KADİRİ YOLU

KADİRİ YOLU
Seyr-u süluk Tasavvufi yetiştirilme yoludur.

 

Meryem Sûresi 1-15. Ayetlerin Tefsiri

Meryem Sûresi 1-15. Ayetlerin Tefsiri

 ﷺ


                                               بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.


Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla hamd yalnız Allah’ındır. Salat ve Selam ise Allah’ın Resulüne onun aile halkına ve ashabına olsun. Rabbimiz bizden kabul buyur. Çünkü sen duaları işitensin herşeyi bilensin.


Meryem Suresi birinci Kesim İkinci Grup

(16-40)





بِسْمِ ‬‮اللّٰهِ ‬‮الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يم



وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ مَرْيَمَۘ إِذِ انْتَبَذَتْ مِنْ اَهْلِهَا مَكَانًا شَرْقِيًّا

Vezkur fil kitâbi Meryem, izintebezet min ehlihâ mekânen şarkiyyâ.

16- “Kitapta Meryem'i de an. Hani o, ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmişti.” 

Kuranı kerim’de surenin adını alan Meryem kıssasına geçilmekte ve Ey Muhammed! Yaşlı ve eşi kısır olan ve Zekeriyya’ya, Yahya (as.)’ı bahşeden Rabbimiz, Meryem’in de anılmasını yani kıssasını anlatılmasını murat buyurarak iffet, şeref ve kulluk örneği olmasının yanında kur’an’da ismi geçen tek kadın olması öne çıkarılması değil; “İman edenlere Meryem’i örnek verdi” bir başka ayette bu şekilde buyurarak onun imanını öne çıkarır.

Ailesinden ayrılmadan Beytü’l Makdis’in doğu tarafında bir yerde ibadet etme maksadıyla yalnız başına bir yere çekildiğini hatırla! Yahut da insanlardan uzaklaşarak evinin doğu kısmına çekildiğini hatırla. Burada çekilmeden maksat ibadet için aynı resulullah’ın hiraya çekilmesi orada tefekkür ve ibadet etmesi gibidir.

Tasavvufi olarak ışık doğudan doğmakta bu çekilmede yeniden gönle doğacak ışıkların bir başlangıcı olarak değerlendirilmiş. Elbette bu asıl mana değildir. Allah Resulü’de Mekke’nin kuzey doğusunda ki Hira (Nur) dağına çekilmiş idi. 

İnsanın kendini toparlaması bulunduğun yerden çekilmenle yalnız kalıp tefekkürle ve ibadetle zamanını geçirme toparlanmaya yeni ışıkların belirmesine sebep olacaktır. Bu hayatı terk ediş değildir. Bazen büyük lütuflar sevgin için terk etmeyi bildiğinde hazırlanmaya başlar.


فَاتَّخَذَتْ مِنْ دُونِهِمْ حِجَابًاۖ فَاَرْسَلْنَٓا اِلَيْهَا رُوحَنَا فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَرًا سَوِيًّا

Fettehazet min dûnihim hicâbâ, fe erselnâ ileyhâ rûhanâ fetemessele lehâ beşeren seviyyâ.

17- “Onlarla arasına bir perde koymuştu. Biz de ona Ruhumuzu gönderdik; o da ona düzgün ve kusursuz bir insan şeklinde göründü. ”

Kendisi ile aile halkı arasında bir perde çekmişti. Yani onlardan saklanmış ve gizlenmişti. Meryem annemiz yalnız insanlardan uzaklaşmış ve Allah takdir ettiği mucize süreci o farkında olmadan gerçekleşmeye başlamıştır. Hz. Meryem ibadetlerini riyadan ve mahremiyetini korumak istediğinden böyle bir yerde idi. Derken Allah tarafından ona Cebrail (as.) gönderildi. Cebrail (As) kendisine normal bir insan şeklinde göründü.

Nesefi der ki: “Ona insan suretinde gösterilmesinin sebebi, konuşmasından ürkmesin ve ondan kaçıp uzaklaşmasın diyedir. şayet Melek şeklinde görmüş olsaydı, ondan ürker ve bir şey dinlemeye güç yetiremezdi.”

Hz. İsa'nın annesi olan Meryem Davud (As)’ın soyundan ve israiloğullarının temiz bir ailesinden meydana gelmiştir. Babasının adı İmran'dır. Hz. Meryem'in annesi Hanne ona hamileyken doğuracağı çocuğu Kudüs'te Beytü’l makdis’e hizmete adamıştır. Erkek çocuk doğmayıp Meryem olunca kız kardeşinin kocası olan Zekeriyya (As)'ın himayesine verilmiş ve onu bakımında büyüdü. Hz. Meryem saliha, ibadetle meşhur kendisini Allah'a vermiş bir hanımdı. Hz. İsa'yı babasız olarak dünyaya getirmesinden önce Zekeriyya (As) onun birçok olağanüstü hadiselerini görmüştür. Bakınız Ali İmran 37 

Müfessirler Hz Meryem'in ailesinden uzaklaşarak onların doğu tarafına çekilmesi ve kendisiyle ailesinin arasına birbirlerini görmelerine engel olacak bir perde çekmesinin hikmeti aslında çeşitli açıklamalarda bulunmuşlardır: 

Bazıları Hz. Meryem'in böyle yapması ilk defa adet görmesinden olmuştur. Böylece Hz. Meryem her zamanki bulunduğu yerden uzaklaşmış temizleninceye kadar uzak bir yerde durmayı tercih etmiştir. İbadetinin bitiminden sonra da temizlenip ailesine dönmeyi düşünmüştür. Fakat adeti biter bitmez kendisine Melek gelmiş ve ona Hz. İsa'yı doğuracağını haber vermiştir. 

