İslam’ın Arap Yarımadası gibi çölün ortasında, zorlu coğrafi koşullara sahip bir yerde doğması rastlantı değil; derin siyasi, kültürel ve ilahi hikmetler barındıran stratejik bir seçimdir. Alimler bu bölgeyi, yeni bir bebeğin (İslam'ın) dış müdahalelerden korunarak büyümesi için en güvenli "beşik" olarak tanımlarlar.
İslam’ın doğuşu için bu bölgenin seçilmesindeki "sırlar" ve yazılabilecekler şunlardır:
1. Siyasi Tarafsızlık ve "Vakum" Alanı
O dönemde dünya iki büyük süper gücün (Bizans ve Sasani) pençesindeydi. Bunların arkasından Hint ve Yunan gelmekteydi. Sasaniler birbirleriyle çarpışan çeşitli dini felsefi şüphelerin boy attığı bir alandı. yönetimi elinde bulunduran kişilerin desteklediği zerdüştlük bunlardan biriydi. kişinin anasıyla kızıyla veya bacısı ile evlenmesi üstün tutması temel felsefelerindendi. Hatta Miladi 5. asrın ortalarında hüküm süren 2. yezdücerd kendi kızıyla evlenmişti.
Bizans'a gelince orada Sömürgecilik ruhu hakim olmuştu. Bir taraftan kendi içinde, Diğer taraftan Mısır ve Suriye Hristiyanlar arasında meydana gelen dini itiraflar yüzünden başı dertte idi. Bizans azgın nefislerin ve aşırı isteklerin işaret ettiği ölçüde hristiyanlığı değiştirmek ve oyuncak haline getirmek için kıyasıya bir savaşta kendi askeri gücüne ve sömürgecilik arzusuna dayanmaktaydı. Aynı zamanda Bizans'ın çöküşü İran'dan geri kalmayacak şekilde başa baş gidiyordu. Aşırı vergiler başını alıp yürüyen rüşvet iktisadi zulüm gerileme ve ahlaksızca yaşayış Bizans'ın geleceğini karartıyordu.
Yunanistan'da hiçbir faydası sonuca varmaksızın Müptela oldukları felsefi münakaşa ve hurafelerin fesadı içinde boğulmaktaydı.
Hindistan'da ise Üstat Ebul Hasan el-nevi'nin de naklettiği gibi; “ Hint tarihçileri Hindistan'ın Dini ahlaki ve sosyal bakımdan en gereği devirlerinden birinin, miladın 6. asrın başlarına rastladığını kanaatinde birleşmektedirler. Hindistan da komşu ve dostlarıyla birlikte bu ahlaki ve içtimayı çöküşten nasibini almıştı.” Çeşitli milletlerin içinde bulundukları çöküntü ve sıkıntıda onların düştükleri müşterek kaderden farklı değildi.
Eğer İslam, bu imparatorlukların topraklarında doğsaydı, daha ilk günlerinde siyasi bir tehdit olarak görülüp ezilirdi.
Doğal Koruma: Arap Yarımadası, o günkü süper güçlerin iştahını kabartacak yeraltı zenginliklerine sahip değildi. Çöllerle çevrili olması, onu yabancı orduların istilasından koruyan doğal bir kale işlevi gördü.
Özgürlük Alanı: Bu siyasi boşluk, İslam’ın kendi kurumlarını ve toplum yapısını büyük imparatorlukların baskısı olmadan inşa etmesine imkan tanıdı.
2. İnsan Karakterinin Fıtri Yapısı
Çöl hayatı, insan karakterini belli bir kalıba sokar. O dönemdeki Araplar, modern şehir hayatının getirdiği karmaşa ve felsefi yozlaşmalardan uzaktılar.
Sadakat ve Cesaret: Bir şeye inandıklarında canları pahasına savunacak kadar cesur ve sadıktılar. İslam’ın bu sarsılmaz iradeye ihtiyacı vardı.
Ahde Vefa: Verdikleri sözü namus bilen, misafirperver ve dürüst karakterleri, İslam’ın ahlaki temelleriyle örtüşüyordu.
3. Dilin Zirvesi: Arapça
İslam’ın en büyük mucizesi olan Kur’an-ı Kerim, dile ve edebiyata en çok değer verilen bir coğrafyaya indi.
Şiir ve Belagat: O dönemde Arapların tek gurur kaynağı dilleriydi. Kur’an, onları en iddialı oldukları alanda (edebiyat ve belagat) aciz bıraktı.
Zengin İfade Gücü: Arapça, nüansları ve derinliğiyle ilahi mesajın en ince ayrıntılarını taşıyabilecek kadar esnek ve zengindi.
4. Coğrafi Kavşak Noktası
Arap Yarımadası, dışarıdan bakıldığında izole görünse de aslında üç kıtanın (Asya, Avrupa, Afrika) tam kesişim noktasındaydı.
Tebliğ Kolaylığı: İslam burada kök saldıktan sonra, ticaret yolları sayesinde çok kısa sürede dünyanın dört bir yanına yayılabilecek merkezi bir konumdaydı.
Kabe’nin Varlığı: Hz. İbrahim’den kalan Tevhid mirasının (Kabe) orada olması, İslam’ın "yeni bir din" değil, "asli dine dönüş" mesajını güçlendiriyordu.
5. Bozulmamış Fıtrat (Ümmilik)
İslam’ın doğduğu toplum, eski Yunan felsefesi veya karmaşık Pers ezoterizmiyle zihni bulanmamış bir toplumdu.
Sade ve Durululuk: İlahi mesaj, zihinleri başka felsefelerle dolu bir topluma inseydi, İslam’ın saf ilkeleri o fikirlerle karışabilirdi. Çölün sadeliği, İslam’ın saf Tevhid inancının tertemiz bir sayfaya yazılmasını sağladı.
Özetle: Arap Yarımadası, İslam’ın dış müdahalelerden uzak, özgün ve güçlü bir şekilde serpilmesi için seçilmiş bir "steril laboratuvar" gibidir. Sert iklimi insanları dayanıklı kılmış, coğrafi yapısı ise bu yeni inancı dış güçlerden korumuştur.

إرسال تعليق
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...