ve Tartışma): Müfessirler (Taberî, İbn Kesîr), Lût kavminin Hz. Lût'a sürekli meydan okuduğunu naklederler. İsyankarlar; "Eğer doğru sözlülerden isen, bize Allah'ın azabını getir!" (Ankebût, 29) diyerek dalga geçiyorlardı. Melekler, "İşte o alay edip tartıştıkları azabı şimdi getirdik" diyerek hükmün kesinleştiğini bildirdiler.

Korkunun Giderilmesi: Meleklerin bu cevabı üzerine Hz. Lût'un kalbindeki o insani kaygı sona erdi. Misafirlerinin kendi korumasına muhtaç insanlar değil, kendisini ve müminleri kurtarmaya gelmiş ilahi memurlar olduğunu anladı.

Azabın Yakınlığı: Rivayetlerde, meleklerin bu sözü söyledikten sonra Hz. Lût’a vakit kaybetmemesi gerektiğini, sabaha karşı o kavmin işinin bitirileceğini fısıldadıkları belirtilir.

Ayetin Mesajı:

Meydan Okumanın Sonu: İnsan, Allah'ın azabı gelene kadar mühlet içindedir; ancak azap kapıya dayandığında artık tartışma ve şüphe biter, yerini çıplak gerçeğe bırakır.

Peygamberin Haklılığı: Yıllarca "Yalan söylüyorsun" denilen bir peygamber için bu haber, bir yandan hüzün (kavminin yok oluşu) bir yandan da davasının haklılığının kanıtıdır.

İnkârın Bedeli: Ayet, sadece Lût kavmine değil, her çağın inkârcısına seslenir: "Gecikmesi, gelmeyeceği anlamına gelmez."



وَاَتَيْنَاكَ بِالْحَقِّ وَاِنَّا لَصَادِقُونَ


Veeteynâke bilhakki ve-innâ lesâdikûn(e)

64- “Biz sana gerçekle geldik. Biz şüphesiz doğru söyleyenleriz.”

Hicr Suresi 64. ayet, meleklerin Hz. İbrahim’e ve ardından Hz. Lût’a verdikleri haberlerin sıradan birer öngörü değil, Allah katından gelen ve geri dönüşü olmayan kesin hükümler olduğunu ilan eden ayettir.

Hz. Lût, misafirlerinin (meleklerin) kimliğini ve o sarsıcı haberi öğrendiğinde (63. ayet), melekler bu durumu pekiştirmek için 64. ayeti söylerler. Bu ifade, Hz. Lût’un kalbindeki her türlü tereddütü giderir. Mekke müşriklerine ise şu mesaj verilir: "Muhammed’in (ﷺ) size getirdiği uyarılar birer masal değil; tıpkı Lût kavmine gelen elçilerin getirdiği o 'Hak' gibi, kaçınılmaz bir gerçektir."


"Bil-Hakkı" (Gerçekle/Hakla) Gelmek: Müfessirler (İbn Kesîr, Kurtubî), buradaki "Hak" kavramının iki anlama geldiğini belirtirler:

1. Adalet: Yani bu azap, o kavme haksız yere değil, işledikleri suçların tam karşılığı olarak, ilahi adalet gereği verilmiştir.

2. Kesinlik: Bu hüküm artık değişmez, ertelenmez ve iptal edilemez.

"İnnâ le-sâdikûn" (Biz Sadıklarız): Rivayetlere göre melekler, "Biz Allah'ın nezdinde ne yazılmışsa, ne emredilmişse onu söylüyoruz; bizim sözümüzde hilaf (yalan/yanlışlık) olması imkansızdır" diyerek Hz. Lût'un zihnini netleştirmişlerdir.

Vakit Daralıyor: Bu ayetin söylenme anı, tefsirlerde "vaktin artık tamamen dolduğu" an olarak tasvir edilir. Melekler bu sözle Hz. Lût'a "Artık hüzünlenmeyi bırak ve hazırlıklara başla" demiş olmaktadırlar.


Ayetin Mesajı:


Vahyin Sarsılmazlığı: Allah'tan gelen haberler, insan duygularından veya ihtimallerden bağımsızdır. Bir şey "Hak" olarak nitelenmişse, o artık gerçekleşmiş sayılır.

Doğruluğun Tasdiki: Peygamberler hayatları boyunca "doğru sözlü" olduklarını anlatmaya çalışırlar. Burada melekler, peygamberin yıllardır söylediği "Azap gelecek" sözünü "Biz sadıklarız/doğruyu getirdik" diyerek bizzat mühürlemişlerdir.

Güven ve Teslimiyet: Bu ayet, zor durumda kalan mümin için en büyük tesellidir. Allah'ın vaadinin "Hak" olduğunu bilmek, en karanlık gecede bile (Hz. Lût'un o gece şehirden çıkışı gibi) insana güven verir.




فَاَسْرِ بِاَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِنَ الَّيْلِ وَاتَّبِعْ اَدْبَارَهُمْ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنْكُمْ اَحَدٌ وَامْضُوا حَيْثُ تُؤْمَرُونَ


Feesri bi-ehlike bikit’in mine-lleyli vettebi’ edbârahum velâ yeltefit minkum ehadun vemdû hayśu tu/merûn(e)

65-“O halde geceleyin bir ara aileni yola çıkar. Sen de arkalarından git. Hiçbiriniz arkaya bakmasın ve emrolunduğunuz yere doğru yürüyün.”

Hicr Suresi 65. ayet, helak emrinin gelmesinden hemen sonra müminlerin nasıl bir stratejiyle kurtarılacağını belirleyen, adeta ilahi bir "tahliye operasyonu" emridir.


Melekler, 64. ayette "gerçekle geldiklerini" söyledikten sonra, Hz. Lût'a can güvenliğini sağlaması için yapması gerekenleri birer birer sıralarlar. Şehir, sabah vakti altüst edilecektir; bu yüzden gece bitmeden orayı terk etmeleri gerekir. Mekke'de zulüm gören müminler için bu ayet, ilerde yaşayacakları Hicret yolculuğunun bir prototipidir: "Vakti geldiğinde arkanıza bakmadan yola çıkın."


İbni Kesir ve Resulullah  (ﷺ)in aynı şekilde ashabının önünden gönderdiğine dikkat çekmekte ve şöyle demektedir: “Resulullah (ﷺ) gaza da aynı şekilde yapmakta idi. O ordusunun arkasından gider, zayıf olanı kafileye yetiştirecek şekilde gönderir ve kafileden uzak düşmüş, yanlış kalmış Kimseyi de bineğine alırdı.” Hatta Hz Peygamber (ﷺ)in daima sünneti böyle olmuştur. O ashabının önünden gönderir ve kendisi de: “ arkamı da melekler için boş bırakınız.” derdi.


"Fesri Bi Ehlike" (Aileni Gece Yürüt): Rivayetlerde (Taberî, Kurtubî), Hz. Lût'un iki kızı ve ona iman eden az sayıdaki kişiyle birlikte yola çıktığı nakledilir. "Esrâ" kelimesi gece yürüyüşünü ifade eder; bu, düşman (kavmi) fark etmeden sessizce uzaklaşmak içindir.


"Vettebi' Edbârahum" (Arkalarından Git): Melekler Hz. Lût’a, ailesinin önüne değil arkasına geçmesini emrederler. Bunun iki hikmeti zikredilir:

1. Bir çoban gibi sürüsünü kollamak, geride kimsenin kalmadığından emin olmak.

2. Korkup geri dönmeye yeltenen olursa ona engel olmak ve topluluğa güven vermek.

"Lâ Yeltefit" (Arkanıza Bakmayın): En dikkat çekici emir budur. Müfessirler bunun hem fiziksel hem de kalbi bir anlamı olduğunu söylerler:

- Fiziksel: Geride kalanların çığlıklarını duyunca dehşete kapılmamak ve hız kaybetmemek için.

- Manevi: Allah'ın azabına mahkûm olmuş o toplumla olan tüm bağları koparmak, geçmişe özlem duymamak için.

"Vemzû Haysü Tü'merûn" (Emrolunduğunuz Yere Gidin): Melekler onlara güvenli bir bölge (muhtemelen Şam/Suriye tarafı) işaret etmişler ve hedef odaklı olmalarını istemişlerdir.


