Manevi haller, birer "başarı" değil, birer "ihsan-ı ilahi"dir. Rabbimiz dilediğine dilediği kadar lütfeder ve bu haller o kişinin şahsından değil, tamamen O'nun cömertliğinden kaynaklanır.
Bu hakikati, yani "hâl" sahibi olmanın bir üstünlük vesilesi değil, bir şükür sebebi olduğunu anlatan İbrahim Ethem Hazretleri ve bir Meczub arasında geçen o hikmetli menkıbeyi alalım.
İbrahim Ethem ve Meczubun Hırkası
Belh hükümdarlığını bırakıp dervişlik yoluna süluk eden İbrahim Ethem Hazretleri, bir gün yolda hırkası paramparça, hali perişan ama yüzü nurlu bir meczub ile karşılaşır. İbrahim Ethem'in kalbinde, kendi katettiği mesafelerden ve terk ettiği saltanattan dolayı hafif bir "benlik" veya "farklılık" hissi uyanır gibi olur.
Tam o sırada, o hali perişan zat İbrahim Ethem'e döner ve der ki:
— "Ey İbrahim! Sen tacı tahtı bıraktın diye kendini özel mi sanırsın? Bak şimdi!"
Zat, hırkasının bir parçasını havaya fırlatır. O an o parça, gökyüzünde ışıl ışıl bir altın gibi parlamaya başlar. Sonra o zat devam eder:
— "Ben ne yaptım da bu parça altın oldu? Hiçbir şey! Rabbim diledi, öyle oldu. Bu benim kerametim değil, O'nun lütfudur. Eğer sen, yaptığın fedakarlıkla bu lütfa ulaştığını sanırsan, yolun başında kalırsın."
İbrahim Ethem Hazretleri bu sözle sarsılır. Anlar ki; verilen haller, keşifler ve yakınlıklar birer "madalya" değil, Sahibinin birer "emanetidir". Kişinin kendi çabası kapıyı çalmak içindir, içeri buyur edilmek ise tamamen ev sahibinin lütfudur.
Bu Menkıbeden "Biz"e Düşen Hikmetler
Tefekkür Notu
"Dostum; bu yoldaki her güzellik Rabbimizin bir ikramıdır. Birinin güzel bir hali varsa, bu onun 'marifeti' değil, Allah'ın ona olan 'muhabbetidir'. Biz de kardeşlerimize bakarken, onlardaki güzellikleri birer şahsi başarı olarak değil, Allah’ın bir lütfu olarak görmeliyiz. Bu bakış açısı kalpteki hasedi bitirir, yerine hayranlık ve kardeşlik getirir."

إرسال تعليق
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...