Kadiri Yolu

Hicr Sûresi 85-99. Ayetlerin Tefsiri


 Hicr Sûresi 85-99. Ayetlerin Tefsiri


 ﷺ


                                               بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

Hicr Suresi, çeşitli peygamber kıssaları ve kozmik ayetleri bir araya getirerek İlahi Koruma ve Kur'an'ın Özelliği, Evrenin ve Yaratılışın Delilleri, İnsan Yaratılışı ve Şeytan'ın İnkârı, Uyarıcı Kıssalar ve Helak Olan Kavimler hakkında bilgiler verilmektedir.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla hamd yalnız Allah’ındır. Salat ve Selam ise Allah’ın Resulüne onun aile halkına ve ashabına olsun. Rabbimiz bizden kabul buyur. Çünkü sen duaları işitensin herşeyi bilensin.


بِسْمِ ‬‮اللّٰهِ ‬‮الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يم




وَمَا خَلَقْنَا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَٓا اِلَّا بِالْحَقِّۜ وَاِنَّ السَّاعَةَ لَاٰتِيَةٌ فَاصْفَحِ الصَّفْحَ الْجَم۪يلَ


Vemâ ḣaleknâ-ssemâvâti vel-arda vemâ beynehumâ illâ bilhakk(i)(k) ve-inne-ssâ’ate leâtiye(tun)(s) fasfehi-ssafha-lcemîl(e)

85- "Gökleri ve yeri aralarındaki ne ancak hak ile yarattık, kıyamet günü muhakkak gelecektir. O halde sen yumuşak ve iyi davran”

Ayet-i Kerimenin birinci bölümünde, göklerin, yerin ve bu ikisinin arasındaki varlıkların boşuna yaratılmadığı, hak üzere yaratıldığı,  ilahi bir hikmetin gereği olarak yaratıldığı, batıl ve abes olarak yaratılmadığı beyan ediliyor. Amellerin karşılıklarının verileceği gün tamamlanacak olan adalet ve insaf sebebi ile yarattık. Bu itibarla bu Surede kıssaları anlatılan ümmetlerden herhangi birine zulüm edilmemiştir. Bunların dünyada iken helak edilmeleri, hak ettikleri cezadan dolayıdır. Zira göklerde, yerde ve onların aralarında bulunan varlıklarda ilahi adalet dışında herhangi bir şey tecelli etmez.


Bu hususta diğer âyetlerde de şöyle Duyuruluyor: "Biz, göğü, yeri ve aralarındakileri boşuna yaratmadık. Bu, kâfirlerin zannıdır. O ateş sebebiyle vay o kâfirlerin haline. [Sad, 27] "Sizi boşuna yarattığımızı ve huzurumuza çıkarılmaya­cağınızı mı sandınız [Müminun,115]


Ayet-i Kerimenin ikinci bölümünde ise, Kıyamete “es-Sa’a” adı verilmesi, onun her an veya saat mutlaka kopacağının beklenmesi sebebiyledir. Allah teala, Hz. Muhammed (ﷺ)’e Kıyametin mutlaka kopacağını, Allah’ın: Resulullah’ın düşmanlarından intikam alacağına ve O’nun iyiliklerine karşılık vereceğine, onların da kötülüklerine karşılık vereceğine bir işarettir. O, gökleri yeri ve aralarındakini başka bir şey için değil, sadece bunun için yaratmıştır. Bu acıdan kafirler bunu bileceklerdir. Böylece onu yalanlayanların kıyamet gününde hesap vereceklerini bildirerek kendisini teselli ediyor. 


Kafirler karşılığını alacaklarından dolayı bırak ve “o halde sen yumuşak ve iyi davran.” Hilim ve kusurlarını affedici bir tavır ile onlardan yüz çevir! 

Ayetin son bölümünde ise, Resulullahın hoşgörülü olması emrediliyor.


Ayetin Mesajı ve Özeti: 


Kainatın Düzeni: Evrende hiçbir şey boşuna değildir. Adalet er ya da geç tecelli edecektir.

Peygamberi Teselli: Bu ayet, inkârcıların kabalığı karşısında daralan Peygamber yüreğine bir ferahlıktır: "Senin işin sadece tebliğdir, sonuçları Allah'a bırak."

Ahlakın Zirvesi: Kötülüğe karşı sadece sabretmek değil, "güzel bir sabırla" (kırılmadan, dökülmeden) durmak mümince bir duruştur.




اِنَّ رَبَّكَ هُوَ الْخَلَّاقُ الْعَل۪يمُ


İnne rabbeke huve-lḣallâku-l’alîm(u)

86- "Muhakkak ki senin Rabbin yaratan ve çok iyi bilendir." 

Ayette "Rabbin" ifadesinin seçilmesi, doğrudan Hz. Muhammed (ﷺ) için büyük bir şefkat ve sahiplenme içerir. "Seni eğiten, büyüten, koruyan ve bu ağır görevde seni yalnız bırakmayan O'dur" mesajı verilir. Allah bu ayette sadece "Hâlık" (Yaratıcı) değil,  "Hallâk" sıfatını kullanmıştır. Bunun Hikmeti: Hallâk, "yaratmaya sürekli devam eden, her türlü yaratmayı bilen, her an yeni bir halk ediş içinde olan" demektir.  Senin Rabbin dört bir yana dağılmış ve çürümüş cesetleri bilen,  bahsedilen o yıkılmış kavimleri yaratan ve helak eden de, onların yerine yenilerini getiren de, kıyamette her şeyi yeniden halk edecek olan da O'dur. Hiçbir şey O'nun yaratma kudretinin dışına çıkamaz.

Allah sadece yaratmakla kalmaz; o mahlukatın kalbinden geçenleri, çektikleri sıkıntıları, inkârcıların kurduğu tuzakları ve müminlerin gösterdiği sabrı en ince detayına kadar bilir. 

"Ey Muhammed! Onların sana söylediklerini, senin içindeki daralmayı ve onların hak ettiği cezayı ben biliyorum. Sen 'Alîm' olana güven."

Ayetin Mesajı ve Özeti

Kudret ve Bilgi: Bir şeyi mükemmel yönetmek için hem onu yapacak güce (Hallâk) hem de onu idare edecek bilgiye (Alîm) sahip olmak gerekir. Allah, bu iki sıfatıyla mutlak hakimiyetini ilan eder.

Gaflete Yer Yok: Hicr halkı veya Lût kavmi gibi topluluklar, Allah'ın yarattığı malzemelerle (dağlar, taşlar) Allah'a kafa tutmaya çalışmışlardı. Bu ayet, hammaddenin de, ustanın da, o ustanın aklındakini bilenin de Allah olduğunu hatırlatarak kibri yerle bir eder.