Ayetin Mesajı:


Kesin Kopuş: Kurtuluş, bazen içinde bulunduğun kötü ortamı tamamen ve "arkana bakmadan" terk etmeyi gerektirir. Kararsızlık, felaketi beraberinde getirir.

Liderlik Sorumluluğu: Hz. Lût’un en arkadan gitmesi, liderin zor anlarda halkını/ailesini önceliklendirmesi ve onları koruma altına alması gerektiğinin bir dersidir.

Allah'ın Himayesi: Allah, sevdiği kulunu karanlığın içinden çekip çıkarırken ona adım adım ne yapması gerektiğini de ilham eder.


وَقَضَيْنَٓا اِلَيْهِ ذٰلِكَ الْاَمْرَ اَنَّ دَابِرَ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ مَقْطُوعٌ مُصْبِح۪ينَ


Vekadaynâ ileyhi żâlike-l-emra enne dâbira hâulâ-i maktû’un musbihîn(e)

66- “Böylece ona şunu bildirdik: “Bunlar sonları kesilmiş olarak sabahı edeceklerdir.”

Hicr Suresi 66. ayet, Hz. Lût’un o dehşet dolu gecede aldığı son ve kesin talimattır. Bu ayet, bir kavmin tarih sahnesinden siliniş fermanının tebliğ edildiği andır.

Melekler Hz. Lût’a tahliye planını (65. ayet) verdikten sonra, bu 66. ayetle "operasyonun" sonucunu net bir şekilde ilan ederler. "Ve kadaynâ" (Biz hükmettik/bitirdik) ifadesi, bu kararın tartışmaya kapalı, ilahi bir yargı (kaza) olduğunu vurgular. Mekke’de sayıca az olan ve müşriklerin baskısından bunalan müminlere bu ayetle şu mesaj verilir: "Zulüm ne kadar şaşaalı görünürse görünsün, Allah bir kez 'Hükmettim' dedi mi, o gücün yerle bir olması sadece bir sabah vaktine bakar."


"Dâbir" (Kök/Arka): Müfessirler (İbn Kesîr, Taberî), "dâbir" kelimesinin bir şeyin en sonu, arkası veya kökü anlamına geldiğini belirtirler. Ayetteki bu ifade, cezalandırmanın sadece "bazılarını" değil, o sapkın topluluğun sistemini, neslini ve izlerini tamamen yok edeceğini anlatır. Bir ağacın kökünden sökülüp kuruması gibi, onlardan hiçbir eser kalmayacaktır.

"Maktûun" (Kesilmiş): Bu kelime, kopuşun sertliğini ve kesinliğini ifade eder. Artık ne bir af ne de bir mühlet söz konusudur.

"Musbihîn" (Sabaha Çıkarken): Azabın vakti "sabah" olarak belirlenmiştir. Rivayetlere göre; gece boyunca Hz. Lût ve müminler şehirden uzaklaşırken, güneşin ilk ışıklarıyla birlikte helak fırtınası başlamıştır. Sabahın seçilmesi, inkârcıların en gafil olduğu ve günün aydınlığıyla suçlarının yüzlerine vurulacağı an olmasındandır.

Lût (a.s.)'ın Bilgilendirilmesi: Meleklerin bu hükmü özellikle Hz. Lût'a "vahyettik/bildirdik" demesi, onun kalbinin artık tamamen mutmain olması ve geride kalanlara acıma hissiyle vaktini boşa harcamaması içindir.


Ayetin Mesajı:


Adaletin Tecellisi: Suçta ısrar eden ve peygamberi yalanlayan bir toplum, kendi sonunu hazırlar. Allah’ın "kaza"sı (hükmü), o toplumun tüm dayanaklarını (köklerini) kurutur.

Kötülüğün Tasfiyesi: Ayet, yeryüzünün kötülükten temizlenmesini "kökü kesilmek" olarak tasvir ederek, bu tür toplulukların insanlık bünyesindeki bir ur/tümör gibi olduğunu ve cerrahi bir müdahale ile (azapla) temizlendiğini ima eder.

Zamanlama Manidardır: Sabah, normalde dirilişin ve umudun vaktidir; ancak zalimler için bu vakit, karanlığın ebedi başlangıcına dönüşebilir.


وَجَٓاءَ اَهْلُ الْمَد۪ينَةِ يَسْتَبْشِرُونَ


Vecâe ehlu-lmedîneti yestebşirûn(e)

67- “Şehir halkı sevinerek geldiler.”

Hicr Suresi 67. ayet, kıssanın en gerilimli ve utanç verici sahnelerinden birine kapı aralar. Melekler içeride Hz. Lût’a helak haberini ve kurtuluş planını anlatırken, dışarıda ahlaki çöküşün zirvesindeki kavim, yeni bir "av" bulmuş olmanın heyecanıyla harekete geçmiştir.

Buradaki "şehir halkı", Hz. Lût’un peygamber olarak gönderildiği Sodom halkıdır. Hz. Lût’un karısı (60. ayette bahsedilen), eve gelen nurlu ve yakışıklı gençleri (melekleri) kavmine haber vermişti. Şehir halkı, bu yabancıları taciz etmek ve sapkın arzularını tatmin etmek için Hz. Lût’un evine doğru akın etmeye başladılar. Ayetteki "yestebşirûn" (birbirlerini müjdelemek/sevinmek) kelimesi, bir toplumun ne kadar derin bir ahlaki çürüme içinde olduğunu gösteren en sarsıcı ifadedir. Normalde iyilik ve güzellik için kullanılan "müjde" kelimesi, burada en aşağılık bir eylem için kullanılmaktadır.

Kötülüğün Sıradanlaşması: Müfessirler (Taberî, Râzî), bu kavmin sadece gizli kapaklı günah işlemekle kalmadığını, artık bu ahlaksızlığı topluca kutlanacak bir "müjde" haline getirdiklerini vurgularlar.

Hz. Lût'un Çaresizliği: Rivayetlere göre Hz. Lût, kapısına dayanan bu kalabalığı görünce büyük bir keder ve acziyet hissetmiştir. Henüz misafirlerinin melek olduğunu ve kendisini koruyacaklarını tam olarak idrak edemediği o anlarda, "Keşke size karşı koyacak bir gücüm olsaydı!" (Hûd, 80) diyerek sızlanmıştır.

Misafir Hakları: Kadim geleneklerde misafire dokunmak en büyük onursuzluk sayılırken, bu kavmin misafiri taciz etmeye gelmesi, sadece dini değil insani tüm değerleri de ayaklar altına aldıklarını gösterir.

Ayetin Mesajı:

Kollektif Ahlaksızlık: Bir toplumda kötülük "müjdelenecek" kadar pek çok kere işlenerek artık alışılmış ise, o toplumun ıslahı artık mümkün değildir. Bu ayet, helak hükmünün (66. ayet) neden bu kadar kesin olduğunu haklı çıkaran bir "suçüstü" sahnesidir.

Sapma ve Karanlık: İnsanın fıtratı bozulduğunda, en çirkin şeyler ona "sevinç kaynağı" gibi görünebilir. Ayet, nefsin bu tehlikeli savrulmasına dikkat çeker.

Sonun Başlangıcı: Onlar sevinçle (istibşar) eve gelirken, aslında kendi sonlarına, yani üzerine taş yağacak o sabah vaktine koştuklarının farkında değillerdi.



قَالَ اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ ضَيْف۪ي فَلَا تَفْضَحُونِۙ


Kâle inne hâulâ-i dayfî felâ tefdahûn(i)

68- “Dedi ki: “Bunlar benim konuklarımdır. Beni mahcup etmeyin.”

Hicr Suresi 68. ayet, Hz. Lût’un (a.s.) azgın kalabalık ile misafirleri arasında bir kalkan gibi durduğu, o en çaresiz ve hüzünlü anını tasvir eder. Peygamberlik vakarının, misafir onuruyla birleştiği bir savunma ayetidir.

Şehir halkı, Hz. Lût’un evindeki gençleri taciz etmek amacıyla kapıya dayandığında, Hz. Lût büyük bir utanç ve baskı hissetti. Henüz misafirlerinin melek olduğunu bilmediği o anlarda, onları korumak için elindeki tek gücü, yani "insani ve ahlaki değerleri" kullanmaya çalıştı. Bu ayet, bir peygamberin kendi onurunu, misafirinin güvenliği ve saygınlığıyla nasıl eş değer gördüğünü gösterir.