Bazılarına göre Hz. Meryem'in ailesinden uzaklaşması Allah'a ibadet etmek maksadıyla olmuştur. Diğerlerine göre Hz. Meryem'in uzaklaşma sebebi sonra eren adetinden dolayı temizlenmek istemesidir. Perdeyi bunun için çekmiştir. 

Bazıları da Hz. Meryem'in su almak için ailesinden uzaklaşmış ve temizlenmek için kendisiyle ailesi arasında perde germiştir ifadesini kullanmışlardır.


قَالَتْ اِنّ۪ي اَعُوذُ بِالرَّحْمٰنِ مِنْكَ اِنْ كُنْتَ تَقِيًّا

Kâlet innî eûzü bir-Rahmâni minke in kunte takiyyâ.

18- “(Meryem) dedi ki: Eğer Allah'tan sakınan bir kimse isen, senden Rahmân'a sığınırım.” 

Hz Meryem dedi ki eğer, Allah'tan korkan birisi isen işte ben senden O’na sığınıyorum. Hz. Meryem onun Cebrail olduğunu bilmiyordu. Karşısına ıssız bir yerde ansızın beliren bir erkek vardı. İşte bu ayet Hz. Meryem'in ilk tepkisini anlatmaktadır ve bu tepki onun şahsiyetinin en güzel delilerinden bir tanesidir.

Zor ve beklenmedik durumlarla karşılaştığında dilinden dökülen Rahmeti bol, Koruyuculuğu ve kuşatıcı olan Rahmana sığınmak olmalı. “Ey bütün mahlukata merhamet eden Rabbim! Beni koru.” Hz. Meryem burada takva çağrısı yapmaktadır. Bazı arifler bu ayette şu noktaya dikkat çekmektedirler: Meryem'in sığındığı isim: Rahman ismidir. Çünkü Rahman ismi hem korur hemde eğitir. Nitekim biraz sonr karşısınaki kişinin melek olduğu ortaya çıkacak ve korkusu rahmete dönüşecektir. Buda gösterir ki: Allah’a yapılan samimi sığınma, korkuyu huzura çevirir.

Müminin ilk sığınağı Allah'tır. İnsanların yardım edemeyeceği, Allah'a sığınanın çaresizlikten kapanan kapıların açılmasına varıncaya kadar her türlü konuda kendisine yöneleni yalnız bırakmayıp çıkış yolunu sunan O’dur.

“Korku anında ilk yöneldiğin kapı, kalbinin gerçek dayanağını gösterir. İnsanlardan önce Allah'a sığınmayı öğren. Çünkü Rahmân'ın koruması, bütün sebeplerin üstündedir. Meryem gibi Allah'a yönelenler, en zor anlarında bile sahipsiz kalmazlar.” 


قَالَ اِنَّمَٓا اَنَا رَسُولُ رَبِّكِۖ لِاَهَبَ لَكِ غُلَامًا زَكِيًّا

Kâle innemâ ene rasûlu rabbiki li ehebe leki gulâmen zekiyyâ.

19- “(Melek) dedi ki: Ben ancak Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir oğul bağışlamak için gönderildim.” 

Cebrail (As) Rabbimden sana tertemiz, günahlardan arınmış, hayır üzerine yetişmiş bir oğul bağışlanması için üzerine (Entarisi veya elbisesinin arasından) üflemek suretiyle sebep olmam için gönderildim. Böylece Cebrail (As) onu korkuttuğu şeyden yana güvenlik içerisinde olması gerektiğini hatırlattı, kendisinin insan olmadığını, aksine kendisine sığındığı kişinin gönderdiği bir elçi olduğunu bildirdi. Ona geliş hikmetini de kendisine bir çocuk bağışlanmasına vesile olmak olduğunu açıkladı. Ancak bu haberden Hz. Meryem hayrete düştü. Çünkü Meryem evli değildir. Bir erkekle ilişkisi olmamıştır. Ayrıca toplum içinde iffetle tanınmaktadır. Şimdi ona çocuk müjdelenmektedir. 

“Hayatında anlam veremediğin gelişmeler olduğunda, Allah'ın seni terk ettiğini düşünme. Bazen en büyük imtihanlar, en büyük lütufların başlangıcıdır. Meryem'in korkusu nasıl ilahi bir müjdeye dönüştüyse, senin de anlayamadığın bazı hadiselerin arkasında Allah'ın hikmeti ve rahmeti olabilir.”


قَالَتْ اَنّٰى يَكُونُ ل۪ي غُلَامٌ وَلَمْ يَمْسَسْن۪ي بَشَرٌ وَلَمْ اَكُ بَغِيًّا

Kâlet ennâ yekûnu lî gulâmun ve lem yemsesnî beşerun ve lem eku bağiyyâ.