Moral Deposu: Mümin için bu ayet bir dayanaktır: "Beni yaratan ve halimi bilen bir Rabbim var, öyleyse ümitsizliğe yer yok."






وَلَقَدْ اٰتَيْنَاكَ سَبْعًا مِنَ الْمَثَان۪ي وَالْقُرْاٰنَ الْعَظ۪يمَ

Velekad âteynâke seb’an mine-lmeśânî velkur-âne-l’azîm(e)

87- "Doğrusu sana Biz tekrarlanan yediyi ve şu büyük kur’anı verdik."

Peygamber Efendimize (ﷺ) ve İslam ümmetine verilen en büyük manevi hazinenin duyurulduğu, bu ayet verilen müjdenin derin anlamlarını da içinde taşımaktadır. Müfessirlerin büyük çoğunluğu ve bizzat Peygamber Efendimiz (ﷺ) şu açıklamayı yapmıştır: Fatiha Suresi: Fatiha suresi 7 ayettir ve her namazın her rekatında tekrar tekrar okunur (Mesânî kelimesi "ikilenen, tekrarlanan" demektir). Hz Ali, Hz Ömer, Hz Abdullah b. Abbas ve Abdullah Bin Mesud'dan nakledilen Taberi tarafından da tercih edilen ve hakkında Resulullah (ﷺ)’den iki hadis rivayet edilen görüşe göre bu ayette zikredilen “tekrar edilen yedi”den maksat Fatiha suresidir. Bu süre namazın her rekatında tekrar edildiği için “Tekrar edilen” sıfatını almış ve besmele ile birlikte yedi ayet olduğu için ona “Tekrar edilen yedi” adı verilmiştir. Hz Resulullah (ﷺ) diğer bir hadisi şerifte şöyle buyurmaktadır: “İmam “Ğayril Mağdubi aleyhim veleddallin” dediği zaman “Amin” deyin. Kim böyle derse söylediği bu söz, meleklerinkine rast gelirse, onun geçmiş günahları bağışlanır. (Buhari) Anlamı: Fatiha, Kur'an'ın bir özetidir. Allah, "Bütün Kur'an'ı verdik ama özellikle o yedi ayeti (Fatiha'yı) sana bir lütuf olarak ayırdık" buyurarak bu surenin değerini yüceltmiştir.

Fatiha'nın yanında tüm Kur'an'ın "Azîm" (Muazzam/Yüce) sıfatıyla zikredilmesi, Müslümanların elindeki kitabın ne kadar büyük bir güç ve şeref kaynağı olduğunu vurgular.

Hatırlarsan bir önceki ayetlerde helak olan kavimlerin zenginliklerinden, binalarından ve dünyalık güçlerinden bahsedilmişti. 87. ayet ise şuna işaret eder: Dünya Malı vs. Manevi Miras: "Ey Muhammed! Onların dağları oyup ev yapmaları, bağları-bahçeleri olması önemli değil. Biz sana onlarda olmayan öyle bir hazine verdik ki; Fatiha ve Kur'an, onların sahip olduğu her şeyden daha üstündür.

Zenginlik Algısı: Bu ayetle Müslümanlara; gerçek zenginliğin para veya güç değil, vahiyle kurulan bağ olduğu öğretilir.

Ayetin Mesajı ve Özeti

Fatiha'nın Değeri: Namazda okuduğumuz o yedi ayet, Allah katında kainatın yaratılış sırlarını içinde barındıran eşsiz bir hediyedir.

Özgüven: Mümin, elinde Kur'an varken kendisini dünyalık eksiklikler yüzünden "garip" veya "zayıf" hissetmemelidir.

Süreklilik: "Mesânî" ifadesi, bu kitabın hükümlerinin eskimeyeceğini, tekrar tekrar okunsa da her seferinde yeni bir tat vereceğini müjdeler.


لَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ اِلٰى مَا مَتَّعْنَا بِه۪ٓ اَزْوَاجًا مِنْهُمْ وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ لِلْمُؤْمِن۪ينَ


Lâ temuddenne ‘ayneyke ilâ mâ metta’nâ bihi ezvâcen minhum velâ tahzen ‘aleyhim vaḣfid cenâhake lilmu/minîn(e)

88- “Sakın onlardan bazılarını faydalandırdığımız şeylere iki gözünü dikme! Onlar için üzülme, müminlere kanatlarını alçalt!"

Hicr Suresi 88. ayet, bir önceki ayette zikredilen "Kur'an ve Fatiha" gibi muazzam bir manevi hazineye sahip olan bir müminin, dünyaya ve dünyalıklara bakış açısının nasıl olması gerektiğini belirleyen muazzam bir ölçü ayetidir.

Bu ifade, sadece bakmayı değil, özlemle, arzuyla veya imrenerek uzun uzun bakmayı yasaklar. Allah, inkârcıların bir kısmına (burada "azvâc" ifadesiyle sınıflar, gruplar kastedilir) geçici bir dünya hayatı süsü vermiştir. Onların mallarının sahip oldukları kadın ve başka şeylerin benzerinin Senin de olmasını temenni etme! Çok büyük nimetlerin bile yanında küçük ve önemsiz kaldığı büyük en büyük nimet sana verilmiş bulunuyor ki bu Kur'an'a azimüşşandır. o bakımdan sen bu Kur'an'a azim ile yetinme dünya metaına gözünü dikme. Senin elinde "Seb’ul-Mesânî" (Fatiha) gibi ebedi bir hazine olan kişi, bu geçici oyuncaklara tenezzül etmemelidir. Başkasının elindeki maddi imkanlara odaklanmak, insanın kendi elindeki manevi nimetin şükrünü eda etmesine engel olur. 