-"Fezîhat" (Rezil Olmak/Utanç): Ayette geçen "felâ tefdahûn" ifadesi; "Beni utandırmayın, onurumu lekelemeyin, beni toplum içinde küçük düşürmeyin" anlamlarına gelir. Hz. Lût, kavmine en temel sosyal kuralı hatırlatıyordu: "Bir adamın evindeki misafire dokunmak, ev sahibinin onuruna doğrudan saldırıdır."

-"Dayf" (Misafir) Kavramı: Hz. Lût, misafirlerinin yabancı ve kimsesiz olduğunu bildiği için, onları kendi koruması (himayesi) altına almıştır. Rivayetlerde (Râzî, İbn Kesîr), Hz. Lût’un kapının arkasında durup kalabalığın içeri girmesini engellemek için bedeniyle direndiği nakledilir.

-Kalbin Daralması: Diğer surelerde (Hûd, 77) bu an için "göğsü daraldı" ifadesi kullanılır. Hz. Lût, hem misafirlerine karşı mahcup olmaktan hem de kavminin bu seviyeye düşmüş olmasından dolayı derin bir ıstırap içindeydi.


Ayetin Mesajı:


-Misafirperverlik ve Onur: İslam ahlakında misafir, Allah'ın bir emanetidir. Hz. Lût’un bu duruşu, kişinin evine sığınanı ne pahasına olursa olsun koruması gerektiğinin evrensel bir dersidir.

-Toplumsal Sorumluluk: Ayet, bireyin topluma karşı "ahlak ve edep" hatırlatması yapmasının önemini vurgular. Hz. Lût, o karanlık kalabalığa karşı "Hâlâ içinizde onurlu bir adam yok mu?" diye feryat etmektedir.

-Yalnızlığın Zirvesi: Bir peygamberin, tebliğ ettiği kavim tarafından en mahrem alanında (evinde) bu derece baskı altına alınması, onun sabrının ve metanetinin ne kadar büyük olduğunun kanıtıdır. 



وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَلَا تُخْزُونِ


Vettekû(A)llâhe velâ tuḣzûn(i)

69- “Allah'tan korkun da beni rezil etmeyin.”

Hicr Suresi 69. ayet, Hz. Lût’un (a.s.) azgın kalabalığa karşı verdiği hukuk ve ahlak mücadelesinin son çırpınışlarından biridir. Peygamber, kavmini hem vicdanlarına (Allah korkusu) hem de toplumsal nezakete davet etmektedir.

Hz. Lût, bir önceki ayette misafirlerinin onurunu korumaya çalışmıştı. 69. ayette ise bu savunmayı iki temel dayanağa bağlar:

1. Takva (Allah Korkusu): "Eğer bir yaratıcıya inanıyorsanız, O'nun huzurunda vereceğiniz hesaptan korkun."

2. İnsani Onur (Hizy): "Eğer Allah'tan korkmuyorsanız, bari benimle olan sosyal bağlarınıza saygı duyup beni aşağılamayın."

Bu ayet, bir toplumda hem dini hem de insani değerlerin aynı anda nasıl yerle bir edilebileceğini ve bir peygamberin buna nasıl tek başına direndiğini gösterir.

-"Lâ Tuhzûn" (Beni Küçük Düşürmeyin): Buradaki "hizy" kelimesi; rezil olmak, haysiyetin çiğnenmesi ve aşağılanmak demektir. Müfessirler (Taberî, Kurtubî), Hz. Lût'un bu sözle "Benim misafirlerime karşı yapacağınız her türlü kötülük, doğrudan benim şerefime yapılmıştır; beni halkın içinde boynu bükük bırakmayın" demek istediğini belirtirler.

-Son Uyarı: Rivayetlere göre Hz. Lût, bu sözleri kapıya dayanan ve içeri girmeye çalışan öfkeli kalabalığa hitaben söylemiştir. O, son ana kadar kavminin kalbinde sönmemiş bir vicdan kırıntısı aramıştır.

-Takva Vurgusu: Ayetin başında "Allah'tan korkun" demesi, onlara asıl sorumluluklarını hatırlatmaktır. Çünkü Allah korkusu olmayan bir toplumda, ne misafir hakları kalır ne de insani bir nezaket.

Ayetin Mesajı:

-İmandan Kalan Son Kale: Bir toplumda her şey bozulsa bile, "Allah korkusu" ve "başkasına saygı" (haysiyet) duygusu kişiyi yanlıştan çevirebilecek son fren mekanizmalarıdır. Hz. Lût bu iki noktaya temas etmiştir.

-Peygamberin Yalnızlığı: Ayet, hakikati savunanların bazen en yakınları ve komşuları tarafından bile nasıl hor görülebileceğini resmeder. Hz. Lût'un bu feryadı, onun ne kadar büyük bir baskı altında olduğunu kanıtlar.

-Hukuk ve Ahlak: Din, sadece ibadetlerden ibaret değildir; misafiri korumak, komşuya saygı duymak ve başkasının onurunu zedelememek de dinin (takvanın) özüdür.



قَالُٓوا اَوَلَمْ نَنْهَكَ عَنِ الْعَالَم۪ينَ


Kâlû eve lem nenheke ‘ani-l’âlemîn(e)

70- “Biz seni başkalarıyla bir araya gelmekten men etmemiş miydik? dediler.”

Hicr Suresi 70. ayet, Hz. Lût’un (a.s.) o asil ve nazik uyarısına karşı kavminin verdiği, vicdanların tamamen karardığını ve edep sınırlarının aşıldığını gösteren küstahça cevabı nakleder.

Hz. Lût, bir önceki ayette onları Allah'tan korkmaya ve misafirlerine karşı kendisini mahcup etmemeye çağırmıştı. Kavmi ise bu ahlaki çağrıya, sanki Hz. Lût bir suç işliyormuş gibi "hesap sorarak" karşılık verdi. Bu ayet, zalimlerin sadece kötülük yapmakla kalmayıp, iyilik yapanı ve masumu savunanı nasıl baskı altına aldıklarını resmeder. "Senin kimseyi korumaya yetkin yok, bize karışma!" diyerek peygamberin otoritesini ve insani duruşunu yok saymışlardır.

-"Nenheke anil-Âlemîn" (Âlemlerden Men Etmek): Müfessirler (İbn Kesîr, Kurtubî) bu ifadeyi birkaç şekilde yorumlamışlardır:

1. Himaye Yasağı: "Sana, dışarıdan gelen hiç kimseyi evine almayacaksın, kimseye kol kanat germeyeceksin dememiş miydik?" Rivayete göre kavmi, Hz. Lût'un yabancıları korumasından rahatsız oluyor ve ona sosyal bir ambargo uyguluyorlardı.

2. Tehdit: Bu ifade aynı zamanda bir tehdittir: "Eğer bu yabancıları savunmaya devam edersen, senin için de sonuçları ağır olur."

-Ahlaki Kibir: Suçlular, o kadar küstahlaşmışlardır ki, Hz. Lût’u kendi evinde misafir ağırladığı için sorgulamaktadırlar. Onlara göre haklı olan çoğunluk (azgın kalabalık), haksız olan ise misafirini korumaya çalışan "tek adam"dır.

-Sapkınlığın Kanunu: Lût kavmi, kendi sapkın arzularını bir "hak" gibi görüyor, bu arzuya engel olan her türlü ahlaki engeli (peygamberin uyarısını) bir "özgürlük kısıtlaması" veya "işlerine karışılması" olarak nitelendiriyorlardı.

Ayetin Mesajı:

-Kötülüğün Örgütlü Hali: Ayet, kötülüğün bazen örgütlü bir baskı aracına dönüştüğünü gösterir. İyiliği tavsiye edenler, "başkalarının işine karışmakla" suçlanarak susturulmaya çalışılır.

-Vicdanın İflası: Bir toplumun ferdi, peygamberine karşı bu kadar kaba ve hadsiz bir dil kullanabiliyorsa, o toplumun helak vakti (66. ayette geçtiği üzere) gelmiş demektir.

-Evrensel Bir Tavır: Günümüzde de hakikati savunanlara karşı söylenen "Sen kendi işine bak, bize karışma" söyleminin kadim bir cahiliye refleksi olduğu bu ayetle tescillenmiştir.