20- “(Meryem) dedi ki: Bana bir erkek eli değmemişken ve ben iffetsiz bir kadın da değilken nasıl oğlum olabilir?”

Hz. M eryem nikahlı bir koca veya erkekleri azdıran zaniye ve facire birisi değilim. Yani şehvetini herhangi bir erkekten karşılayan seviyesiz birisi değilim. Halbuki adeten çocuk, ancak bu iki yoldan birisiyle olur. Yani benim kocam olmadığına göre ve benim ahlaksızlık yapmam düşünülemeyeceğine göre, bu çocuk benden nasıl olur da dünyaya gelebilir dedi.  

Şaşkınlık aynı şekilde Zekeriyya (as.) olduğu gibi veya ibrahim as. ve sare annemizle yaşadıkları gibi şaşkınlık ifadesi dudaklardan dökülü verdi. Allah’ın kudreti, insanların alıştığı sebeplerle sınırlı değildir. Kul bazen bu nasıl olacak veya olur? der. O, “Ol der ve olur.” hakikatini gösterir. Biz dünya hayatının hakikatleri ile düşünürüz. O’nun için görünmeyen ve bizim bilmediğimiz nice yollar vardır.

“Hayatında bazı şeylerin imkânsız göründüğü anlar olabilir. Sebepler tükenmiş gibi görünebilir. Fakat Allah'ın kudreti, senin gördüğün sınırlarla kayıtlı değildir. Meryem'in ‘Nasıl olacak?’ sorusuna verilen cevap, bütün müminlere verilen cevaptır: Allah dilediği zaman, hiç umulmadık kapılar açar.”


قَالَ كَذٰلِكِۚ قَالَ رَبُّكِ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌۚ وَلِنَجْعَلَهُ اٰيَةً لِلنَّاسِ وَرَحْمَةً مِنَّاۚ وَكَانَ اَمْرًا مَقْضِيًّا


Kâle kezâliki, kâle rabbuki huve aleyye heyyin. Ve linec'alehu âyeten linnâsi ve rahmeten minnâ. Ve kâne emran makdiyyâ.

21- “(Melek) dedi ki: Öyledir. Rabbin buyurdu ki: Bu benim için kolaydır. Onu insanlar için bir ayet (mucize) ve katımızdan bir rahmet kılacağız. Bu, hükme bağlanmış bir iştir.”

Cebrail (As) Hz. Meryem'e cevap olarak şöyle söyledi: “Durum gerçekten senin dediğin gibidir. Ne nikah, ne de zina yoluyla bir erkek sana dokunmuş değildir. Fakat Allah her şeye kadirdir. Rabbim için bu kolaydır. Babasız çocuk vermek, Onun için zor değildir. Bir bunu kudretimizi açıklayalım, insanlar için onu bir ayet yani bir ibret ve kudretimize bir delil kılalım diye yapacağız.

İbni Kesir der ki: “İnsanlara onları yaratan ve var edenin kudretine bir delalet ve alamet olsun diye yapacağız. O yaratıcı kim, onların yaralı dışını çeşit çeşit yapmış, ilk atalarını erkek ve dişi olmaksızın var etmiştir. Hz. Havva'yı dişi olmaksızın erkekten yaratmıştır. Geri kalan zürriyeti ise, İsa müstesna erkek ve dişiden yaratmıştır. Hz İsa ise sadece dişiden erkeksiz olarak yaratmıştır. Böylece onun kudretinin kemaline delalet eden dört yön ile yaratma şekli de gerçekleşmiştir. ondan başka hiçbir ilah yoktur; Onun dışında Rab yoktur.”

Hz. İsa'nın bu şekilde yaratılışı bir mucize olduğu gibi aynı zamanda rahmettir de bu bakımdan katımızdan bir rahmet kılalım diye buyurmuştur. Yani biz bu çocuğu Allah'ın rahmeti ile bir peygamber kılacağız. Allah'a ibadette. Onu Tevhide davet edecektir. Hz İsa'nın yaratılması takdir edilmiş ve lefi muhafaza yazılmıştır. Yani Allah bunu hükmünü vermiştir bu iş olacaktır. Başka çıkar yol yoktur. 

İbn-i Kesir burada der ki: “Bu sözlerin Hz. Cebrail'in Meryem’e ‘ona selam olsun’ söylediği sözün geri kalan kısmı olması muhtemeldir. O bu sözleriyle bu işin yüce Allah'ın ilminde takdir edilmiş bir iş olduğunu ifade etmektedir. Diğer taraftan şanı Yüce Allah'ın Resulü Hz. Muhammed (sav)'a bildirilmiş olduğu ve böylelikle onun elbisesinin içine üfürülmüş olduğu, kinaye yoluyla bildirdiği haber olması ihtimali de vardır.”

“Hayatında imkânsız gibi görünen şeyler karşısında sebeplere değil, sebeplerin Rabbine bak. Çünkü Allah için yaşlıya çocuk vermek de, babasız bir çocuk yaratmak da kolaydır. O'nun takdir ettiği bir rahmet geldiğinde, önündeki engeller değil, O'nun kudreti belirleyici olur. Sen nasıl olacağını bilmesen de Allah neyi murad ettiğini bilir.” 