İbn Abbas bu ayeti kerime hakkında şöyle demektedir: “Kişiye, arkadaşına verilmiş olan şeyleri temenni etmesi yasaklanmıştır.” Yüce Allah'ın: “İki gözünü dikme..” buyruğunun nüzul sebebi ile ilgili olarak İbni Kesir’in zikrettiği üzere Ebu hatim, senedini kaydederek peygamber(ﷺ)’in ashabından Ebu Rafi'den şöyle dediğini rivayet etmektedir:  peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bir konuk geldi. Peygamber (ﷺ)’in yanında misafirine yemek olarak sunabileceği bir şey yoktu. bu bakımdan yahudilerden birisine şu haberi gönderdi: “Allah'ın resulü Muhammed sana Recep ayına kadar bana un borç et diyor.” Ancak Yahudi: “Rehin almadıkça vermem!” dedi. Onun üzerine Peygamber (ﷺ)’in yanına vardım, ona durumu bildirinceye şöyle buyurdu: “Şunu bilmeli ki Allah'a yemin ederim, ben göktekilerin de eminim, yerdekilerin de eminim. Şayet bana borç edecek yahut da veresiye satacak olsaydı, mutlaka borcumu ona ödeyecektim.” Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin yanından çıkınca bu: “ onlardan bir kısmı daha Verdiğimiz dünya hayatının süsüne iki gözünü dikme!” (Taha, 20/131) ayeti kerimenin sonuna kadar adeta ona verilmemiş bulunan dünyalık sebebiyle onu teselli edercesine nazil oldu.” 

Peygamber Efendimiz (ﷺ), insanlar iman etmeyecek olurlarsa onların makam ve mevkileri sebebiyle İslam'ın ve Müslümanların güçlenmesini çokça istediğin için iman etmediler diye üzülme Allah, "Sen görevini yaptın, onların tercihlerinden dolayı kendini harap etme" buyurarak elçisinin kalbine sükûnet verir.

“Müminlere kanatlarını alçalt!” Bu, Kur'an'ın en zarif ve edebi benzetmelerinden biridir. Zengin olsun fakir olsun beraberinde bulunan müminlere karşı alçak gönüllü davran ve bütün insanlara de ki: 

Ayetin Mesajı ve Özeti

Hakiki Değer Ölçüsü: Gerçek zenginlik "sahip olunan eşya" değil, "sahip olunan hakikat"tir. Ayet, müminin vizyonunu maddeden manaya çevirir.

İç Huzur: Başkasının elindekine bakmamak, kıskançlık ve doyumsuzluk hastalığının en büyük ilacıdır.

Mümin Kardeşliği: Dünyalık peşinde koşanlara karşı "izzetli" ve mesafeli; iman kardeşlerine karşı ise "merhametli" ve alçakgönüllü olmak İslam ahlakının özüdür.


وَقُلْ اِنّ۪ٓي اَنَا النَّذ۪يرُ الْمُب۪ينُۚ

Vekul innî enâ-nneżîru-lmubîn(u)


89- “Ve de ki: “Ben, evet ben, apaçık bir uyarıcıyım.”

Hicr Suresi 89. ayet, bir önceki ayetteki "müminlere şefkatle yaklaşma" emrinin ardından, Peygamber Efendimiz(ﷺ)’in toplumdaki asıl duruşunu ve kimliğini net bir şekilde ilan etmesini isteyen, kısa ama oldukça sarsıcı bir beyandır. “Ben evet ben apaçık bir uyarıcıyım.” Uyarısı çok açık olan birisiyim. Ben sizleri gayet açık bir şekilde ve deliller ile uyarıyorum ki, Allah'ın azabı yüz çevirenlerin tepesine inecektir. Bu "de ki" emri, söylenecek sözün kişisel bir görüş değil, ilahi bir yetkiyle söylendiğini tescil eder. İbni Kesir Buhari ve müslüm'de yer alan Ebu Musa'dan şu hadisi Şerif'i kaydetmektedir:  peygamber(ﷺ) buyurdu ki: “ benim ve Yüce Allah'ın benimle gönderdiklerinin durumu, kavmine varıp şöyle diyen adamın durumu gibidir. Ey kavmim, ben gözlerimle (size baskın yapmak isteyen) orduyu gördüm ve ben bu konuda sizleri (daha bir dikkati çekmek için elbiselerini üzerinden çıkartmış) çıplak uyaracağım. Kendinizi kurtarmaya bakınız, kendinizi kurtarmaya bakınız! Böyle diyen kişiye kavminden bir grup itaat etti, gece karanlığıyla birlikte yola koyuldular ve telaşlanmadan yola çıkıp kurtuldular. Bir grup da onu yalanladılar. Oldukları şekilde sabaha kadar beklediler. Sabah olunca da ordu onlara baskın yapıp onları helak etti, mallarını yağmalandı. İşte bana itaat edip getirdiğime uyan kimseyle bana karşı gelip getirdiğim Hakkı yalanlayan kimsenin durumu buna benzer.” 

Allah, müşriklerin baskılarına, alaylarına veya dünyevi güçlerine karşı Peygamber’in kendi safını ve vazifesini en net haliyle ortaya koymasını istemiştir.

Kafirlere karşı takınılacak tavır şu şekilde belirlenmiş oluyor:

“Bırak onları” 3. ayet

“O halde Sen yumuşak ve iyi davran” 85. ayet

“Sakın onlardan bazılarını faydalandırdığımız şeylere iki gözünü dikme” 88. ayet

“Onlar için üzülme” 88. ayet

“Ve de ki: “Ben, evet ben apaçık uyarıcıyım.” 89. ayet aynı şekilde müminlere karşı da tavır şu şekilde belirlenmiş oluyor:

“Kullarıma bildir ki…” 50. ayet

“Müminlere kanatlarını alçalt…(alçakgönüllü ve şefkatli davran)” 88. ayet

Tıpkı bir kuşun yavrularını korumak, ısıtmak ve sahiplenmek için kanatlarını germesi gibi; Hz. Peygamber(ﷺ)’den de müminlere karşı öyle şefkatli, korumacı ve mütevazı olması istenir. Liderin veya bir dava insanının asıl gücü, kibri değil; yanındakilere, özellikle de zayıf ve fakir görünen müminlere gösterdiği merhametidir.

Ayetin kalbi olan bu ifade iki kilit kavramdan oluşur:

En-Nezîr (Uyarıcı): Merhametli bir uyarıcı demektir. Yani; uçurumun kenarındaki birini, onu sevdiği ve düşmesini istemediği için bağıra bağıra uyaran kişi gibidir. Peygamber’in uyarısı "tehdit" değil, "şefkatli bir koruma" çabasıdır.

El-Mubîn (Apaçık): Bu uyarıda hiçbir kapalılık, gizlilik veya karmaşa yoktur. Hakikat o kadar açık, deliller (önceki ayetlerdeki kavimlerin helakı gibi) o kadar nettir ki, duyan herkes neyin ne olduğunu anlar. Sorumluluk artık duyandadır.

88. ayette "onların zenginliklerine bakma" denildikten sonra bu ayetin gelmesi manidardır:

Net Duruş: "Onların malı mülkü olabilir, ama sende 'hakikat' var. Sen bu hakikati onlara çekinmeden, eğilip bükülmeden, 'ben sadece uyarıcıyım' diyerek haykır."