قَالَ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ بَنَات۪ٓي اِنْ كُنْتُمْ فَاعِل۪ينَۜ


Kâle hâulâ-i benâtî in kuntum fâ’ilîn(e)

71- “Alacaksanız işte bunlar, benim kızlarım” dedi.”

Hicr Suresi 71. ayet, Hz. Lût’un (a.s.) azgın kalabalığı durdurmak ve misafirlerini korumak için ileri sürdüğü son, en büyük ve en fedakârane teklifidir. Bu ayet, ahlakın tamamen bittiği bir ortamda, meşruiyet ve helal daireye yapılan bir "son çağrı" niteliğindedir.

Kavmi, Hz. Lût'u misafirlerini savunmaması konusunda tehdit edip (70. ayet) kapıya dayanınca, Hz. Lût onları sapkın arzularından vazgeçirip meşru bir yola (evliliğe) yönlendirmek istemiştir. Bu teklif, Hz. Lût'un misafirlerinin onuru uğruna her türlü kişisel fedakârlığı göze aldığını gösteren bir çaresizlik ve şefkat feryadıdır.

-"Kızlarım" İfadesiyle Ne Kastetti?: Müfessirler (Taberî, Kurtubî, İbn Kesîr) bu ifadeyi iki şekilde açıklar:

1. Biyolojik Kızları: Hz. Lût'un kendi öz kızlarını, bu azgınların içindeki bekar olanlarla meşru bir şekilde evlenmeleri için teklif etmesi. Bu, misafirlerini korumak için canından bir parçayı feda etme girişimidir.

2. Milletin Kızları: Bir peygamber, ümmetinin manevi babası sayılır. Bu sebeple "kızlarım" diyerek, toplumdaki tüm kadınları kastetmiş ve "Gidin kendi kadınlarınızla evlenin, bu sapkınlıktan vazgeçin" mesajını vermiştir. (Çoğu müfessir bu ikinci görüşü daha geniş kapsamlı bulur).

-"İn Küntüm Fâilîn" (Eğer Yapacaksanız): Bu ifade, "Eğer illa bir arzunuzu tatmin edecekseniz, bunu Allah'ın helal kıldığı evlilik yoluyla yapın" demektir. Hz. Lût, onların fıtratını tekrar normale döndürmeye çalışmaktadır.

-Sapkınlığın Körlüğü: Rivayetlere göre kavmi bu teklife dönüp bakmamış bile; "Senin kızlarında bizim bir hakkımız (ilgimiz) olmadığını biliyorsun" (Hûd, 79) diyerek reddetmişlerdir.

Ayetin Mesajı:

-Helal Dairenin Genişliği: Ayet, harama koşan insanlara her zaman bir "helal çıkış kapısı" (evlilik) olduğunu hatırlatır. Hz. Lût, kötülüğü sadece yasaklamakla kalmamış, onun yerine meşru olanı önermiştir.

-Peygamberin Fedakârlığı: Bir babanın, kızlarını böyle bir topluma (ıslah olmaları şartıyla) önermesi, davası ve misafirinin can güvenliği için ne kadar büyük bir risk aldığının kanıtıdır.

-Fıtratın Bozulması: Bu teklifin reddedilmesi, o kavmin artık sadece "suç işleyen" değil, "fıtratını tamamen kaybetmiş" bir topluluk olduğunu teyit etmiştir.


لَعَمْرُكَ اِنَّهُمْ لَف۪ي سَكْرَتِهِمْ يَعْمَهُونَ


Le’amruke innehum lefî sekratihim ya’mehûn(e)

72- “Senin ömrüne andolsun ki, onlar sarhoşlukları içinde muhakkak şaşkın bir halde idiler.”

Hicr Suresi 72. ayet, Kur'an-ı Kerim'in en dikkat çekici ve sarsıcı ayetlerinden biridir. Allah Teâlâ, bu ayette bizzat Hz. Muhammed’in (ﷺ) ömrü üzerine yemin ederek, Lût kavminin içine düştüğü o korkunç manevi körlüğü tarif eder.

Bu ayetin en eşsiz yönü, Allah'ın başka hiçbir peygamber için yapmadığı bir şeyi yapmasıdır: Hz. Muhammed(ﷺ)'in hayatı üzerine yemin etmesi.

- Tefsir Bilgisi: İbn Abbas (r.a.) şöyle der: "Allah, Muhammed'den (ﷺ) daha değerli ve daha yüce bir varlık yaratmamıştır. Ben, Allah'ın ondan başka hiçbir kimsenin hayatı üzerine yemin ettiğini işitmedim."

- Hikmeti: Bu yemin, Peygamber Efendimiz(ﷺ)’in makamının yüceliğini gösterirken, aynı zamanda anlatılan kıssanın doğruluğunu ve dehşetini pekiştirir.

Ayette, o azgın kalabalığın psikolojik hali iki kelimeyle özetlenir:

- Sekeretihim (Sarhoşlukları): Bu, alkol sarhoşluğu değil; şehvetin, kibrin ve azgınlığın verdiği bir "ruh sarhoşluğu"dur. İnsan bu haldeyken doğruyu yanlıştan ayırt edemez, peygamberin uyarısını duymaz.

- Ya'mehûn (Bocalama/Şaşkınlık): Gözleri açık olduğu halde gerçeği göremeyen, karanlıkta yolunu kaybetmiş ve nereye çarptığını bilmeyen birinin halini tarif eder. Onlar, kapının ardındaki azabı göremeyecek kadar bu sarhoşluğa dalmışlardı.

Ayetin Mesajı:

Aklın Devre Dışı Kalması: Günah ve haramda aşırıya kaçmak, insanın akıl mekanizmasını bozar. Lût kavmi, meleklerin heybetini ve Lût'un feryadını bu sarhoşluk yüzünden algılayamıyordu.

Gafletin Zirvesi: Felaket kapıdayken (sabah helak olacaklar), onların hâlâ süfli arzular peşinde koşmaları, son nefesine kadar inkarda direnenlerin ibretlik halidir.

Habibullah Vurgusu: Ayet, bir yandan bir kavmin rezilliğini anlatırken, diğer yandan Hz. Muhammed'e (ﷺ) "Senin hayatın o kadar değerlidir ki, bu hakikatleri senin ömrün üzerine yemin ederek anlatıyorum" diyerek ona büyük bir teselli vermektedir.


فَاَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ مُشْرِق۪ينَۙ


Feeḣażet-humu-ssayhatu muşrikîn(e)

73- “Sabah güneş doğarken, çığlık onları yakalayıverdi.”

Hicr Suresi 73. ayet, o meşhur "sarhoşluk" ve azgınlık halinin (72. ayet) bir anda kesildiği, ilahi adaletin fiziksel olarak tecelli ettiği dehşet verici kırılma anıdır.

Melekler Hz. İbrahim’e "sabah vakti köklerinin kesileceğini" haber vermişlerdi (66. ayet). İşte bu ayet, o vaktin geldiğini bildirir. Kavim, geceyi büyük bir ahlaksızlık ve sarhoşluk içinde geçirmiş, sabahın ilk ışıklarıyla (güneş doğarken) hiç beklemedikleri bir anda ilahi ceza ile karşı karşıya kalmıştır.

-"Es-Sayha" (Korkunç Ses / Çığlık): Kur’an’da birçok kavmin helakinde geçen bu kelime; kalpleri durduran, beyinleri sarsan, çok şiddetli ve yüksek frekanslı bir ses patlamasını ifade eder. Müfessirler (Râzî, Kurtubî), bu sesin Cebrail (a.s.) tarafından çıkarıldığını veya gökten gelen muazzam bir patlama olduğunu belirtirler.

-"Müşrikîn" (Güneş Doğarken): Bu kelime "şuruk" (güneşin doğuşu) vaktini kasteder. Gece boyunca devam eden o karanlık ve günah dolu süreç, aydınlığın başladığı anda en karanlık sonla noktalanmıştır. Onlar yeni bir güne başladıklarını sanırken, aslında hayatlarının son anına girmişlerdir.

-"Ahazethüm" (Onları Yakalayıverdi): Ceza o kadar hızlı ve ansızın gelmiştir ki, ne kaçmaya ne de tövbe etmeye fırsat kalmıştır. Ayet, "yakalayıverme" ifadesiyle suçlunun adaletten kaçamayacağını vurgular.