فَحَمَلَتْهُ فَانْتَبَذَتْ بِه۪ مَكَانًا قَصِيًّا

Fe hamelethu fentebezet bihî mekânen kasiyyâ.

22- “Böylece ona hamile kaldı ve onunla birlikte uzak bir yere çekildi.”

Hz. İsa (As)'a hamile kaldı ailesinden uzak bir yere çekildi. Çocuk karnında olduğu halde sancılar çekmeye başladı. Burada çeşitli görüşler sunanlar olmuştur. Kendi kendini dölleme yolunu anlatmaya varıncaya kadar seviyesiz yaklaşımlar sergilenmiştir. Fiziki bir sürede mi, İsa (as.) doğumu gerçekleşti yoksa çekilme yaşadığı ve perde çektiği sırada kendisine gelip Allah’ın kelimesini üflenmesinden hemen sonra kısa bir süre içinde doğum sancılarından dolayı mı uzak bir yere çekildi bu konularda net bir bilgi yoktur. Doğum kısa süre içinde gerçekleşmiş olabilir. Bunlar hakkında bilgimiz yoktur. 

“Allah'ın verdiği her nimet hemen kolaylık getirmeyebilir. Bazen rahmet, sabırla sarılmış bir şekilde gelir. İnsanların seni anlamadığı zamanlar olabilir. Fakat Allah seni biliyorsa, insanların bilmemesi seni yıkmamalıdır. Çünkü hakikatin şahidi önce Allah'tır.” 


فَاَجَٓاءَهَا الْمَخَاضُ اِلٰى جِذْعِ النَّخْلَةِ قَالَتْ يَا لَيْتَن۪ي مِتُّ قَبْلَ هٰذَا وَكُنْتُ نَسْيًا مَنْسِيًّا

Fe ecâehâ’l-mehâdu ilâ ciz‘i’n-nahleh. Kâlet yâ leytenî mittu kable hâzâ ve kuntu nesyen mensiyyâ.

23- “Derken doğum sancısı onu bir hurma ağacının gövdesine getirdi. O da: ‘Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitmiş biri olsaydım!’ dedi.”

Hz. Meryem doğum sancısı yakalandığında bu durumda bir hurma ağacının gövdesine yaşlanarak zor durumda kaldığı o yerde doğum yaptı. Bu da ondan sonra çok sıkıntılara düşeceğini düşünerek şöyle dedi: “Keşke bundan önce ölseydim ve unutulup gitseydim” Hem başına gelenlerden korkarak, hemde insanların söyleyecekleri sözlerden çekinerek dilinden dökülüverdi. 

Toplumsal yapıda iffetli bilinen bu kadın yaşadığı durumu nasıl izah edecekti. Hz. Meryem durumu Zekeriyya (as.) eşine anlattı. Hz. Meryem Hz. İsa’ya hamile iken kız kardeşi de Hz. Yahya’ya hamile idi. Müfessirlerin çoğunluğu Hz. İsa'nın anne karnında normal bir çocuğun kaldığı kadar kaldığını söylemişlerdir. Hz. Meryem hamile olduğunda çekildiği yerin “Beytü’l Lahm” olduğu rivayet edilmektedir.

“Hayatında öyle anlar olabilir ki yükün çok ağır gelir ve kimsenin seni anlamadığını düşünürsün. Meryem de böyle bir an yaşadı. Fakat Allah onu terk etmedi. Sen bugün sadece sancıyı görüyor olabilirsin; fakat Allah aynı anda rahmeti de hazırlıyor olabilir. Çünkü en karanlık anlar, çoğu zaman ilahî yardımın en yakın olduğu anlardır.”


فَنَادٰيهَا مِنْ تَحْتِهَٓا اَلَّا تَحْزَن۪ي قَدْ جَعَلَ رَبُّكِ تَحْتَكِ سَرِيًّا

Fe nâdâhâ min tahtiha ellâ tahzenî, kad ceale rabbuki tahtaki seriyyâ.

24- “Bunun üzerine ona aşağı tarafından seslendi: ‘Üzülme! Rabbin senin alt tarafında bir su arkı meydana getirdi.”

Aşağı tarafından seslenme durumu için iki görüş vardır: Ya Cebrail ya da Hz. İsa tarafından seslenilmiştir. Eğer ona seslenen İsa (As) ise, ona eteğinin altından seslendi demektir. Seslenen Cebrail ise ona bulunduğu yerden daha alçak bir yerden seslendi demektir. Burada birçok müfessirler Hz. İsa’nın konuşmasının daha kuvvetli bir ihtimal olduğunu belirtmiştir. Üzülme sakın karşı karşıya kaldığın sıkıntının şiddeti sebebiyle üzülme bu onun yalnızlığı ve açlığı halin de, insanların hakkında söyleyecekleri sözlere daha çeşitli ihtimalleri düşünürken, ona yapılmış bir tesellidir. 

İnsan bazen çıkış yolu kalmadığını sanır. Oysa Allah çözümü çoktan hazırlamıştır. 