Sınır Çizme: Peygamber'in görevi insanları zorla Müslüman yapmak veya onların hazinelerine ortak olmak değildir. O sadece bir "elçi"dir. Bu duruş, Peygamber(ﷺ)'in omuzlarındaki psikolojik yükü de hafifletir.

Ayetin Mesajı ve Özeti

İnançta Şeffaflık: Hakikat gizlenmez, açıkça ilan edilir.

Görevin Bilincinde Olmak: Mümin de doğruları söylerken "apaçık" olmalı, dolambaçlı yollara sapmamalıdır.

Sonuçtan Değil, Tebliğden Sorumluluk: Peygambere düşen sadece uyarmaktır; insanların uyarılara kulak tıkamasından o sorumlu tutulamaz.


كَمَٓا اَنْزَلْنَا عَلَى الْمُقْتَسِم۪ينَۙ


Kemâ enzelnâ ‘alâ-lmuktesimîn(e)

90- “Nitekim bölüşenlere de indirmiştik”

"Müktesimîn" (Kısımlara Ayıranlar- Bölüşenler) Kimlerdir? Bu kelime tefsirlerde iki ana grupta açıklanır:

Salih Aleyhisselam'ın kavmidir: Allahu Teala bunlar hakkında başka bir ayette şöyle buyurmaktadır: “Aralarında Allah'a yemin ederek şöyle konuştular. “Şalini ve ailesini, bir gece baskınıyla öldürelim. Sonra da akrabasına: “Yakınlarınızın öldürülmesinden haberimiz yok. Şüphesiz bizler, doğru söyleyen kimseleriz.” diyelim. (Neml, 49)

Bazılarına göre ise peygamberlerine karşı gelmek için aralarında anlaşma yapan bütün topluluklardır. 

Ehl-i Kitap (Yahudi ve Hristiyanlar): Kendi kutsal kitaplarının bir kısmına inanıp bir kısmını inkar eden, işlerine gelen hükümleri alıp diğerlerini reddeden topluluklar.

Mekke Müşrikleri: Kur'an hakkında tutarsız bölüştürmeler yapanlar. Onu parçalara ayırıp; "Bir kısmı şiir, bir kısmı sihir, bir kısmı eskilerin masalları" dediler YHz. peygambere’de Kahin, Deli, Şair diyelim dediler. Bunların hepsini yine kendileri elediler ve O’na büyücü diyerek halkın kafasını karıştırmaya çalışanlar.

Yol Kesenler: O dönemde Mekke'ye gelen hacıları yollarda durdurup; her biri Kur'an hakkında farklı bir yalan söyleyerek insanları İslam'dan soğutmaya çalışan gruplar (Velid bin Muğire ve ekibi gibi). 

"İndirdiğimiz Gibi" (Kemâ Enzelnâ) Bu ifade, bir önceki ayetteki "uyarı" ile doğrudan bağlantılıdır. Allah, Hz. Peygamber(ﷺ)’e şöyle seslenir: "Ey Muhammed! Sen onlara de ki: Ben tıpkı o kutsal kitapları veya Kur'an'ı parçalara ayıranların üzerine indirdiğimiz azabı (veya uyarıyı) size de haber veren apaçık bir uyarıcıyım."

Ayetin Mesajı ve Özeti

Hakikatte Bütünlük: Din bir bütündür; bir kısmını beğenip bir kısmını reddetmek, "parçalara ayırmak" (taksim etmek) ilahi gazabı celbeder.

Seçmeci Dindarlık Eleştirisi: İnsanın kendi heva ve hevesine göre dinden "parçalar seçmesi", ayetin şiddetle kınadığı bir tavırdır.

Tarihsel Uyarı: Geçmişte kitaplarını tahrif eden veya parçalayanların başına ne geldiyse, Kur'an'ı aynı şekilde parçalamaya çalışanların başına da o gelecektir.


اَلَّذ۪ينَ جَعَلُوا الْقُرْاٰنَ عِض۪ينَ


Elleżîne ce’alû-lkur-âne ‘idîn(e)


91- “Onlar ki Kur'an'ı parçalara ayırmışlardı”


Hicr Suresi 91. ayet, bir önceki ayette bahsedilen "parçalara ayıranların" (müktesimîn) bu işi tam olarak nasıl yaptıklarını ve Kur'an’a karşı takındıkları o tehlikeli tutumu açıklar.

"Idîn" kelimesi Arapça'da "parça, bölük, uzuv" anlamına gelen "udv" kökünden gelir. Bu kişilerin Kur'an'a karşı yaptıkları "parçalama" şu şekillerde tefsir edilmiştir:

Seçmecilik: Kur'an'ın bir kısmına inanıp, kendi menfaatlerine ters düşen kısımlarını (faiz yasağı, adalet, ahlak kuralları vb.) inkar etmeleri veya görmezden gelmeleri.

İftira ile Bölmek: Kur'an'ın bir kısmına "büyü", bir kısmına "şiir", bir kısmına da "eskilerin masalları" diyerek onu ilahi bütünlüğünden koparmaya çalışmaları.

Ehl-i Kitap Örneği: Tıpkı Yahudi ve Hristiyanların kendi kitaplarını tahrif ederek bölük pörçük etmeleri gibi, Kur'an'ı da kendi hevalarına göre tasnif etmeye kalkışmaları. Abdullah b. Abbas diyor ki: “Kur’anı bölenlerden maksat, Ehl-i kitaptır. Zira onlar, Kuranı kısımlara ayırmış bazısına iman etmişler diğerini ise inkar etmişlerdir.

Bu ayet, sadece o dönemin müşriklerine veya Ehl-i Kitabına değil, her çağdaki Müslümanlara da bir uyarıdır:

Bütüncül İman: İslam bir "açık büfe" değildir. "Şu hüküm çağdaş, bunu alayım; şu hüküm ağır, bunu bırakayım" demek, Kur'an'ı "ıdîn" (parça parça) yapmaktır.

Tutarlılık: Hakikat bir bütündür. Parçalandığında veya bir kısmı reddedildiğinde, o artık "ilahi rehber" olma vasfını yitirir; kişinin kendi ideolojisinin oyuncağı haline gelir.

Ayetin Mesajı ve Özeti

Manevi Parçalanma: Kur'an'ı parçalayanlar aslında kendi kalplerini ve inanç bütünlüklerini parçalamış olurlar.