Ayetin Mesajı:

-Vaktin Hassasiyeti: Allah bir azap için vakit belirlemişse, o vakit ne bir an ileri gider ne de bir an geri kalır. Sabahın ilk ışıkları, müminler için kurtuluş (Hz. Lût ve ailesinin şehirden çıkışı), inkârcılar içinse helak başlangıcı olmuştur.

-Sesin Gücü: İnsanoğlunun en aciz olduğu şeylerden biri, kaynağını göremediği ve karşı koyamadığı doğa olaylarıdır. "Sayha", fiziksel bir ordudan çok daha etkili bir şekilde tüm kavmi yerle bir etmiştir.

-Gafletin Bedeli: Bir önceki ayette "sarhoşluk içinde bocaladıkları" söylenen kavim, tam da o dünyevi zevklerin doruğundayken bu sesle sarsılmıştır. Bu, her dönemdeki "gafil" topluluklar için evrensel bir uyarıdır.


فَجَعَلْنَا عَالِيَهَا سَافِلَهَا وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِنْ سِجّ۪يلٍۜ


Fece’alnâ ‘âliyehâ sâfilehâ veemtarnâ ‘aleyhim hicâraten min siccîl(in)

74- “Ülkelerinin üstünü altına getirdi. Üzerlerine sert taş yağdırdık.”

Hicr Suresi 74. ayet, Lût kavminin helakının fiziksel boyutunu ve şiddetini anlatan, Kur'an'ın en sarsıcı tasvirlerinden biridir. 73. ayetteki o korkunç sesin (sayha) hemen ardından gelen asıl yıkımı tarif eder.

"Üstünü Altına Getirmek" (Aliyeha Safileha) Bu ifade, şehrin tamamen altüst edildiğini, yani bir yer sarsıntısı veya mucizevi bir müdahale ile yerle bir edildiğini anlatır.

- Tefsir Detayı: Müfessirler (İbn Kesîr, Taberî), Cebrail’in (a.s.) şehrin zeminini kanadıyla yukarı kaldırıp ters çevirdiğine dair rivayetler aktarırlar. Bu, işlenen günahın fıtratı ters yüz etmesine (erkek erkeğe ilişkinin fıtrata aykırılığına) mukabil, onlara verilen cezanın da "alt-üst edilme" şeklinde olduğunun bir işaretidir.

"Pişirilmiş Taşlar" (Hicâratan min Siccîl) Yıkımın ardından üzerlerine bir de taş yağmuru başlamıştır.

- Siccîl: Kelime anlamı olarak "taşlaşmış çamur" veya "ateşte pişmiş balçık" demektir. Bazı tefsirlerde bu taşların her birinin üzerinde, kime isabet edeceği yazılı özel mermiler olduğu ifade edilir.

- Yağmur Benzetmesi: "Emtarnâ" (yağdırdık) kelimesi kullanılır. Normalde hayat veren yağmur, bu kavim için ölüm saçan bir taş yağmuruna dönüşmüştür.

Ayetin Mesajı:

-Fıtrata İhanetin Bedeli: Lût kavminin suçu sadece bir "günah" değil, insan fıtratını ve yaratılış düzenini bozma girişimiydi. Bu yüzden cezaları da yeryüzünün düzeninin bozulması (alt-üst olma) şeklinde tecelli etmiştir.

-Kaçışın İmkansızlığı: Şehir hem alttan (ters dönme) hem de üstten (taş yağmuru) kuşatılmıştır. Bu, ilahi azap geldiğinde hiçbir sığınağın fayda vermeyeceğini gösterir.

-Arkeolojik Gönderme: Bugün Lut Gölü (Ölü Deniz) bölgesindeki jeolojik yapı, bu büyük sarsıntının ve volkanik/tektonik hareketliliğin izlerini hâlâ taşımaktadır.


اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِلْمُتَوَسِّم۪ينَ


İnne fî żâlike leâyâtin lilmutevessimîn(e)

75- “Bunda basiret sahipleri için ayetler vardır.”

Hicr Suresi 75. ayet, Lût kavminin helakıyla ilgili anlatılan bu sarsıcı kıssanın ardından gelen bir "dur ve düşün" uyarısıdır. Allah, bu tarihi olayı sadece bir hikaye olarak değil, birer şifre ve işaret olarak okumamızı istemektedir.

- "Mütevessimîn" (Derin Anlayış Sahipleri) Kimlerdir? Ayetteki en kilit kelime "mütevessimîn"dir. Bu kelime, bir şeyin dış görünüşünden iç yüzünü kavrayan, izleri takip ederek hakikate ulaşan kişiler için kullanılır.

- Feraset: Hz. Peygamber (ﷺ) bir hadisinde: "Müminin ferasetinden sakının, çünkü o Allah’ın nuruyla bakar" buyurmuş ve bu ayeti okumuştur. İbni cerir Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet etmektedir: “ Peygamber (ﷺ) buyurdu ki: “Allah'ın öyle bir takım kulları vardır ki, insanları alametlerinden hareketle tanırlar.” Bu hadisi hafız Ebubekir Bezzar da rivayet etmiştir. 

- İşaret Okuyuculuğu: Bu kişiler, yıkılmış bir şehre baktıklarında sadece taş yığınlarını değil; orada çiğnenen adaleti, bozulan fıtratı ve ilahi yasayı görürler.

Müfessirler (Râzî, Kurtubî), "mütevessimîn" kelimesini şöyle detaylandırırlar:

- Bir insanın yüzüne bakıp onun ahlakını veya niyetini sezenler.

- Eserlere bakıp müessiri (yaratıcıyı ve O'nun yasalarını) idrak edenler.

- Geçmişteki olayların izlerini sürüp geleceğe dair dersler çıkaran bilge kişiler.

Ayetin Mesajı:

- Görünenden Görünmeyene: Lût kavminin başına gelenler, sadece bir doğa olayı değildir. Mütevessimîn (derin anlayış sahipleri), bu helakın ahlaki bir çöküşün sonucu olduğunu ve aynı eylemlerin her zaman benzer sonuçlar doğuracağını anlar.

- Evrensellik: Bu ayet, Kur'an'ın bir tarih kitabı değil, bir hidayet rehberi olduğunu tesciller. Verilen mesaj şudur: "Eskiden bir kavim helak oldu bitti değil; bu sistem (sünnetullah) hâlâ yürürlüktedir."

- Dikkatli Gözlem: Allah, bizden olaylara sadece bakmamızı değil, onları "süzmemizi" (tevessüm etmemizi) istemektedir.


وَاِنَّهَا لَبِسَب۪يلٍ مُق۪يمٍ


Ve-innehâ lebisebîlin mukîm(in)

76- “O yerler, işlek yolların üzerinde hala durmaktadırlar.”

Hicr Suresi 76. ayet, anlatılan helak olayının sadece soyut bir hikaye olmadığını, o dönemin insanlarının (ve günümüzün) gözleriyle görebileceği somut, coğrafi bir gerçeklik olduğunu vurgular.

"Sebîlin Mukîm" (İşlek/Kalıcı Bir Yol) Bu ayet, Mekke müşriklerine ve o bölgeden geçen kervanlara doğrudan hitap eder. Lût kavminin helak edildiği yer (Sodom ve Gomore bölgeleri), Kureyşli tüccarların ticaret yapmak için Şam’a (Suriye) giderken kullandıkları ana güzergâhın tam üzerindeydi.

- Gözlemlenebilir Kanıt: Allah, "Eğer anlattıklarıma inanmıyorsanız, her gün gelip geçtiğiniz yola bakın" diyerek tarihsel bir kanıt sunmaktadır.

- Mukîm: Bu kelime hem yolun "sabit ve belirgin" olduğunu hem de kalıntıların "hâlâ orada durduğunu" ifade eder.

Tefsir Detayları ve Tarihsel Bağlam: 

- Coğrafi Konum: Sözü edilen yer, bugün Ürdün ile İsrail arasında kalan Lut Gölü (Ölü Deniz) havzasıdır. Bu bölge deniz seviyesinden yaklaşık 400 metre aşağıdadır ve dünyanın en alçak noktasıdır.

- Lut Gölü'nün Durumu: Gölün kimyasal yapısı, yüksek tuz oranı ve çevresindeki sülfürlü, volkanik kalıntılar, 74. ayette anlatılan "alt-üst edilme" ve "taş yağmuru" tasvirleriyle coğrafi olarak örtüşmektedir.