“Hayatında her şeyin bittiğini düşündüğün anlar olabilir. Fakat Meryem'in yanında suyun ortaya çıktığı anı hatırla. Allah'ın yardımı çoğu zaman tam ihtiyaç anında gelir. Sen henüz görmesen de O, senin için çıkış yollarını hazırlamaktadır. Bu yüzden ümitsizliğe değil, Rabbinin rahmetine tutun.”


وَهُزّ۪ٓي اِلَيْكِ بِجِذْعِ النَّخْلَةِ تُسَاقِطْ عَلَيْكِ رُطَبًا جَنِيًّا

Ve huzzî ileyki bi ciz‘i’n-nahleti tusâkıt aleyki rutaben ceniyyâ.

25- “Hurma ağacının gövdesini kendine doğru silkele; üzerine taze ve olgun hurmalar dökülsün.”

Meryem: yeni doğum yapmıştır, yorgundur, bitkindir, güçsüzdür. Üstelik karşısında bir hurma ağacı vardır. Normal şartlarda bir kadının, özellikle doğumdan hemen sonra, ağacı sallaması ve hurma düşürmesi pek mümkün görünmez. Bu yüzden müfessirler burada önemli bir hikmet bulunduğunu söylemişlerdir.

Allah kuluna şunu öğretiyor: Sonucu veren Benim. Ama sen yine de üzerine düşeni yap. Meryem'in ağacı sallaması hurmaları düşürecek gerçek güç değildir. Gerçek güç Allah'a aittir. Fakat Allah kulunun fiilen çaba göstermesini istemektedir. Bu yüzden âlimler bu ayeti: Tevekkül ile çalışmanın birlikte olması şeklinde açıklamışlardır.

“Önündeki iş sana çok büyük görünebilir. Gücün yetersiz gibi hissedebilirsin. Ama Allah senden sonucu gerçekleştirmeni değil, ağacı silkelemeni ister. Vazifeni yap, gayretini göster ve neticeyi Rabbine bırak. Çünkü hurmaları düşüren senin gücün değil, Allah'ın rahmetidir.”


فَكُل۪ي وَاشْرَب۪ي وَقَرّ۪ي عَيْنًاۚ فَاِمَّا تَرَيِنَّ مِنَ الْبَشَرِ اَحَدًا فَقُول۪ٓي اِنّ۪ي نَذَرْتُ لِلرَّحْمٰنِ صَوْمًا فَلَنْ اُكَلِّمَ الْيَوْمَ اِنْسِيًّا

Fe kulî veşrabî ve karrî aynâ. Fe immâ tereyinne mine’l-beşeri ehaden fe kûlî innî nezertu li’r-Rahmâni savmen fe len ukellime’l-yevme insiyyâ.

26- “Ye, iç ve gözün aydın olsun. Eğer insanlardan birini görürsen de ki: ‘Ben Rahmân için bir oruç adadım; bugün hiçbir insanla konuşmayacağım.’”

Hurmalardan ye akan sudan iç! Bu buyruk hurmanın lohusa kadına faydalı ve uygun bir gıda olduğunun delilidir. Gözün aydın olsun, bu sevimli çocuk ile gönlün hoş olsun, seni üzen şeyleri bir kenara at. Kimi görürsen gör ben o esirgeyici Allah'a oruç adadım de. Yani susmayı ve konuşmamayı adadım. Onların şeriatında konuşmayarak oruç tutmak meşru idi. Bizim şeriatımızda bu olay nesh edilmiştir. Hiçbir insanla bugün konuşmayacağını söyle. 

İbni Kesir der ki: “Onun böyle söylemesinden maksat, bu şekilde bir oruç tuttuğu işaret etmektir.” Onun için bugün hiçbir kimseyle konuşmayacağım buyruğu ile bir aykırılık teşkil etmemesi için bundan maksat lafzen bunu söylemek değildir.”

Nesefi der ki: “Onlara oruç adamış olduğunu işaretle bildirdi aynı Zekeriyya (As) gibi. İşarete de “söz” ve “konuşma” adı verilebilir. Bu sözden sonra susmanın vacip olduğunu yahut da bu kadarını söyleyebilmesinin mümkün olduğunu da söylemiştir.  

“Her suçlamaya cevap vermek zorunda değilsin. Her yanlış anlamayı düzeltmeye çalışmak zorunda da değilsin. Eğer haklıysan ve Allah seninle ise, bazen susmak en güçlü savunmadır. Meryem'in sustuğu yerde Allah konuşturdu. Sen de bazı meselelerde kendini tüketmek yerine Rabbine güvenmeyi öğren.”


فَاَتَتْ بِه۪ قَوْمَهَا تَحْمِلُهُۜ قَالُوا يَا مَرْيَمُ لَقَدْ جِئْتِ شَيْـًٔا فَرِيًّا

Fe etet bihî kavmehâ tahmiluh. Kâlû yâ Meryemu lekad ci'ti şey'en feriyyâ.

27- “Nihayet Meryem onu kucağına alarak kavmine geldi. Onlar dediler ki: ‘Ey Meryem! Gerçekten çok büyük ve görülmemiş bir iş yaptın!”

