Her şeyin maddi bir karşılıkla ölçüldüğü, insanın rızık kaygısıyla adeta can çekiştiği günümüzde; ruhumuzu o muazzam "Tevekkül" ve "Yakin" (Kesin İnanç) pınarıyla serinletelim.
Bu asalet; sadece geleceği garanti altına alma çabasını değil, asıl garanti verene teslim olup işi O’na bırakmanın hafifliğini anlatır.
"Heybedeki Sır: 'Sen İşini Artır, Biz de Aşını Artıralım'"
Günlük Sahne: "Gelecek Kaygısı ve Mesai Çılgınlığı"
Bugün modern dünya bize şunu fısıldıyor: "Daha çok çalışmalısın, daha çok biriktirmelisin, yoksa aç kalırsın, geride kalırsın." İnsan bu korku girdabına kapıldığında, rızkı vereni unutup rızkın kendisine tapmaya başlıyor. 7/24 bitmeyen mesailerin, koşturmacaların içinde ruhunu ihmal ediyor. İbadete, aileye, kalbini dinlemeye vakit ayıramamayı "hayat mücadelesi" kılıfıyla meşrulaştırıyor. "Çalışmayana ekmek yok" sözünü hırs terazisinde tartıp, rızka kefil olan Rahman'ı hesaptan çıkarabiliyoruz. Peki, her şeyi terk edip asıl sahibine yönelen bir gönle, kâinat nasıl hizmetçi olurdu?
Ariflerin Dünyasından Kesit: Evden Yükselen Taze Ekmek Kokusu
Önceleri Basra’da sert mizaçlı ve zengin bir tefeci olan Habîb-i Acemî, Hasan-ı Basrî Hazretleri'nin rahlesinde tövbe edip dünya malından elini eteğini çekmişti. Kendini tamamen ibadete ve ilme vermişti. Ancak evde yiyecek bir şey kalmamıştı. Hanımı haklı olarak, "Bey, eve ekmek lazım, git bir yerde çalış da nafaka getir" dedi.
Habîb evden çıktı, bir işe girmek yerine doğruca çöle, ıssız bir köşeye çekilip akşama kadar namaz kıldı, zikirle meşgul oldu. Akşam eve döndüğünde hanımı sordu: "Bugün kimin yanında çalıştın, ücretin nerede?" Habîb çok zarif bir cevap verdi: "Bugün öyle kerem sahibi bir sultanın işinde çalıştım ki, nezaketinden utandım. Ücretimi istiyordum ama o 'Acele etme, on gün tamamlanınca topluca veririm' dedi." Hanımı ikna oldu.
Habîb evden çıktı, bir işe girmek yerine doğruca çöle, ıssız bir köşeye çekilip akşama kadar namaz kıldı, zikirle meşgul oldu. Akşam eve döndüğünde hanımı sordu: "Bugün kimin yanında çalıştın, ücretin nerede?" Habîb çok zarif bir cevap verdi: "Bugün öyle kerem sahibi bir sultanın işinde çalıştım ki, nezaketinden utandım. Ücretimi istiyordum ama o 'Acele etme, on gün tamamlanınca topluca veririm' dedi." Hanımı ikna oldu.
Tam onuncu gün geldiğinde, Habîb yine çölde ibadetteyken, evinin kapısı çalındı. Gelenler sırtlarında un çuvalları, koyun etleri, yağ, bal ve içi gümüş dolu bir kese taşıyorlardı. Malı hanımına teslim ederken şöyle dediler: "Bunları efendinizin çalıştığı yerin sahibi gönderdi. Ve buyurdu ki: 'Habîb'e söyle; o işini artırsın, biz de onun aşını (ücretini) artıralım!'" Habîb akşam mahcup bir şekilde eve döndüğünde, evden yükselen taze yemek kokularıyla karşılaştı. Hanımı gözyaşlarıyla durumu anlatınca Habîb ağlayarak şu sırra erdi: "Ben on gün ihlasla yöneldim, O bana bu ikramı yaptı. Demek ki bütünüyle O’na teslim olsam kim bilir neler verir?"
Gıbta Edilecek Nefsin Halleri: Suretten Sirete
Gıbta Edilecek Nefsin Halleri: Suretten Sirete
Bu "Mütevekkil" yolcuları bize şu üç hakikati fısıldar:
* Sebebe Değil Müsebbibe Tutunmak: Gerçek tüccar, rızkı patrondan, dükkandan veya mesaide harcanan saatten değil; bizzat Rezzâk olan Allah'tan bilendir.* Mahcubiyet Genişliği: Onlar, Allah’tan bir şey isterken bile talepkâr değil, mahcup bir edayla isterler. Habîb gibi, dünyalık istemeye utanıp sadece kulluğa odaklanırlar.
* Kalbin Rehin Alınamaması: El eldedir, ayak yoldadır ama kalp her zaman Arş'ın altındadır. Dünya işleri onların sadece ellerini meşgul eder, kalplerine sızamaz.
İki Ekolün Hikmet Dokunuşu
* Kadiri Ekolünün İzzeti: Abdülkadir Geylani Hazretleri buyurur ki: "Rızık için endişelenmek kalbi karartır. Sen rızkı değil, rızkı vereni ara; o zaten seni bulacaktır." Bu nefis, rızık kaygısını imanın izzetine yakıştırmaz. Aç da kalsa vakarını bozmaz, çünkü sahibinin kereminden asla şüphe etmez.* Yesevi Ekolünün Sırrı: Ahmet Yesevi’nin meşrebinde "kanaat" en büyük hazinedir. Bu nefisler, azı çoğaltan berekete inanırlar. Onlar için rızık sadece mideye giren lokma değil; kalbe giren feyz, ruha giren huzurdur. "Aş" azalsa da "iş" (kulluk) kalitesi arttıkça ruhun doyacağına inanırlar.
Netice: Heybedeki Nur
Bugün heybemizden çıkardığımız pırlanta şudur: Biz dünyalık işlerimizi ne kadar büyütürsek, dünya bizi o kadar küçültür. Ama biz Allah’a olan kulluk işimizi ne kadar artırırsak, O bizim her türlü ihtiyacımızı o kadar bereketlendirir.
Bugün heybemizden çıkardığımız pırlanta şudur: Biz dünyalık işlerimizi ne kadar büyütürsek, dünya bizi o kadar küçültür. Ama biz Allah’a olan kulluk işimizi ne kadar artırırsak, O bizim her türlü ihtiyacımızı o kadar bereketlendirir.
Bu geceki muhasebemiz şu olsun: "Bugün rızık telaşı yüzünden hangi 'gönül işimi' ve ibadetimi erteledim? Patronun vaadine güvendiğim kadar, Rezzâk olan Allah’ın vaadine güvenebiliyor muyum?"

إرسال تعليق
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...