Kadiri Yolu

 

“Günahına ağlar, ama nefsine dokundurtmaz.”

Seyr-i Sülûkte Nefsî Merkezlenme ve Islah Yolu

Bismillahirrahmanirrahim

Bu yazımız, seyr-i sülûk yolunda olan bir kardeşimizin yaşadığı tekrar eden nefsî çıkmazı, bu çıkmazın hangi nefs hâline tekabül ettiğini ve çevresinin bu kardeşe karşı nasıl bir tavır takınması gerektiğini ele almak amacıyla kaleme alınmıştır. Amaç suçlamak değil; hikmetle teşhis, merhametle ıslah yolunu aramaktır. İsim verilmeden akdarılan bu seyr aslında hem uyarı hemde bir gerçeği görmeye vesiledir. Seyr-i Sülûk, kişinin "hiçliğini" idrak etme yolculuğudur. Ancak bazen sâlik, nefsinin oyununa gelerek bu yolculuğu "hiçliğe" değil, "her şeyliğe" doğru evriltebilir. 


Görünen Problem Değil, Gizli Hastalık

Bahsedilen hâller yüzeyde farklı şekillerde ortaya çıkmaktadır:

  • İş ortamında kontrolü ele alma ve merkez olma arzusu

  • Kendini vazgeçilmez görme ve yönlendirme ihtiyacı

  • Uyarılınca kırılma, küskünlük ve mağduriyet hissi

  • Pişmanlık, ağlama ve tevbe görüntüsü sonrası tekrar aynı davranışlara dönüş

  • Gizli yapılan hayırlarla kendini temize çıkarma ve bunun üzerinden dokunulmazlık üretme

Bütün bu parçalar bir araya geldiğinde, ortada ahlâkî bir zaaftan öte, kökleşmiş bir nefs hâli olduğu görülür.


Bu Hâl Nefsin Hangi Mertebesine Aittir?

Bu tablo en çok Nefs-i Levvâme ile Nefs-i Emmâre arasında gidip gelen, fakat örtülü bir ucb ve gizli kibirle beslenen levvâme hâline işaret eder.

Temel alametler:

- Hata yaptığını kabul eder gibi görünür (levvâme)

- Ama hatanın merkezine kendini değil, şartları ve başkalarını koyar
- Tevbe eder, ağlar; fakat bu hâl kalıcı bir inkisara dönüşmez
- Hizmet ve hayır, nefsin tezkiyesine değil meşruiyet zırhına dönüşür

Bu noktada büyüklerin ifadesiyle kişi:

“Günahına ağlar, ama nefsine dokundurtmaz.”

Bu, ıslah olmaya değil, rahatlamaya yarayan bir pişmanlık türüdür.

Merkez Olma Hastalığı: Gizli Ucb ve Riyasız Kibir

Bu kardeşimizde açık bir riya görülmeyebilir; fakat daha tehlikelisi vardır:

* Gizli ucb: Yaptığı hayırları kimse bilmese bile, kendisinin bilmesiyle yetinen bir üstünlük hissi

* Merkez algısı: O yoksa iş yürümeyecek, hizmet eksik kalacak düşüncesi
* Güven testi: Başkası hayra ortak olmak isteyince rahatsızlık

Bu hâl, İmam Gazâlî’nin şu uyarısına denk düşer:

“Ameline güvenen, ameliyle helâk olur.”

Neden Islah Olmuyor?

Çünkü:

- Hata ahlâk düzeyinde konuşuluyor, nefs düzeyine inilmemiş oluyor

- Çevresi sürekli toparlayıcı, arabulucu ve yumuşatıcı rol üstleniyor
- Sonuçlar yaşatılmadığı için nefs bedel ödemiyor

Nefs, bedel ödemediği yanlışı terk etmez.


Çevrenin Tavrı Nasıl Olmalı?

1. Kurtarıcı Rolünden Çıkılmalı

Sürekli araya girmek, barıştırmak ve ortamı yumuşatmak niyet olarak hayırlı, fakat netice olarak zararlı olabilir. Bu, nefsin sorumluluk almasını geciktirir.

2. Şefkatli Ama Net Mesafe

- Aşağılama yok

- İma yok
- Ama sınır net

“Bu tavır bu ortamda kabul edilemez” denebilmeli.

3. Hizmeti Değil, Hâli Esas Almak

Hayır yapıyor olması, kişiyi hesap dışı bırakmaz. Büyükler der ki:

“Hizmet, ahlâk doğurmuyorsa yük olur.”

4. Göz Önünde Merkez Vermemek

Toplantılarda, işlerde ve kararlarda onu merkeze alan pozisyonlardan bilinçli olarak uzak tutulması gerekir. Bu bir ceza değil, terbiye tedbiridir.


Islah İçin En Etkili Yol

Bu tür nefs hâllerinde en etkili yöntem:

* Yalnızlaşarak fark etme

* Sessizce geride kalma
* Takdirden mahrum kalma

Eğer Allah dilerse, bu yalnızlık nefs için en büyük mürşid olur.


Son Söz

Bu kardeşinizi kazanmak istemek büyük bir fazilettir. Ancak unutulmamalıdır ki:

“Her gönül zorla tezkiye olmaz. Bazı nefisler, yanlışı yaşayarak öğrenir.”

Sizin vazifeniz:

* Adaleti terk etmeden merhametli olmak

* Hakikati gizlemeden yumuşak kalmak
* Nefsle değil, hakikatle muhatap olmaktır

Islah ise neticede Allah’tandır.

Rabbimiz bizleri başkalarını düzeltmeye çalışırken kendi nefsimizi unutanlardan eylemesin. Âmin.

Ne yapıldı?

-- Anlatılan bu kimliği taşıyan kişi her dergahta bulunur. Bu kişiyi ifşa etmeden, seyr-i sülûk ve nefs mertebeleri bağlamında ele alınmalı.

-- Sorunun kaynağını levvâme–emmâre arası, gizli ucb ve merkez olma hastalığı olarak teşhis edilmeli ona göre tedbirler alınmalı ve bu hastalıktan kişi kurtulması için dokunuşlar yapılmalıdır.
-- Çevrenin tavrı nasıl olmalı? sorusu sorulursa net ama şefkatli ölçüler ortaya konulmalıdır.
-- “Kazanma” niyetinin nerede terbiye, nerede nefsin korunmasına dönüştüğünü ayırmalıyız yazıda bunlara yer verilmiştir. Allah bu hastalıktan varsa üzeimizde bizi kurtarsın inş.

“Sözün tesiri, sertliğinden değil; adaletinden gelir.”


Post a Comment

İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...

أحدث أقدم

Öne Çıkanlar