Hz Meryem, çocuğun ile kucağında kavmine geldi. Onunla birlikte çocuğu gördüklerinde; dediler ki: “ey Meryem andolsun ki görülmedik bir iş yaptın.” Yani hayret verici ve büyük bir iş olarak bunu telakki ettiler senin bu yaptığın iş bu konudaki adetlere katiyen uygun değildir dediler. Hayret verici bir iştir bu! Senin bu yaptığın iş, bu konudaki adetlere katiyen uygun değildir. 

İnsanlar çoğu zaman gördüklerine göre hüküm verirler; Allah ise hakikati bilir. Bu nedenle mümin, insanların kanaatlerinden çok Allah'ın bilgisine güvenmelidir. İnsanlar sadece bebeği görüyorlardı. Meryem ise Allah'ın vaadini biliyordu. İşte iman ile zahir arasındaki fark burada ortaya çıkıyor. İman, henüz herkesin göremediği hakikate güvenebilmektir.

“İnsanlar seni yanlış anlayabilir, niyetini bilmeden hüküm verebilirler. Böyle zamanlarda Meryem'i hatırla. O, haklı olduğu hâlde suçlandı; fakat Allah onu yalnız bırakmadı. Sen de insanların değerlendirmelerinden önce Allah'ın seni bildiğini unutma. Çünkü hakikatin en güvenilir şahidi O'dur.”


يَٓا اُخْتَ هٰرُونَ مَا كَانَ اَبُوكِ امْرَاَ سَوْءٍ وَمَا كَانَتْ اُمُّكِ بَغِيًّا

Yâ uhte Hârûn, mâ kâne ebûki’mrae sev’in ve mâ kânet ummuki bağiyyâ.

28- “Ey Hârûn'un kız kardeşi! Senin baban kötü bir kimse değildi; annen de iffetsiz bir kadın değildi.” 

Allah Teala, Hz. Meryem'e verdiği rızıklardan yeyip içmesini, kendisi­ne verdiği çocuktan dolayı sevinmesini ve kendisini kınayacak olanlara cevap vermemesini bildirdikten sonra, Hz. Meryem bu ilahi emirlere boyun eğmiş ve çocuğunu alarak kavminin yanına dönmüştür. Fakat onu gören kavmi, bekâr bir kızın, karşılarına bir çocukla çıkmasını çok garip karşılamışlar ve ona "Ey Mer­yem, doğrusu sen çok tuhaf bir iş yaptın. Ey Harun'un kızkardeşi sen, temiz bir ailedensin. Ne baban kötü bir kimseydi, ne de annen iffetsizdi. Şimdi senin bu halin nedir " diye ona sorular sormaya başladılar.

Âyet-i Kerime’de Hz. Meryem'in kavminin ona: "Harun'un kızkardeşi" di­ye hitap ettiği beyan edilmektedir.

Bazı âlimlere göre İsrailoğulları, her saliha kadına "Harun'un kızkardeşi" şeklinde hitap ederlermiş. Bazılarına göre, burada kastedilen Harun, Hz. Mu­sa’nın kardeşi olan Hanın değildir.

Bazılarına göre de, buradaki Harun’dan maksat, Hz. Musa’nın kardeşi olan Harun’dur. Hz. Meryem Hz. Harun'un soyundan geldiği için ona "Harun'un kızkardeşi" denmiştir.

Bazı âlimler ise Meryem zamanında yaşayan ve Harun adını taşıyan salih bir kişinin bulunduğunu söylemişlerdir. Buna göre mana: "Ey o salih Harun'un soyundan gelen kadın!" şeklindedir. Bu ayet nazil olunca bazı Hristiyanlar: "Kur'an Meryem'i Musa'nın kardeşi Harun ile karıştırıyor." şeklinde itiraz etmişlerdi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (sav) açıklama yapmış ve İsrailoğulları'nın çocuklarına peygamberlerin ve salih kimselerin isimlerini verdiklerini bildirmiştir. Dolayısıyla burada tarihî bir karışıklık yoktur. Buradaki ifade: soy, nesep, benzetme anlamındadır.

İnsanlar bazen geçmişine ve ailene bakarak senden kusursuzluk bekleyebilirler; fakat gerçek hüküm yalnız Allah'a aittir.

“İnsanlar seni geçmişine, ailene veya kendi beklentilerine göre yargılayabilirler. Hatta bazen seni tanıyanlar bile yanlış hüküm verebilir. Böyle durumlarda Meryem'in sabrını hatırla. Çünkü insanların kanaati değişebilir; fakat Allah'ın bildiği hakikat değişmez. Ve zamanı geldiğinde hakikat kendi diliyle konuşur.” 


فَاَشَارَتْ اِلَيْهِۜ قَالُوا كَيْفَ نُكَلِّمُ مَنْ كَانَ فِي الْمَهْدِ صَبِيًّا

Fe eşâret ileyh. Kâlû keyfe nukellimu men kâne fi’l-mehdi sabiyyâ.

29- “Bunun üzerine Meryem ona işaret etti. Onlar ise: ‘Biz beşikteki bir çocukla nasıl konuşabiliriz?’ dediler.”

Hz. Meryem ne kendini savundu, nede açıklama yaptı sadece onlara bebekle konuşmalarını işaret etti. Onlar buna çok kızdılar ve hayret ettiler. Daha beşikte küçük bir bebek iken onunla nasıl konuşabiliriz, o nasıl konuşabilir?   

