Şeyh ve Biat Meselesi: Ölçüler, Yanılgılar ve Sahih Tasavvuf
Tasavvufta şeyh, mürşid ve biat meselesi, tarih boyunca hem büyük bir terbiye imkânı hem de ciddi suistimallere açık bir alan olmuştur. Bu sebeple konu, ayet, sünnet ve sahih tasavvuf ölçüleri ışığında ele alınmalı; ölçüsüz yüceltme ile toptan reddiye arasında mutedil bir yol tutulmalıdır.
Kur’ân-ı Kerîm’de buyrulur:
“Allah kimi saptırırsa ona yol gösterecek bir veli bulamazsın.” (Kehf, 17)
Bu ayet, hidayetin aslen Allah’tan olduğunu; mürşidin ise ancak Allah’ın izin verdiği ölçüde bir vesile olabileceğini açıkça ortaya koyar. Dolayısıyla mürşid, mutlak hidayet verici değil, hidayete çağıran bir rehberdir.
Mürşidin Konumu: Peygamberlerin Varisi Olmak
Tasavvuf geleneğinde mürşidler, peygamberlerin manevî varisleri olarak görülür. Ancak bu varislik, soy veya iddia ile değil, ilim, amel, ahlâk ve hâl ile gerçekleşir.
Kur’ân’da sadıkların vasıfları açıkça sayılmıştır: İmanlarında şüphe taşımayanlar. Malları ve canlarıyla Allah yolunda mücadele edenler. Namazı dosdoğru kılanlar, zekâtı verenler. Ahidlerine sadık kalanlar. Zorlukta ve sıkıntıda sabredenler. (Bkz. Hucurât 15, Bakara 177, Ahzâb 23, Haşr 8)
Mürşid olacak kimse, bu sıfatların bizzat kendisinde tahakkuk etmiş olması ve muhataplarını da bu istikamette terbiye edebilmesi gerekir. Aksi hâlde irşad makamı bir iddiadan öteye geçmez.
Velayet ve Şeyhlik Ayrımı
Kur’ân’da veliler şöyle tarif edilir: “Allah’ın velileri; iman eden ve takvaya ermiş olanlardır.” (Yûnus, 62–64) Buradan açıkça anlaşılır ki: Her veli şeyh değildir. Her şeyh de veli değildir. Şeyhlik; velayete ilaveten irşad ehliyeti, yani öğretme, uyarma, terbiye etme kabiliyeti gerektirir. İman ve takva olmadan velayet olmaz; ilim ve hikmet olmadan da irşad olmaz.
İrşadın Şartları: İlim, Hikmet ve Edep
Kur’ân’da irşadın yöntemi şöyle belirlenir: “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et.” (Nahl, 125) Hikmet; bilgiyi yerinde, ölçülü ve muhatabın hâline uygun şekilde kullanabilme yetisidir. Bu da yalnızca kitap bilgisiyle değil, nefis terbiyesi ve hâl ilmiyle mümkündür.
Bu sebeple mürşidin: Kitap ve sünnete vâkıf olması, Fıkıh, akaid ve tasavvuf ilimlerinde asgari yetkinliğe sahip bulunması, Nefis tezkiyesi ve kalp terbiyesini bizzat yaşamış olması zorunludur.
İmam Rabbânî’nin ifadesiyle: “Riayetsiz keşif istidractır.” Yani şeriat ve edep gözetilmeksizin ortaya çıkan manevî hâller aldatıcıdır.
Sohbetin ve Hâlin Etkisi
Hanzala (r.a.) hadisi, sohbetin kalpler üzerindeki tesirini açıkça göstermektedir. Sahâbe, Resûlullah’ın yanında iken ahireti görür gibi yaşamakta; ondan ayrılınca hâllerinde değişiklik hissetmekteydi. Bu durum, mürşidin sözünden çok hâliyle terbiye ettiğini göstermektedir. Hakiki mürşid: Hâliyle Allah’ı hatırlatır. Sözüyle istikamete çağırır. Varlığıyla kalbi diriltir.
İbn Atâullah der ki: “Hâli seni Allah’a götürmeyen, sözü seni terakkiye sevk etmeyen kimseyle oturma.”
Biat Meselesi ve Tehlikeli Yanılgılar
Tasavvufta en çok suistimal edilen alanlardan biri mutlak bağlılık anlayışıdır. Oysa İslâm’da mutlak bağlılık yalnızca Allah’a, Resûlü’ne ve İslâm cemaatine olur.
Bir şeyhe: Körü körüne bağlanmak, Onu sorgulanamaz görmek, Şeriat üstü bir konuma yerleştirmek İslâmî değildir ve büyük fitnelere yol açar.
İmam Süyûtî’nin ifadesi nettir: “Asıl bağlanılması gereken İslâm cemaatidir. Şahıslara mutlak bağlanmanın aslı yoktur.”
Şeyh Herkes İçin Şart mıdır?
Tasavvuf büyükleri bu konuda mutedil bir yol benimsemiştir: Takva ve farzları yaşamak için şeyh şart değildir. Nefis terbiyesi ve keşfî hâller için mürşid büyük kolaylık sağlar. İlmi, irfanı ve basireti olan kimseler kitapla da yol alabilir. Bu nedenle “Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır” sözü mutlak bir kaide değildir; cahil ve hevasına tâbi kimseler için geçerli bir ikazdır.
Sahih Tasavvufun Ölçüsü
Sahih tasavvufta: Şeyh, amaç değil vasıtadır. Biat, şeriat ve akıl çerçevesindedir. İlim, ahlâk ve cemaat şuuru birlikte yürür. Kişiler değil, hakikat merkezdedir. Gerçek mürşid: Allah’a çağırır, kendine değil. Kul yapmaz, kul yetiştirir. Bağımlılık değil, istikamet kazandırır. “Kamil mürşid, seni kendisine bağlayan değil; seni Allah’a bağlayandır.”

Bu yazı, mürşidi rehber değil de sorgulanamaz bir otoriteye dönüştüren 'kabile asabiyetine' ve şeyhini şeriatın önüne koyarak Tevhid bilincinden uzaklaşan zihniyete karşı çok yerinde bir ikaz olmuş.
ردحذفSahih tasavvufun gayesi kişiyi fani bağlardan kurtarıp nefis terbiyesiyle özgürleştirmek; yani Allah’a kul, Resûl’e ümmet yapmaktır.
Bu yazı, gerçek tasavvufu görmek isteyenler için bir fener ve yol haritası mesabesinde olmuş. Aradaki sis bulutlarını dağıtıp güneşi gösteren bu dengeli yaklaşımınız için elinize, yüreğinize sağlık.
إرسال تعليق
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...