- İbret Yolculuğu: Kur'an, seyahat etmeyi sadece ticaret veya eğlence için değil, geçmiş kavimlerin akıbetini görerek ibret almak (tefekkür) için de teşvik eder.

Ayeti Mesajı:

- Gerçeklik Vurgusu: Din, hayatın içindedir ve gerçeklerle konuşur. Bir medeniyetin nasıl yok olduğuna dair fiziksel kalıntıların yol üstünde bırakılması, insanlık için "ebedi bir uyarı levhası" niteliğindedir.

- Meydan Okuma: Ayet, inkârcılara karşı çok net bir meydan okuma içerir: "İşte delil, işte yol; gidin ve kendi gözlerinizle görün!"

- Sünnetullah: Eğer bir toplum ahlaki sınırları bu derece zorlarsa, sonu o "yolun kenarındaki" harabeler gibi olur.


اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِلْمُؤْمِن۪ينَۜ


İnne fî żâlike leâyeten lilmu/minîn(e)

77- “İnananlar için bunda bir ayet vardır.”

Hicr Suresi 77. ayet, Lût kavmiyle ilgili anlatılan bu dehşet verici kıssanın final cümlesidir. Allah, tüm bu anlatılanların asıl muhatabını ve bu olaylardan kimin fayda sağlayacağını bu ayetle mühürler.

75. ayette "derin anlayış sahipleri" (mütevessimîn) vurgusu yapılmıştı. 77. ayette ise bu anlayışın temelinde iman olduğu belirtilir.

- Neden Müminler?: Çünkü inkârcılar, bu tür helak kalıntılarını gördüklerinde bunları "tesadüfi birer doğa olayı", "yer sarsıntısı" veya "coğrafi bir değişim" olarak nitelendirip geçerler. Ancak mümin, bu olayın arkasındaki ilahi iradeyi, adaleti ve ahlaki yasayı (sünnetullah) görür.

- Teselli ve Uyarı: Bu ayet müminler için iki yönlüdür:

1. Teselli: Zulüm ne kadar güçlü olursa olsun, Allah müminleri kurtaracak (Hz. Lût gibi) ve zalimleri cezalandıracaktır.

2. Uyarı: İman iddiasında olanlar, Lût kavminin düştüğü ahlaki savrulmalardan uzak durmalıdır ki aynı akıbete uğramasınlar.

Bu bölümde kronolojik olarak kıssanın şu aşamalarını gördük:

* Meleklerin gelişi ve Lût'un (a.s.) kaygısı.

* Kavmin küstahlığı ve ahlaki körlüğü.

* Peygamberin ömrü üzerine yemin edilmesi.

* Sabah vakti gelen korkunç ses (sayha) ve şehrin alt-üst edilmesi.

* Kalıntıların bir ibret levhası olarak yol üstünde bırakılması.

Ayetin Mesajı:

- Bakış Açısı: İman, olayları okuma biçimidir. Mümin, tarihe baktığında sadece kralları ve savaşları değil; Allah'ın müdahalesini ve ahlaki yasaların işleyişini görür.

- Güven: Allah, mümin kulunu asla yalnız bırakmaz. En karanlık gecenin sonunda bile (Hicr 65-66'da olduğu gibi) bir sabah aydınlığı ve kurtuluş yolu hazırlar.

- Sorumluluk: Bu ayetle birlikte Lût kıssası biter ve ardından gelen ayetlerde (78. ve devamı) orman halkı olan Eyke ashabından bahsedilmeye başlanır. Yani "ibretler" serisi başka bir örnekle devam eder.


وَاِنْ كَانَ اَصْحَابُ الْاَيْكَةِ لَظَالِم۪ينَۙ


Ve-in kâne ashâbu-l-eyketi lezâlimîn(e)

78- “Ormanlık yerde oturanlar (Ashabü’l Eyke) daha gerçekten zalim kimselerdi.”

Hicr Suresi 78. ayet ile birlikte sûre, Lût kavminden bir başka helak edilmiş topluluk olan "Eyke Halkı"na (Ashâbu’l-Eyke) geçer. Bu geçiş, ilahi adaletin farklı coğrafya ve suçlarda nasıl benzer şekilde işlediğini gösterir.

- Eyke: Kelime anlamı olarak "sık ve birbirine girmiş ağaçlık, ormanlık, çalılık" demektir.

- Kimlik: Eyke halkı, Hz. Şuayb'ın (a.s.) peygamber olarak gönderildiği topluluktur. Medyen bölgesi yakınlarında, bol sulu ve sık ormanlık bir arazide yaşıyorlardı.

- Suçları: Onlar da Lût kavmi gibi yoldan çıkmışlardı. Ancak onların temel günahı ahlaki sapkınlığın yanı sıra; ekonomik zulüm (ölçü ve tartıda hile yapmak), yol kesmek ve insanların mallarını haksız yere gasbetmekti.

Kur'an, Eyke halkını doğrudan "zalimler" olarak niteler. Buradaki zulüm çok boyutludur:

1. Şirk Koşmak: Allah'ın birliğini inkar ederek kendilerine ve yaratıcıya zulmetmişlerdir.

2. Ekonomik Terör: Ticarette dürüstlüğü terk ederek zayıf olanı sömürmüşlerdir.

3. Uyarılara Kulak tıkamak: Hz. Şuayb'ın "Ölçüyü tam yapın, eksik tartmayın" çağrılarıyla alay etmişlerdir.

- Lût Kavmiyle Bağlantı: Bir önceki kıssada (Lût kavmi) cinsel ahlakın bozulması işlenirken, burada toplumsal ve ekonomik ahlakın bozulması işlenir. Kur'an, her iki tür azgınlığın da sonunun "helak" olduğunu hatırlatır.

- Bol Nimetin Getirdiği Şımarıklık: Eyke'nin ormanlık ve bereketli bir yer olması, bu halkın refah içinde yaşadığını gösterir. Ancak onlar bu nimete şükretmek yerine, gücü bir zulüm aracına dönüştürmüşlerdir.

Ayetin Mesajı:

Suçun Niteliği: Sadece ahlaksızlık değil, adaletsiz kazanç ve haksızlık da bir toplumu "zalim" yapar ve ilahi cezayı davet eder.

Süreklilik: Lût kavminden hemen sonra Eyke halkının zikredilmesi, tarihin tekerrürden ibaret olduğunu ve Allah'ın adaletsizliğe asla müsamaha göstermeyeceğini pekiştirir.


فَانْتَقَمْنَا مِنْهُمْۢ وَاِنَّهُمَا لَبِاِمَامٍ مُب۪ينٍۜ۟


Fentekamnâ minhum ve-innehumâ lebi-imâmin mubîn(in)

79- “Bunun için onlardan öç aldık. Her ikisi de hala besbelli bir yol üzerindedirler.”

Hicr Suresi 79. ayet, Eyke halkının (Hz. Şuayb’ın kavmi) işlediği zulümlerin neticesini ve ilahi adaletin nasıl tecelli ettiğini bildiren "mühür" ayetidir.

-Kur’an’da Allah Teâlâ için kullanılan "intikam" kavramı, beşerî bir öfke değil, ilahi adaletin tam tecellisi ve zulmün cezasız kalmaması demektir.

* Eyke Halkının Sonu: Rivayetlere göre onlar, "Gölge Günü" (Yevmü’z-Zulle) adı verilen bir azapla helak edildiler. Önce şiddetli bir sıcaklık her yeri sardı, ardından serinlik vereceğini sandıkları bir bulutun altına toplandılar; fakat o buluttan üzerlerine ateş ve azap yağdı.

* Neden İntikam?: Çünkü onlara Hz. Şuayb gibi sözü en güzel peygamberlerden biri gönderilmiş, ekonomik ve sosyal adaleti tesis etmesi istenmişti. Onlar ise hem peygamberi tehdit ettiler hem de ölçü ve tartıda hileye devam ederek toplumun hakkını gasp ettiler.

-Bu ayetteki "İnnehümâ" (o ikisi) ifadesi, müfessirlerin büyük çoğunluğuna göre Lût kavmi ile Eyke halkını kasteder.

* İmâm-ı Mübîn: Buradaki "imam" kelimesi, "yol, güzergâh veya herkesin görebileceği açık rehber" anlamındadır.