Bu sahneyi düşünelim: Bir kadın, kucağında yeni doğmuş bir çocuk, karşısında suçlayan bir topluluk… Ve savunma olarak sadece çocuğu işaret ediyor. Bu, insan ölçüleriyle açıklanabilecek bir cesaret değildir. Bu ancak Allah'ın vaadine güvenen bir kalbin tavrıdır.

“Her ithama cevap vermek zorunda değilsin. Her yanlış anlamayı düzeltmek de senin görevin olmayabilir. Bazen Allah sana Meryem gibi susmayı öğretir. Çünkü bazı hakikatler insanın diliyle değil, Allah'ın ortaya koyduğu delillerle anlaşılır. Sen doğruda sabit kal; hakikatin savunmasını Allah'a bırak.”


قَالَ اِنّ۪ي عَبْدُ اللّٰهِۚ اٰتٰينِيَ الْكِتَابَ وَجَعَلَن۪ي نَبِيًّا

Kâle innî abdullâh, âtâniye’l-kitâbe ve cealenî nebiyyâ.

30- “(Çocuk) dedi ki: Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum. O bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı.”

Bu O’nun beşikte veya anne kucağında ilk söylediği ilk söz: “Ben Allah’ın kuluyum.” Yüce rabbini, çocuk sahibi olmaktan tenzih etti, kendisinin rabbinin bir kulu olduğunu belirtti ve bana kitap verdi. Ve benim gelecekte peygamber olmamı takdir etti. Hz. İsa gelecekte gerçekleşecek olayı şu anda gerçekleşmiş gibi dile getirdi.  

“Kimliğini insanlar değil, Allah belirler. Hz. İsa konuşmaya başladığında önce kendi makamını değil, kulluğunu ilan etti. Çünkü insanın gerçek değeri, Allah'a yakınlığıyla ölçülür. Eğer Allah'ın kulu olmayı şeref bilirsen, insanların sana verdiği unvanlar seni ne büyütür ne de küçültür.” 


وَجَعَلَن۪ي مُبَارَكًا اَيْنَ مَا كُنْتُۖ وَاَوْصٰين۪ي بِالصَّلٰوةِ وَالزَّكٰوةِ مَا دُمْتُ حَيًّا

Ve cealenî mubâraken eyne mâ kuntu ve evsânî bi’s-salâti ve’z-zekâti mâ dumtu hayyâ.

31- “Nerede olursam olayım beni mübarek kıldı; yaşadığım sürece bana namazı ve zekâtı emretti.”

Bu ayette, Hz. İsa'nın beşikte başlayan konuşması devam ediyor. Önce: Allah'ın kulu olduğunu, kendisine kitap verildiğini, peygamber yapıldığını ilan etmişti. Şimdi ise peygamberlik görevinin ve şahsiyetinin bazı temel özelliklerini açıklıyor. Bu ayet, Hz. İsa'nın hayatının özeti gibidir. 

Bir mümin bulunduğu yerde insanlar arasında faydalı olur. Sadece almak bereket değildir. Çünkü Hz. İsa’nın mübarek oluşu, çevresine  hayır taşımasıyla ortaya çıkmıştır. 

Yaşadığım sürece: "Bana namazı emretti." Bu ifade çok önemlidir. Çünkü bazı insanlar peygamberlerin dinlerinin tamamen farklı olduğunu düşünürler. Oysa Kur'an'a göre bütün peygamberlerin ortak çağrısı: tevhid, ibadet, ahlak olmuştur. Namaz da bu ortak çizginin temel ibadetlerinden biridir. Elbette şekilleri farklı olabilir. Ama Allah'a yönelme ve ibadet esası bütün peygamberlerde vardır.

Ve zekatı zikredilmekte namaz kul ile rabbi arasındaki ilişkiyi düzenlerken, zekat kul ile insanlar arasındaki ilişkiyi düzenler. İslamın özü de budur. Hz. İsa’nın mesajı yalnız ibadetlerden oluşmuyor. Toplumsal sorumluluk da taşıyor. 

Bu ayet Hz. İsa'nın: ibadet eden, namazla emrolunan, Allah'a kulluk eden bir peygamber olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Dolayısıyla Kur'an'ın sunduğu İsa tasavvuru: ibadet edilen değil, ibadet eden peygamberdir. Bu vurgu Meryem Suresi boyunca özellikle korunmaktadır.

“Bereketli bir insan olmak için olağanüstü işler yapmana gerek yoktur. Bulunduğun yere hayır taşıman, insanlara faydalı olman ve Rabbinle bağını koruman yeterlidir. Namaz seni Allah'a bağlar, iyilik ve infak ise insanlara. İşte gerçek bereket bu iki bağın birlikte yaşanmasıdır.” 


وَبَرًّا بِوَالِدَت۪ي وَلَمْ يَجْعَلْن۪ي جَبَّارًا شَقِيًّا

Ve berran bi-vâlidetî ve lem yec‘alnî cebbâran şekiyyâ.

32- “Beni anneme karşı saygılı ve iyilik eden biri kıldı; beni zorba ve bedbaht bir kimse yapmadı.”