Uyarı: Allah, vahiyle pazarlık yapılmayacağını, vahyin bir kısmını reddetmenin tamamını reddetmekle eşdeğer olduğunu sert bir şekilde hatırlatır.

Hesap Gününe Hazırlık: Bu parçalama eyleminin sonucunda onları nelerin beklediği, hemen bir sonraki ayette (92. ayet) çok şiddetli bir yeminle anlatılacaktır.


فَوَرَبِّكَ لَنَسْـَٔلَنَّهُمْ اَجْمَع۪ينَۙ


Feverabbike lenes-elennehum ecme’în(e)

92- “Rabbine andolsun ki onların topuna soracağız

Hicr Suresi 92. ayet, Kur'an'ı parçalara ayıranların ve ilahi mesajla pazarlık edenlerin kaçamayacağı o büyük sonu haber verir. Öyle bir ayettir ki, Allah Teâlâ bizzat Kendi yüce zatı üzerine yemin ederek konunun ciddiyetini en üst perdeden ilan eder.

"Rabbin Hakkı İçin" (Fe-ve-Rabbike) Bu ifade Kur'an'daki en kuvvetli yemin biçimlerinden biridir.

Neden Yemin Ediliyor?: İnsanlar genellikle yaptıklarının yanlarına kâr kalacağını veya bir şekilde hesaptan kurtulacaklarını sanırlar. Allah, "Senin Rabbin" diyerek Peygamber Efendimiz'i (ﷺ) bir kez daha sahiplenir ve Kendi yaratıcılığı, otoritesi üzerine yemin ederek bu sorgulamanın kaçınılmaz olduğunu bildirir.

Peygamber'e Güç: Bu yemin, müşriklerin baskısı altında bunalan Hz. Peygamber için büyük bir manevi dayanaktır. "Onlar seni yalanlıyor ama ben onların hesabını bizzat göreceğim" mesajıdır.

"Hepsini Mutlaka" (Le-nes'elennehum ecmeîn) Arapça metindeki "Le" ve "Nne" ekleri kesinlik (tekit) bildirir. "Ecmeîn" kelimesi ise istisnasız herkesi kapsar.

Kimi?: Bir önceki ayette geçen "Kur'an'ı parça parça edenleri", dini işine geldiği gibi kullananları, zalimleri ve uyarıları alaya alanları.

Nasıl?: Bu sorgulama sadece yüzeysel bir soru-cevap değil; en ince ayrıntısına kadar, niyetlerin bile hesaba katıldığı bir mahkemedir.

Abdullah b. Mesud da dedi ki: “Kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayan hakkı için, 14'ündeki ayı nasıl tek başına aracısız olarak görebiliyor iseniz; Kıyamet gününde de Allah ile bu şekilde başbaşa kalmayacak sizden hiç bir kimse yoktur. Ona şöyle buyuracaktır: “Ey ademoğlu, benden, benim hakkımda seni ne aldattı? Ey Ademoğlu bildiklerin ile ne ettin, ey Ademoğlu, peygamberlere ne karşılık verdin?”  

Ayetin Mesajı ve Özeti

Sorumluluk Bilinci: Hiçbir söz ve eylem boşlukta kaybolmaz. Herkes, özellikle de Allah'ın ayetlerine karşı takındığı tavırdan dolayı hesap verecektir.

Adalet Vurgusu: Dünya hayatında zeytinyağı gibi üste çıkanlar, "Müktesimîn" (parçalayıcılar) olup kitleleri aldatanlar, bu yeminli ifadenin muhatabıdır.

Süreklilik: 92. ayet tek başına değil, 93. ayetle birleşerek anlamını tamamlar. Sorgulamanın neyin üzerinden yapılacağını bir sonraki ayet açıklayacaktır.


عَمَّا كَانُوا يَعْمَلُونَ

‘Ammâ kânû ya’melûn(e)

93- “Yapmakta oldukları şeylerden;.” 

Hicr Suresi 93. ayet, bir önceki ayette başlayan o büyük ve şiddetli yeminin (92. ayet: "Rabbin hakkı için onları mutlaka sorgulayacağız") neyin üzerinden yapılacağını, yani hesabın kapsamını belirler.

"Ammâ" (Nelerden?)

Bu ifade, "neyden dolayı" sorusunun cevabıdır. Sorgulamanın sadece "Kur’an’ı parçalara ayırmak" (91. ayet) ile sınırlı kalmayacağını, hayatın tüm alanlarını kapsayacağını gösterir. Bu sorgu; söyledikleri sözlerden, gizledikleri niyetlerden, başkalarına yaptıkları zulümlerden ve Allah’ın ayetlerine karşı takındıkları tavırlardan oluşur.

"Kânû Ya'melûn" (Yapmakta Oldukları Şeyler) "Ya'melûn" (amel etmek / yapmak) kelimesi Kur'an'da sadece fiziksel hareketleri değil, bir iradeyle gerçekleştirilen her türlü eylemi kapsar. Sürellilik: "Kânû" ifadesi, bu yanlışların bir kerelik değil, bir hayat tarzı haline getirildiğini işaret eder. Sorumluluk: Ayet, insanın başıboş bırakılmadığını, her "amelin" ilahi bir kayıt altında olduğunu ve mutlaka bir karşılığının bulunacağını hatırlatır.

92. ve 93. ayetler birlikte okunduğunda ortaya çıkan tablo şudur: "Rabbin adına yemin olsun ki, biz onların hepsini (hiçbir istisna olmadan), yapıp ettikleri her şeyden dolayı mutlaka ama mutlaka hesaba çekeceğiz." Bu, zalimler ve inkârcılar için korkutucu bir ihtar; mazlumlar ve sabreden müminler içinse en büyük adalet müjdesidir.

Ayetin Mesajı ve Özeti

Kapsamlı Hesap: Ahiretteki sorgulama "seçmeli" olmayacaktır. Dünyada Kur'an'ı parçalara ayırarak (bir kısmını alıp bir kısmını reddederek) yaşayanlar, ahirette "parça parça" değil, tüm hayatlarıyla yüzleşeceklerdir.

İlahi Kayıt: Allah'ın "Alîm" (her şeyi bilen) sıfatı, bu ayetle eyleme dökülür. İnsan unutsa da Allah unutmaz. Abdullah b. Abbas diyor ki: Allah ahirette yarattıklarına: “Sen şunu ve şunu yaptın mı” şeklinde sormayacaktır. Zira o, yapılan işleri yapanlardan daha iyi bilmektedir. Fakat onlara “ şunu ve şunu niçin yaptın” diye sorulacaktır.

