Gönül dostu, bu ince ve maneviyat yüklü menkıbeleri okuma gayretin ne güzeldir... Size birbiriyle iç içe geçmiş uyumlu manalı haller sırrı ve hizmetin, edebi ve teslimiyeti nasıl doğurduğunu en canlı haliyle gösteren menkıbeyi okuyalım:
Arapgirli Ömer Nurani Baba ve Hacı Ömer Hüdai'nin "Yün" İmtihanı
Hacı Ömer Hüdai Baba, mürşid-i kâmil olma yolunda Erzincan'dan işaret alıp Arapgir’e, Arapkirli Ömer Nurani Baba Hazretleri’nin dergâhına vardığında, ona en ağır hizmetler verilir. Yıllarca dergâhın mutfağında odun sırtında taşır, en geri hizmetlerde bulunur. Ancak, Arapgirli Mürşid’in hali, o dönemde maddi olarak oldukça zordur.
Ömer Nurani Baba Hazretleri’nin hanımı, ailenin maddi zarureti içinde, geçimlerini sağlamak için evde yün eğirip iplik yapmaktadır. Bir gün, hanımı Ömer Nurani Baba’yı maddi sıkıntılar sebebiyle daha fazla zorlar ve yün alması için ona ısrar eder. Mürşid’in gönlü, müridlerine bu sıkıntıyı yansıtmamak için suskun, kalbi ise teslimiyet halindedir.
Tam o sıkıntılı ve daraltılı anların yaşandığı bir vakitte, müridlerden Hacı Ömer Hüdai Baba, sanki manen haberdar olmuş gibi, sırtında dağ gibi kocaman bir balya yünle dergâha gelir. Yünü omuzundan indirirken, edep ile Mürşidi’nin huzuruna çıkar:
— "Efendim, dağdan gelirken bu yün balyasını dergâha hediye etmek murat ettim. Belki bir hizmete vesile olur" buyurur.
Bu Menkıbedeki "Birbirine geçmiş sırlı" Hakikatler
Hacı Ömer Hüdai Baba’nın bu hali, tek bir "iyilik" değil, o bahsettiğin girift örgünün şu üç büyük esasını temsil eder:
Tefekkür Notu
"Dostum, bahsede geldiğimiz o gül buketindeki Sümbül (Hacı Ömer Hüdai) işte burada en büyük edebi sergiliyor. Mürşidinin (Arapkirli Ömer Baba) daraldığı anı gönül kulağıyla duyuyor ve yükü sırtına alıp o darlığı ferahlığa çeviriyor. Hizmetin içine edep ve basiret girince, o yün balyası sadece yün değil, manevi bir fetih sancağı olur."

إرسال تعليق
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...