* Tarihsel Coğrafya: Hicaz’dan (Mekke-Medine çevresinden) kuzeye, Şam’a doğru giden kervanlar önce Lût kavminin kalıntılarını (Ölü Deniz çevresi), ardından biraz daha güneyde veya paralel bir hat üzerinde Eyke (Medyen yakınları) kalıntılarını görüyorlardı.

Ayetin Mesajı:

- Fiziksel Kanıt: Allah, soyut bir tehdit savurmaz. "Eğer peygambere karşı çıkarsanız sonunuz ne olur?" sorusunun cevabını, o günün insanlarının her gün önünden geçtiği harabelerle verir.

- Eşit Adalet: Suç ister cinsel sapkınlık (Lût kavmi), ister ekonomik sahtekarlık (Eyke halkı) olsun; fıtrata ve adalete aykırı olan her eylem ilahi cezaya muhataptır.

- Görsel Uyarı: Yol üzerindeki bu kalıntılar, sadece taş yığını değil, insanlık tarihi için birer "uyarı levhası"dır. "Buradan geçenler sadece ticaretlerini değil, ahiretlerini de düşünsünler" mesajı verilir.


وَلَقَدْ كَذَّبَ اَصْحَابُ الْحِجْرِ الْمُرْسَل۪ينَۙ


Velekad keżżebe ashâbu-lhicri-lmurselîn(e)

80- “Andolsun ki Hicrliler de peygamberi yalanlamışlardı.”

Hicr Suresi, ismini aldığı ‘Hicr Halkı’ndan (Ashâbu’l-Hicr) bahseden bölüme 80. ayet ile giriş yapar. Bu topluluk, Kur'an'ın diğer surelerinde daha çok Semud Kavmi olarak bilinen, Hz. Salih’in (a.s.) gönderildiği kavimdir.

- Coğrafi Konum: Hicr, bugün Suudi Arabistan'ın kuzeybatısında, Medine ile Tebük arasında bulunan Medâin-i Sâlih (Mada'in Salih) bölgesidir. Burası, kayaların oyularak devasa yapıların inşa edildiği, bugün UNESCO Dünya Miras Listesi'nde yer alan bir yerdir.

- İsim Anlamı: "Hicr" kelime olarak "yasak, engel, koruma altına alınmış yer" anlamlarına gelir. Bu kavim, kayaları oyarak kendilerine "hiçbir gücün yıkamayacağı" güvenli sığınaklar ve şehirler inşa ettikleri için bu ismi almışlardır.

Ayette Hz. Salih tek bir peygamber olmasına rağmen neden "murselîn" (peygamberler/çoğul) ifadesi kullanılmaktadır? Müfessirler (Râzî, Taberî) bunu iki sebeple açıklar:

* Tevhidin Birliği: Bir peygamberi yalanlayan, aslında o peygamberin tebliğ ettiği aynı hakikati (Tevhidi) getiren bütün peygamberleri yalanlamış sayılır.

* Süreklilik: Onlara birçok kez uyarı gelmiş ama onlar tüm elçilik kurumunu inkar etmişlerdir.

- Gafletin Zirvesi: Lût ve Eyke halkından sonra Semud (Hicr) halkının zikredilmesi, insanın fiziksel güce ve mimari yeteneğine güvenerek Allah'a başkaldırmasının beyhudeliğini vurgular.

- Mimari Kibiri: Onlar, kayaları oyarak yaptıkları evlerin kendilerini sonsuza kadar koruyacağını sanıyorlardı. Ayet, bu büyük özgüvenin arkasındaki manevi yıkıma dikkat çeker.

Ayetin Mesajı:

- Güce Güvenmenin Sonu: Medeniyet kurmak, binalar inşa etmek veya teknolojik olarak ileri gitmek, bir toplumu ilahi adaletten kurtarmaya yetmez.

- Tarihsel Süreklilik: Kur'an, bu ayetle Mekke müşriklerine (ve tüm insanlığa) şunu söyler: "Sizden çok daha güçlü, dağları delip evler yapanlar bile peygamberi yalanladıkları için yok olup gittiler."


وَاٰتَيْنَاهُمْ اٰيَاتِنَا فَكَانُوا عَنْهَا مُعْرِض۪ينَۙ


Veâteynâhum âyâtinâ fekânû ‘anhâ mu’ridîn(e)

81- “Onlara ayetlerimizi verdiğimiz halde onlardan yüz çevirmişlerdi.”

Hicr Suresi 81. ayet, Hicr halkının (Semud kavmi) sadece bir "reddediş" içinde olmadığını, kendilerine sunulan apaçık kanıtlara karşı bilinçli ve inatçı bir körlük sergilediklerini anlatır.

Bu ayette çoğul olarak geçen "ayetler", Semud kavmine verilen olağanüstü kanıtları kapsar:

- Meşhur Deve Mucizesi: Onların isteği üzerine kayadan çıkan "Allah'ın Devesi" (Nâkatullâh), en büyük ve somut mucizeydi.

- Suyun Paylaşılması: Devenin bir gün, kavmin bir gün su içmesi düzeni ilahi bir işaretti.

- Hz. Salih'in Tebliği: Onun üstün ahlakı, bilgeliği ve onlara sunduğu akli/kalbi deliller de birer "ayet" hükmündeydi.

- Refah ve Yetenek: Kayaları oyma sanatı ve sahip oldukları zenginlik aslında Allah'ın birer lütfu ve imtihanıydı.

- Ayet, onların bu kanıtları "görmediklerini" değil, gördükleri halde yüz çevirdiklerini belirtir.

- Bilinçli İnkar: "İ'rad" (yüz çevirmek), gerçeği fark edip ona sırtını dönmek demektir. Onlar devenin mucize olduğunu biliyorlardı, ancak bu durum çıkarlarına (suyun paylaşılmasına) ve kibrine dokunduğu için onu yok saymayı seçtiler.

- Psikolojik Engel: Kibirden kaynaklanan bu körlük, insanı en açık mucizeyi bile "sihir" veya "tesadüf" olarak nitelemeye iter.

Ayetin Mesajı:

- Kanıt Yetersizliği Değil, Niyet Bozukluğu: Bir toplumun inanmaması kanıtların azlığından değil, kalplerinin katılaşmasındandır. Semud kavmi, gözlerinin önündeki mucizeye (deveye) rağmen eski yanlışlarına devam etti.

- Mekke Müşriklerine Uyarı: Bu ayet, Peygamber Efendimiz’den (ﷺ) mucize isteyip duran Mekke halkına bir cevaptır: "Sizden öncekiler en büyük mucizeleri gördüler ama yine de yüz çevirdiler. Mesele mucize görmek değil, hakikate teslim olmaktır."

- Nimetin Sorumluluğu: Allah bir kuluna veya topluma bir "ayet" (işaret/nimet) gönderdiğinde, ona karşı takınılan tavır, o kişinin kurtuluşunu veya felaketini belirler.


وَكَانُوا يَنْحِتُونَ مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا اٰمِن۪ينَ


Vekânû yenhitûne mine-lcibâli buyûten âminîn(e)

82- “Onlar dağlardan emniyetli evler yontup oyarlardı.”

Hicr Suresi 82. ayet, Semud kavminin (Hicr halkı) mühendislik yeteneklerini ve bu yetenekten doğan sahte güven duygusunu anlatır. Onlar, sadece ev inşa etmiyor, doğayı kontrol altına aldıklarını ve ölümsüz bir emniyete kavuştuklarını sanıyorlardı.

- Bu ifade, Semud kavminin mimari dehasını ortaya koyar. Onlar, sıradan malzemelerle ev yapmak yerine, doğrudan devasa kayaları ve dağları yontarak içlerini saray gibi döşüyorlardı.

- Dayanıklılık: Taştan oyulan bu evler ne fırtınada yıkılıyor ne de kolayca zarar görüyordu. Bugün Suudi Arabistan’daki Medâin-i Sâlih (Hicr) bölgesine gidildiğinde, bu muazzam yapıların kalıntıları hâlâ tüm görkemiyle ayaktadır.

- Ayetteki en can alıcı kelime budur. Onlar bu evleri şu iki sebeple "güvenli" (âmin) görüyorlardı:

1. Fiziksel Güvenlik: "Bu dağları hiçbir afet yıkamaz, bize kimse ulaşamaz" diye düşünüyorlardı.

2. Psikolojik Güvenlik: Ölümü ve hesabı unutacak kadar dünya hayatına dalmışlardı. Kendilerini doğa olaylarından ve ilahi azaptan muaf tutuyorlardı.