Sonuç: Bu ayetle birlikte, inkârcıların tutumları ve sonlarına dair uyarılar zirve noktasına ulaşır. Surenin finaline yaklaşırken, artık söz sırası Peygamberimiz'in bu tablo karşısında nasıl bir duruş sergileyeceğine (94. ayet) gelir.


فَاصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ وَاَعْرِضْ عَنِ الْمُشْرِك۪ينَ

Fasde’ bimâ tu/meru vea’rid ‘ani-lmuşrikîn(e)

94- “Artık sana emredileni açıktan açığa bildir ve müşriklerden de yüz çevir.”

Hicr Suresi 94. ayet, İslam tarihinin en kritik dönemeçlerinden birini temsil eder. Bu ayet, o güne kadar gizli veya kısıtlı bir şekilde yürütülen tebliğin, artık topyekûn ve korkusuzca haykırılması emrini getiren "cihad" ruhlu bir ayettir.

"Fasda'" (Yar, Çatlat, Haykır!) "Sad'" kelimesi Arapça'da bir şeyi "yarmak, çatlatmak" anlamına gelir (bir testinin çatlaması gibi). Allah, Peygamberimize (s.a.v.) vahyini sadece "söyle" demiyor, "Fasda'" diyor. Hikmeti: Hakikati öyle bir haykır ki, o söz batılın karanlığını bir cam gibi çatlatıp yarsın. 

Tarihsel Dönüm Noktası: Rivayetlere göre bu ayet inene kadar Müslümanlar Erkam'ın evinde gizli toplanıyordu. Bu emirle birlikte Efendimiz Safa Tepesine çıkmış ve İslam'ı tüm Mekke'ye ilan etmiştir.  İbn Mesud dedi ki: Peygamber(ﷺ), yüce Allah’ın: “Artık sana emrine deneyi açıktan açığa bildir.” buyruğu nazil oluncaya kadar gizli kalmaya devam etti. bu buyruk üzerine kendisi ve Ashabı açıkça ortaya çıktılar.”

"Bimâ Tü'mer" (Sana Emrolunanı) Peygamber'in tebliğ ettiği şey kendi fikri değil, Allah'ın emridir. Bu ifade, Hz. Peygamber(ﷺ)’e o zorlu görevde büyük bir otorite ve güven verir. "Arkadaki güç Allah'tır, o halde çekinme" mesajıdır.

"Müşriklere Aldırış Etme" (Ve a'rıd ani'l-müşrikîn) Korkusuzluk: Onların alaylarına, tehditlerine ve baskılarına sırtını dön. Onların tepkisi senin hakikati haykırmana engel olmasın. Mesafe koy: Onlarla polemiğe girip vaktini ve enerjini harcama; sen sadece görevine odaklan.

Ayetin Mesajı ve Özeti

Dava Bilinci: Hakikat, toplumun tepkisinden çekinilerek gizlenemez. Zamanı geldiğinde "inceldiği yerden kopsun" diyerek hakikati ortaya koymak gerekir.

Cesaret: Bu ayet, bir avuç Müslümanın koskoca Mekke düzenine karşı duruşunun sembolüdür.

Psikolojik Üstünlük: Allah, Peygamberine "Seni ve senin sözünü onlar susturamaz, sen onların zihinlerindeki putları bu sözle çatlatacaksın" özgüvenini aşılar. 

Bizden önceki ümmetlerin hastalığı, kendilerine indirilmiş kitapların bir kısmına iman edip bir kısmını inkar etmekti. şimdi aynı hastalık öncesi ile sonrasıyla bizim bu ümmetimize de isabet etmiş bulunuyor. Bu bakımdan Bu ümmetin aynı hastalığa yakalanmaması için Yüce Allah, resulüne indirilmiş olan hükümlerin bütününü açıklaması emrini vermiş müşriklerden yüz çevirmesini bildirmiştir. Böylelikle bizlere kitabın bir kısmını kabul edip bir kısmını inkar etmenin şirk olduğunu da anlatmış oluyor.


اِنَّا كَفَيْنَاكَ الْمُسْتَهْزِء۪ينَۙ


İnnâ kefeynâke-lmustehzi-în(e)

95- “O alaycılara karşı muhakkak ki biz sana yeteriz.”

Hicr Suresi 95. ayet, bir önceki ayette gelen "Hakikati haykır!" emrinin getireceği ağır sosyal baskıya karşı Allah Teâlâ’nın Hz. Peygamber’e (ﷺ) verdiği en büyük güvence ve koruma kalkanıdır.

Yani Rabbinden indirilenleri tebliğ et! Alay ederek küçümseyerek seni Allah'ın ayetlerinden alıkoymak isteyen müşriklere aldırma ve onlardan korkma! Allah, "Sen onların alaylarını, planlarını veya saldırılarını dert etme; onların defterini dürmeyi biz üstlendik" bu ayeti kerimede Psikolojik Harp: Alay etmek, bir fikri veya kişiyi küçük düşürerek etkisiz hale getirme yöntemidir. Fiziksel şiddetten daha yaralayıcı olabilir. Allah'ın buyruğunu açıktan açığa ilan etme emrinden sonra geldiğinden dolayı Yüce Allah'ın Resulüne bir vaadi tebliğ ettiği vakit kendisinin onunla birlikte olacağından yana direnç kazandırma manası taşımaktadır. 

Peygamber Efendimiz de en çok alay edenlerin, Kureyş'ten, tanınmış olan ve bu yaptıkları sonunda helak olanların şu beş kişi olduğu rivayet edilmektedir. Bunlar: Velid b. Muğire, As b. Vail, Esved b. Abdi Yeğus, Esved b. Abdülmuttalib ve Haris b. et-Talatile’dir.

Ayetin Mesajı ve Özeti

Yalnız Değilsin: Allah, davası uğruna yola çıkan kulunu, özellikle de "alay" gibi onur kırıcı saldırılar karşısında asla yalnız bırakmaz.

Manen Üstünlük: Mümin, inancıyla alay edildiğinde sarsılmamalıdır; çünkü o alaycıların asıl muhatabı Allah'tır ve Allah onlara kâfidir.

Sorumluluğun Sınırı: Peygamber'e düşen tebliğdir; bu tebliğle alay edenlerin cezalandırılması ise Allah'ın üzerinedir.



اَلَّذ۪ينَ يَجْعَلُونَ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَۚ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ



Elleżîne yec’alûne me’a(A)llâhi ilâhen âḣar(a)(c) fesevfe ya’lemûn(e)

96- “Onlar ki Allah ile beraber başka bir ilah tanırlar. Onlar yakında bileceklerdir.”

