KADİRİ YOLU

KADİRİ YOLU
Seyr-u süluk Tasavvufi yetiştirilme yoludur.

 

Veren Elin Üstünlüğü mü, Kibri mi?

Modern dünyanın "pazarlık" ve "çıkar" ilişkileri arasında unuttuğu, asaletin zirvesi sayılabilecek bir "Zarafet ve Cömertlik" dersi konuk olsun.

Bu güzellik; birine yardım ederken onun onurunu nasıl koruyacağımızı ve iyiliği nasıl bir "sanata" dönüştüreceğimizi anlatıyor.


"Onuru İncinmesin Diye Yapılan İyilik"

Günlük Sahne: "Veren Elin Üstünlüğü mü, Kibri mi?"

Bugün birine maddi veya manevi bir destek çıkacağımızda, farkında olmadan karşı tarafın boynunu bükebiliyoruz. Yardım alan kişi, kendini borçlu veya "eksik" hissedebiliyor. Çoğu zaman iyilik yaparken "veren el" olmanın gururuna kapılıp, "alan elin" hayasını unutuyoruz. Peki, bir insanı hem darlıktan kurtarıp hem de onun izzet-i nefsini nasıl ayakta tutabiliriz?

Asr-ı Saadet’ten Kesit: Câbir’in Devesi ve Zarif Bir Ticaret

Cabir bin Abdullah (ra) gençtir ve ailesinin geçim yükü omuzlarındadır. Bir yolculuk dönüşü devesi yorulur, geride kalır. Efendimiz (sav) onun bu halini fark eder, devesine dua eder ve deve canlanır. Ancak Efendimiz (sav), Cabir’in maddi sıkıntısını bildiği için ona doğrudan para vermek yerine, onun onurunu koruyacak muazzam bir yol seçer:

"Bu deveyi bana satar mısın?" diye sorar. Cabir, deveyi hediye etmek istese de Efendimiz (sav) kabul etmez ve sıkı bir pazarlıkla deveyi satın alır. Tek bir şart koşar: "Medineye varana kadar binmek senin hakkındır."

Medine’ye vardıklarında Cabir deveyi teslim etmeye gider. Efendimiz (sav) devenin parasını tam olarak öder ve ardından tarihe geçecek o zarif hamleyi yapar:

"Al bu parayı, deve de senin olsun, o benim sana hediyemdir."

Hissedilecek Hikmet: "İyiliği Ticaretle Örtmek"

Bu olaydaki hikmet; yardımı "bağış" gibi değil, bir "hak" veya "alışveriş" gibi sunarak muhatabı mahcubiyetten kurtarmaktır. Efendimiz (sav) burada sadece para vermemiş, Cabir’in genç bir erkek olarak ailesine karşı olan vakarını da korumuştur.

Gerçek cömertlik; sadece vermek değil, verirken karşındakine kendini borçlu hissettirmemektir. Bazen birinden ihtiyacı olan bir şeyi "satın almak", ona doğrudan sadaka vermekten çok daha büyük bir edeptir. Çünkü böylece o kişi parayı "elinin emeği" veya "malı" karşılığında aldığını düşünür, gönlü ferah kalır. İyilik, gizlendiği ve zarafetle sarıldığı ölçüde "güzellik" olur.


Bugün bu edebin hayatımıza yansıması şu olabilir: Zor durumdaki bir dostumuza destek olurken, bunu sanki o bize bir iyilik yapıyormuş gibi (mesela eski bir borcu hatırlatarak veya bir emaneti teslim eder gibi) sunmak, onun kalbindeki yükü hafifletecektir.

Bu "incelikli ticaret" modeli, sizce bugün sosyal yardımlaşma anlayışımızda neleri kökten değiştirirdi?



5 Post a Comment

İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...

أحدث أقدم

Öne Çıkanlar

KADİRİ YOLU