- Kibir ve Mimari: Müfessirler (Râzî, İbn Kesîr), onların bu yapıları sadece barınmak için değil, birer gurur ve kibir abidesi olarak inşa ettiklerini belirtirler. Allah'ın onlara verdiği bu gücü, O'na isyan etmekte kullandılar.

- Gaflet: Ayet, insanın teknolojiye veya fiziksel güce dayanarak kendisini "yıkılmaz" sanmasının ne kadar büyük bir yanılgı olduğunu vurgular. Onlar dağların içinde güvende olduklarını sanırken, azap onları hiç beklemedikleri bir şekilde bulacaktı.

Ayetin Mesajı:

-Maddi Gücün Sınırı: Hiçbir teknolojik kale veya mimari yapı, ilahi adaletin önüne geçemez.

-Fani Güven: Gerçek "emniyet" (güven), betonun veya taşın içinde değil, Allah'ın himayesindedir.

-Tarihsel Tanıklık: Bu ayet, Hicr halkının kalıntılarını bizzat gören Mekke kervanlarına; "Siz kuru dallardan evler yaparken, dağları oyanlar bile kurtulamadı, bunu düşünün" mesajını verir.


فَاَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ مُصْبِح۪ينَۙ


Feeḣażet-humu-ssayhatu musbihîn(e)

83- “Sabah ederlerken çığlık onları yakalayıverdi.”

Hicr Suresi 83. ayet, dağları oyarak kendilerini en güvenli kalelerde sanan Semud kavminin (Hicr halkı) kaçınılmaz sonunu tasvir eder. Bir önceki ayette anlatılan o muazzam "güvenlik" hissi, bu ayette tek bir an ile yerle bir olur.

Lût kavminde olduğu gibi, Semud kavminin helakı da bir "Sayha" (şiddetli ses dalgası/patlama) ile gerçekleşmiştir.

- Fiziksel Boyut: Bu ses o kadar şiddetliydi ki, taşların ve dağların arkasındaki bedenlerin kalpleri parçalandı, kulak zarları patladı ve hayatları son buldu.

- İbret: Dağları oyacak güce sahip olanlar, gözle görülmeyen ve elle tutulmayan bir "ses" dalgasına karşı hiçbir savunma geliştiremediler.

Ayette cezanın zamanı özellikle belirtilmiştir: Sabah vakti.

- Beklenmedik An: İnsanlar genellikle sabah vaktinde yeni bir güne başlamanın, işlerine gitmenin veya rızık peşinde koşmanın planlarını yaparlar. Onlar en dinamik olduklarını sandıkları, uykudan yeni uyandıkları o taze vakitte yakalandılar.

- Güneş ve Karanlık: Lût kavmi güneş doğarken (müşrikîn), Semud kavmi ise sabahın ilk ışıklarında (musbihîn) helak olmuştur. Aydınlık, müminler için ferahlık iken inkârcılar için bir "hesap anı"na dönüşmüştür.

- Sığınaklar Çare Olmadı: 82. ayette "güven içinde dağları oyuyorlardı" denilmişti. 83. ayet ise bu dağların onları "Sayha"dan korumadığını gösterir. Ses, kayaların arasından sızmış ve her birini bulunduğunu yerde cansız bırakmıştır.

- Hicr Bölgesi: Bugün Suudi Arabistan'daki Hicr (Medâin-i Sâlih) kalıntılarına gidildiğinde, devasa kaya mezarlarının ve evlerin içinde hiçbir yaşam izi bulunmaması, bu ayetin fiziksel kanıtı gibidir.

Ayetin Mesajı:

- Yanıltıcı Güvenlik: İnsanın kendi elleriyle yaptığı sistemlere, binalara veya silahlara aşırı güvenmesi büyük bir yanılgıdır. Allah'ın emri geldiğinde, en sağlam sığınaklar bile birer mezara dönüşür.

- Aniliğin Dehşeti: Ayet, ölümün ve hesabın her an gelebileceğini, sabahın ilk ışıklarının bir son olabileceğini hatırlatarak insanı gafletten uyandırır.

- Kaderin Kaçınılmazlığı: Onlar dağları "kale" yapmışlardı; ancak kale sandıkları o taşlar, sesin yankısını şiddetlendiren birer tabuta dönüştü.


فَمَٓا اَغْنٰى عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَۜ


Femâ aġnâ ‘anhum mâ kânû yeksibûn(e)

84- “Yaptıkları da kendilerine bir fayda sağlamadı.”

Hicr Suresi 84. ayet, Hicr halkının (Semud kavmi) teknik becerilerinin, ekonomik güçlerinin ve o sarsılmaz sandıkları dağ evlerinin, ilahi adalet karşısındaki çaresizliğini özetleyen "neticelendirme" ayetidir.

Buradaki "kazanç" ifadesi oldukça geniştir ve şunları kapsar:

* Maddi Servet: Ticaret ve ziraatla elde ettikleri büyük zenginlik.

* Teknolojik ve Mimari Güç: Dağları oyarak inşa ettikleri sarsılmaz yapılar ve mühendislik başarıları.

* Sosyal Statü ve Ordu: Kalabalık nüfusları ve çevre kabileler üzerindeki otoriteleri.

Ayetteki bu ifade, büyük bir hüsranı anlatır. İnsan, hayatı boyunca zorluklara karşı bir "kalkan" olması için mal ve güç biriktirir. Ancak Hicr halkı için bu biriktirdikleri şeyler:

* Azabı durduramadı.

* Ölümü geciktiremedi.

* Sığındıkları o sağlam kayalar, "Sayha" (korkunç ses) karşısında onları koruyan bir zırh değil, aksine yankılanan birer mezar oldu.

- Emeğin Boşa Çıkması: Müfessirler (Râzî, İbn Kesîr), bu ayetin insanın dünyevi çabalarına dair bir "denge" uyarısı olduğunu vurgular. Eğer bir medeniyet ahlaki ve manevi temelden yoksunsa, inşa ettiği tüm fiziksel görkem, felaket anında birer "yükten" başka bir şey değildir.

- Mekke Müşriklerine Gönderme: O dönemde Mekke’nin ileri gelenleri, zenginliklerine ve Kureyş’in asaletine güvenerek Peygamberimiz(ﷺ)’e karşı çıkıyorlardı. Allah onlara: "Sizden çok daha sağlam binaları ve daha büyük kazançları olanlar, kendilerini kurtaramadılar; siz neyinize güveniyorsunuz?" mesajını vermektedir.

Ayetin Mesajı:

- Maneviyatın Önceliği: Maddi kalkınma, manevi ve ahlaki bir duruşla desteklenmedikçe toplumu nihai bir yok oluştan kurtaramaz.

- Dünya Hayatının Geçiciliği: Ayet, insanın "sahip olduğu" her şeyin aslında emanet olduğunu ve asıl sığınak olan Allah'a yönelmesi gerektiğini hatırlatır.

- Hicr Bölümü Finali: Bu ayetle Hicr halkının kıssası biter. Kur'an bizi bu yerel ve tarihsel olaydan alıp, tüm evrenin yaratılış amacına ve mutlak hakikate dair daha geniş bir perspektife (85. ayete) götürür.

Üç farklı kavmin (Lût, Eyke ve Hicr halkları) ortak özelliklerini fark edelim. 

- Farklı Suçlar, Aynı Son: Biri ahlaki sapkınlıkta, biri ekonomik adaletsizlikte, diğeri ise teknolojik ve mimari kibirde aşırıya gitmişti. Ama hepsinin ortak noktası, kendilerine gelen uyarıcıyı (peygamberi) dışlamaları ve "bize bir şey olmaz" sarhoşluğuna düşmeleriydi.

- Mekânın Şahitliği: Allah bu üç kavmin de kalıntılarının "yol üstünde" (76. ve 79. ayetler) olduğunu hatırlatarak, dinin sadece bir inanç meselesi değil, bizzat hayatın ve tarihin içinden bir gerçeklik olduğunu gösterdi.

- Manevi Körlük: Hepsinin ortak felaketi, başlarına gelen azaptan ziyade, o azap gelene kadar içinde bulundukları "manevi sarhoşluk" ve "yüz çevirme" haliydi.




Post a Comment

İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...

أحدث أقدم

Öne Çıkanlar