Cüneyd Bağdadinin 45 şeyhi olmuş. Eşrefoğlu Rumi hazretin 35 şeyhi olmuş. Önemli olan kalbinin anahtarinin kimde olduğunu bulmak mı? Yani Hacı Bektaşi Veli hazretin aşık Yunus'a dediği gibi evlâd biz senin anahtarını Taptuk Emre'ye verdik git ondan nasiplen demesi gibi midir? Yoksa bir yere bağlanıp oradan feyz alsan da almasan da yol alabilirsen yürümek midir? Gelin bu sorulara cevap arayalım...
Bugün yine güzel bir konuya temas edelim inşallah. Cüneyd-i Bağdâdî ve Eşrefoğlu Rûmî gibi zatların pek çok kapıdan geçmesi, aslında bir "sadakatsizlik" değil, bir "Manevi olgunluk arayışı" ve manevi bir rızık meselesidir. Burada Hacı Bektaşın bahsettiği o meşhur "anahtar" metaforu, seyr-i sülûkun kalbi sayılır.
Kalbin Anahtarı Hangi Kapıda? Bir Mürşidden Diğerine Yolculuğun Sırrı
Tasavvuf tarihinde Cüneyd-i Bağdâdî Hazretleri’nin 45, Eşrefoğlu Rûmî’nin 35 ayrı şeyhten feyz aldığı anlatılır. Akıllara şu soru gelir: "Bir kapı yetmez miydi? Bu kadar çok kapı çalmanın sırrı nedir?" Cevap, Hacı Bektaş-ı Velî’nin Yunus’a verdiği o muazzam cevapta gizlidir: "Evlat, biz senin anahtarını Taptuk Emre’ye verdik."
Peki, bu "anahtar" ve "kapı" meselesi bugünün yolcusu için ne ifade eder?
Eğitim ile Terbiye Arasındaki Fark
Bir salikin pek çok hocası (şeyhi) olabilir. Bunların bir kısmı "teberrük" (bereketlenmek) içindir, bir kısmı "talim" (bilgi öğrenmek) içindir. Ancak sadece bir tanesi "mürşid-i kâmil"dir; yani ruhun röntgenini çeken ve o son kilidi açacak anahtarı elinde tutan zattır.
— Cüneyd-i Bağdâdî gibi zatlar, ilmin ve maneviyatın her rengini toplamak için o kapıları dolaşmışlardır. Her biri onlara birer nakış işlemiş, ama son düğümü "nasip" olan o anahtar sahibi atmıştır. O’da dayısı olmuştur.
"Anahtar" Meselesi: Ruhsal Frekans Uyumu
Yunus Emre, Hacı Bektaş gibi bir devin kapısına gittiğinde eli boş dönmedi; ama kapısı da açılmadı. Çünkü her kilidin kendine has bir dili vardır.
— Manevi Nasip: Her mürşid her müridi açamaz. Bu bir yetersizlik değil, bir "mizaç ve frekans" meselesidir. Taptuk Emre’nin sertliği ve ocağı, Yunus’un çiğliğini pişirecek olan tek fırındı.
— Kilit ve Anahtar: Eğer gittiğiniz kapıda yıllarca "hiç kıpırtamayan bir kalp" ile bekliyorsanız, mürşid sizi bazen nazikçe başka bir kapıya yönlendirir. Tıpkı Hacı Bektaş’ın Yunus’u yönlendirmesi gibi. Bu, yolun selameti içindir.
"Bir Kapıya Bende Olmak" mı, "Yol Almak" mı?
Eskiler der ki: "Bir kapıya bende olan, her kapıdan azat olur." Ancak bu, "Körlemesine bir yerde çakılı kalmak" demek değildir.
— Feyz Alabiliyor musun? Eğer bir kapıda duruyor ama nefsinin hiçbir kötü huyu değişmiyor, kalbin dirilmiyor ve hâlin güzelleşmiyorsa; ya sen anahtarı deliğe sokamıyorsun ya da o anahtar o kilide ait değil.
— Sadakat vs. Takıntı: Sadakat, mürşide duyulan aşktır. Ama eğer yol tıkanmışsa, gerçek bir mürşid zaten müridini tutmaz, onun vaktini zayi etmez ve nasibinin olduğu yere "anahtarını" gönderir.
Bugünün Yolcusu Ne Yapmalı?
Bugün "anahtarını bulmak" daha da zorlaştı. Çünkü her yer kapı, ama her kapının ardında bir fırın yok.
— Virdine ve Edebe Asılmak: Siz virdinize ve edebinize asıldıkça, o "anahtar" sizi gelip bulur.
— Aramaktan Vazgeçmemek: Seyr-i sülûk, durağan bir su değil, akan bir nehirdir. Önemli olan "ben yürüyorum" iddiası değil, "O beni yürütüyor" teslimiyetidir.
Netice Olarak;
Önemli olan çok şeyh değiştirmek değil, kalbin anahtarını tutan eli bulmaktır. O eli bulana kadar çekilen çile, çalınan her kapı, aslında o son kapıya hazırlıktır. Yunus’u Taptuk’a götüren şey, Hacı Bektaş’ın kapısındaki o samimi bekleyişiydi. Eğer Yunus o ilk kapıda "bu anahtar bende yok" denildiğinde küsüp gitseydi, bugün bizim bir Yunus’umuz olmayacaktı.

إرسال تعليق
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...