Hicr Suresi 96. ayet, bir önceki ayette bahsi geçen "alaycıların" temel zihniyetini ve onları bu sona sürükleyen asıl sapkınlığı deşifre eder. Allah, Hz. Peygamber(ﷺ)’e verdiği koruma sözünün (95. ayet) nedenini bu ayetle temellendirir.

"Allah ile Beraber Başka Bir İlah" (Ye'calûne mea'llâhi ilâhen âhar) Burada müşriklerin içine düştüğü en büyük çelişki vurgulanır. Onlar Allah’ı tamamen inkâr etmiyorlardı; ancak O’nun yanına putları, çıkarlarını, atalarının geleneklerini veya kendi hevalarını ortak koşuyorlardı. Kur'an'la ve Peygamber'le alay etmelerinin temel sebebi, tevhid inancının (tek Allah inancı) onların bu sahte ortaklıklarını ve kurulu düzenlerini tehdit etmesiydi.

"Yakında Bilecekler!" (Fesevfe ya'lemûn) Bu ifade Kur'an’daki en etkileyici "uyarı" üsluplarından biridir. Gizli Tehdit: Ayette neyi bilecekleri açıkça söylenmez; bu da ifadenin etkisini artırır. "Başlarına neyin geleceğini, yaptıklarının sonucunun ne kadar acı olduğunu yakında bizzat tecrübe edecekler" demektir. Zaman Vurgusu: "Yakında" (Se-vfe) ifadesi, dünya hayatının kısalığına ve ölüm anıyla başlayacak olan hakikatle yüzleşme sürecinin çok yakın olduğuna işaret eder.

Alaycılığın Kökeni: Bir insan neden kutsal değerlerle alay eder? Çünkü kalbinde Allah'tan başka "ilahlaştırdığı" (güç, para, statü gibi) şeyler vardır. Ayet, bu ahlaki bozulmanın kaynağının "şirk" olduğunu gösterir.

Peygamber'e Sabır: Allah, Peygamberi'ne "Onlar cahilliklerinden ve başka şeylere taptıklarından böyle yapıyorlar, ama merak etme; gerçekle yüzleştiklerinde bu alayları son bulacak" diyerek sabır telkin eder.

Ayetin Mesajı ve Özeti

Mutlak Hakikat: Hakikat, inkar edilse de alaya alınsa da değişmez. Sadece "bilinme" vakti ertelenir.

Adalet: Allah'a ortak koşan ve O'nun elçisiyle alay edenlerin bu tavırları yanlarına kâr kalmayacaktır.

İbret: 96. ayet, o dönemdeki o güçlü alaycıların bugün sadece ibretlik birer isim olarak hatırlanmasıyla (hatta çoğunun unutulmasıyla) tarihsel olarak doğrulanmıştır.



وَلَقَدْ نَعْلَمُ اَنَّكَ يَض۪يقُ صَدْرُكَ بِمَا يَقُولُونَۙ

Velekad na’lemu enneke yadîku sadruke bimâ yekûlûn(e)

97- “Andolsun ki söylediklerinden dolayı gerçekten de göğsüne darlık geldiğini biliyoruz.”

Hicr Suresi 97. ayet, Kur'an-ı Kerim'in en "insani" ve en duygusal ayetlerinden biridir. Allah Teâlâ, Peygamber Efendimiz’in (ﷺ) o yüce kalbinin bile bazen ne kadar daraldığını bildiğini ifade ederek, O’na ve O’nun yolundan gidenlere muazzam bir şefkatle seslenir.

"Biliyoruz" (Na'lemu) Bu kelime, ayetin en sıcak kısmıdır. Alemlerin Rabbi, elçisine: "Yalnız değilsin, neler hissettiğini, o hakaretlerin ve alayların kalbinde açtığı yarayı görüyorum, her şeyden haberim var" demektedir. Bu, bir kulun alabileceği en büyük tesellidir.

"Göğsünün Daralması" (Yadîku Sadruke) Peygamberimiz (ﷺ) her ne kadar güçlü bir iradeye sahip olsa da, nihayetinde bir insandı.

  • Müşriklerin ağır hakaretleri,

  • Kur'an'la alay etmeleri,

  • Ona "sihirbaz, mecnun" demeleri, O'nun hassas kalbinde bir nefes darlığı, bir ruh sıkıntısı oluşturuyordu. Ayet, bu insani durumu meşru görüyor ve adeta Efendimiz’in kalbine dokunuyor.

"Söyledikleri Şeyler Yüzünden" (Bimâ Yekûlûn) Söz, bazen kılıçtan daha çok yaralar. Efendimiz’i asıl üzen şey şahsına yapılan saldırılardan ziyade, insanların Allah’ın ayetlerini hiçe sayması ve kendilerini felakete sürüklemeleriydi. Onların bu inatçı ve çirkin söylemleri, hidayet bekleyen bir gönül için en büyük darlık sebebiydi.

İbni Kesir İmam Ahmet'in rivayet etmiş olduğu şu hadisi Şerif'i zikret: “Resûlullah (ﷺ) şöyle buyurduğunu dinlemiş:  Yüce Allah buyuruyor ki: “Ey Ademoğlu günün başında dört rekat kılı vermekten acze düşme! Ben de senin günün geri kalan kısmının külfetlerinden kurtarırım. İbni Kesir, İmam Ahmed'in dışında bu hadisi zikredenleri de kaydettikten sonra şöyle demiştir: İşte bundan dolayıdır ki Resulullah (ﷺ) bir sıkıntı ile karşı karşıya kaldığı zaman namaza koşardı.”

Ayetin Mesajı ve Özeti

Duyguların Onaylanması: Din, insanın üzülmesini veya daralmasını yasaklamaz. Allah, en sevdiği kulunun bile göğsünün daraldığını beyan ederek, müminlere "hissettiklerinizden dolayı kendinizi suçlamayın" mesajı verir.

Yalnızlığın İlacı: Bir sıkıntı anında, o sıkıntıyı bilen ve anlayan bir "Makam"ın (Allah'ın) olduğunu bilmek, darlığın yarısını giderir.

Psikolojik Destek: Bu ayet, psikolojik bir rehabilitasyon niteliğindedir. Allah, kuluyla dertleşmekte ve ona empati kurduğunu hissettirmektedir.



فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَكُنْ مِنَ السَّاجِد۪ينَۙ

Fesebbih bihamdi rabbike vekun mine-ssâcidîn(e)

98- “O bakımdan sen hemen Rabbini hamd ile tesbih et ve Secde edenlerden ol.”

Hicr Suresi 98. ayet, bir önceki ayette bahsedilen o "göğüs darlığına" ve ruhsal sıkıntıya karşı sunulan üç aşamalı ilahi terapidir. Allah Teâlâ, sadece sorunu söylemekle kalmaz, çözüm yolunu da en somut haliyle gösterir.

"Rabbini Tesbih Et" (Fesebbih) Allah'ı her türlü eksiklikten, acizlikten ve haksızlıktan uzak tutmaktır. Tesbihin Psikolojik Etkisi: Bir mümin "Sübhânallah" dediğinde aslında şunu söyler: "Beni üzen bu insanlar ve onların sözleri çok küçük, çok geçici; asıl büyük olan, her şeye gücü yeten ve asla hata yapmayan Allah'tır." Bu, bakış açısını dertten alıp Müsebbibü'l-Esbâb'a (sebepleri yaratana) çevirerek kalbi ferahlatır.

"Hamd ile" (Bi-Hamdi) Övgü ve teşekkür demektir. Hamdin Psikolojik Etkisi: Genellikle göğsümüz daraldığında sadece "olmayanlara" veya "canımızı yakanlara" odaklanırız. Ayet, "Hamd et!" diyerek elimizdeki nimetleri hatırlamamızı ister. "Müşrikler alay ediyor ama Allah sana vahyini verdi, seni muhatap aldı, sana hidayet verdi." Hamd, odağı karanlıktan aydınlığa çevirme sanatıdır.

"Secde Edenlerden Ol" (Ve kün mine’s-Sâcidîn) Fiziksel olarak alnı secdeye koymak ve namaza devam etmektir.

Derinliği: Peygamber Efendimiz(ﷺ) bir sıkıntıya düştüğünde hemen namaza yönelirdi. Secde, insanın Allah'a en yakın olduğu andır. Mesaj: İnsanların arasında (sosyal çevrede) daralan ruhun ilacı, Allah'ın huzurunda (secdede) yalnız kalmaktır. Yer çekimine boyun eğip başını yere koyan bir müminin ruhu, göklere yükselir ve o daralma yerini genişliğe bırakır.


Ayetin Güncel Hayatımıza Mesajı

Bu ayet, modern dünyanın "stres, kaygı ve değersizlik hissi" gibi sorunlarına karşı sarsılmaz bir kale inşa eder:

Reaksiyon Verme, Zikret: İnsanların kötü sözlerine aynı kötülükle cevap vererek kalbini daha fazla karartma; tam tersi, "Sübhânallah" diyerek zihnini ilahi frekansa ayarla.

Yalnız Değilsin: Allah, "Secde edenlerden ol" diyerek seni bir cemaate, bir aidiyete davet eder. Yalnızlık hissi, kalbi en çok daraltan şeydir; ibadet ise seni tüm müminlerle ve Allah ile birleştirir.

Fiziksel Hareketin Gücü: Sıkıntıyı sadece düşünerek çözemezsin; secdedeki o boyun büküş, insanın kibrini kırar ve omuzlarındaki dünya yükünü yere bırakmasını sağlar.



وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتّٰى يَأْتِيَكَ الْيَق۪ينُ

Va’bud rabbeke hattâ ye/tiyeke-lyakîn(u)

99- “Ve sana yakın gelinceye kadar rabbine ibadet et.”

Hicr Suresi'nin 99. ve sonuncu ayeti, hem bu surenin hem de bir önceki ayette sunulan "manevi reçetenin" nihai hedefidir. Allah Teâlâ, kulunun hayat yolculuğundaki pusulasını en net şekilde belirler.

"Yakîn" (Kesin Bilgi / Ölüm) Ne Demektir? Bu ayetteki "el-Yakîn" kelimesi, tüm tefsir alimleri tarafından "ölüm" olarak açıklanmıştır.

Neden Ölüm?: Çünkü ölüm, insanın dünyada şüphe duyduğu her şeyin (ahiret, melekler, hesap günü) gözle görülür hale geldiği, artık üzerinde hiçbir kuşkunun kalmadığı o "mutlak gerçeklik" anıdır.

Mesaj: "İbadet ve kulluk, hayatın son nefesine kadar sürecek kesintisiz bir yolculuktur."

"Rabbine İbadet Et" (Va'bud Rabbeke) Bir önceki ayetteki "tesbih ve secde" emirleri burada daha genel bir kavram olan "ibadet" ile mühürlenir.

İbadet burada sadece şekilsel törenler değil; her an Allah’ın rızasını gözetmek, O’na boyun eğmek ve O’nunla olan bağı diri tutmaktır. Süreklilik: Bu emir, dini hayatın belirli bir yaşa, mevsime veya ruh haline bağlı olmadığını; nefes aldığımız her saniyenin kulluk dairesinde olduğunu hatırlatır.

Surenin Sonu ve Genel Bağlam

Hicr Suresi muazzam bir akışla biter:

1. Ayet 97: "Canın sıkılıyor, biliyoruz." (Teşhis)

2. Ayet 98: "Tesbih et ve secde et." (İlaç)

3. Ayet 99: "Bunu son nefesine kadar yap." (Tedavi süreci)

Bu son ayetle Allah, Peygamberine ve bizlere şunu der: "İnsanlar seninle alay etse de (95), dünya malına boğulmuş olsalar da (88), senin göğsün daralsa da (97); sen rotanı bozma. Son nefesine kadar Rabbine yönelmeye devam et. Çünkü o 'Yakîn' (ölüm) geldiğinde, kimin kazandığı apaçık ortaya çıkacaktır."


Hicr Suresi'nin Özeti ve Son Söz

Bu yolculuğumuzda gördük ki Hicr Suresi; insanın kibrinden (Semud kavmi) Allah'ın rahmetine, kalbin darlığından secdedeki ferahlığa kadar uzanan bir "hidayet rehberidir." Surenin başındaki "O kâfirler keşke müslüman olsaydık diye arzu edecekler" (2. ayet) uyarısı, sonundaki "ölüm gelene kadar ibadet et" emriyle birbirine bağlanır. Marifet ehli yakınlığa ulaşınca üzerinden teklif düşer düşüncesi büyük bir yanlıştır. Bu delalet ve bilgisizliktir. Hz. Resulun son günlerini okumanız tavsiye edilir…


Hicr Suresini bu şekilde tamamlamış olduk. Rabbim okuduklarımızı kalbimize ferahlık, hayatımıza istikamet kılsın.


Post a Comment

İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...

أحدث أقدم

Öne Çıkanlar