Beşikte konuşma devam ediyor. Hayatım boyunca anneme iyilik yapmayı ikramda bulunmayı gereken saygıyı göstermemi emretti. Annesine karşı gelen bir asi başkaldıran kırıcı davranan kılmadı. Şahsiyetinin iki önemli yönünü anneye iyilik, zorbalıktan uzak olmak. Bu iki özellik, aslında peygamber ahlâkının özeti gibidir. 

“İbadetlerin seni kibirli yapıyorsa bir yerde eksiklik vardır. Çünkü peygamberlerin yolu tevazu yoludur. Allah'a yakınlaştıkça anne-babana, ailene ve insanlara karşı daha merhametli olman gerekir. Gerçek büyüklük başkalarını ezmekte değil; onlara iyilikte bulunmaktadır.” 


وَالسَّلَامُ عَلَيَّ يَوْمَ وُلِدْتُ وَيَوْمَ اَمُوتُ وَيَوْمَ اُبْعَثُ حَيًّا

Ve's-selâmu aleyye yevme vulidtu ve yevme emûtu ve yevme ub'asu hayyâ.

33- “Doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden diriltileceğim gün selâm (esenlik) benim üzerimedir.”

Bu ayetle, beşikteki konuşma zirveye ulaşmaktadır. Allah'ın kulu olduğunu, peygamber olduğunu, namaz ve zekâtla emrolunduğunu, annesine iyilik eden biri olduğunu, bildirmişti.

Peygamber efendimiz (s.a.v.) bir Hadis-i Şerifinde Hz İsa’nın ve annesi Meryem’in, doğduklarında Şeytanın dokunmasından korunduklarını beyan ede­rek buyuruyor ki: "Doğan hiçbir çocuk yoktur ki annesinden doğduğu anda Şeytan ona do­kunmuş olmasın. Çocuk, şeytanın bu dokunmasında dolayı ilk defa ağlar. Ancak Meryem ve oğlu İsa bundan müstesnadır.

Şimdi ise insan hayatının en kritik üç dönüm noktasını zikrediyor: Doğum, Ölüm, Yeniden diriliş. Bu üç safha, insanın en çok yardıma muhtaç olduğu anlardır. Hz. İsa şöyle demektedir: "Allah'ın koruması ve rahmeti benim üzerimdedir." Hz. Yahya hakkında Allah buyurmuştur, şimdide Hz. İsa benzer ifadelerle kendi ağzından söylüyor. 

Bazı arifler bu ayette insanın üç büyük yalnızlığına işaret görmüşlerdir: Ana rahminden dünyaya çıkış, Dünyadan kabre giriş, Kabirden mahşere çıkış. Bu üç yerde insanın malı, makamı ve dostları fayda vermez. Ancak Allah'ın selâmı ve rahmeti fayda verir.

“Doğduğun gün senin elinde değildi. Öleceğin gün de senin kontrolünde olmayacak. Diriltileceğin gün ise mutlaka gelecektir. Öyleyse asıl mesele bu üç büyük geçiş arasında nasıl yaşadığındır. Eğer Allah'ın selâmı ve rahmeti seninle olursa, dünyanın korkuları küçülür; çünkü kul, Rabbinin himayesinde olduğunu bilir.”


ذٰلِكَ ع۪يسَى ابْنُ مَرْيَمَۚ قَوْلَ الْحَقِّ الَّذ۪ي ف۪يهِ يَمْتَرُونَ

Zâlike Îsâ’bnu Meryem, kavle’l-hakki’l-lezî fîhi yemterûn.

34- “İşte hakkında ihtilâfa düştükleri hak söz gereğince Meryem oğlu İsa budur.”

Hz. İsa beşikteki konuşmasını tamamlamıştı. Kur’an sözü tekrara devralıyor. Size anlattığımız hakikat budur. İsa’nın kimliği budur. Hz. İsa hakkında şüphe ediyor veya ihtilafa düşüyorlar. Yahudiler: Yalancı, zinakar bir kadının oğlu, bir sihirbazdır, derken; Hıristiyanlar ise; Allah’ın oğlu, üçün üçüncüsüdür, demişlerdi. Bütün tartışmaları susturup hakikati ortaya koyuyor. İnsanlar yüzyıllarca tartışabilirler. Fakat hakikat değişmez. Kur'an'ın amacı yeni bir görüş ortaya koymak değil; hakikati bildirmektir.

“İnsanlar bir konuda ne kadar tartışırsa tartışsın, hakikat tartışmayla değişmez. Önemli olan insanların ne dediği değil, Allah'ın ne buyurduğudur. Hz. İsa hakkında olduğu gibi, bütün meselelerde de kalbi vahyin rehberliğine teslim etmek insanı şüphelerden kurtarır.”


مَا كَانَ لِلّٰهِ اَنْ يَتَّخِذَ مِنْ وَلَدٍۚ سُبْحَانَهُۜ اِذَا قَضٰٓى اَمْرًا فَاِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ

Mâ kâne lillâhi en yettehize min veled. Subhânehû. İzâ kadâ emren fe innemâ yekûlu lehû kun fe yekûn.

35- “Allah'ın bir evlat edinmesi düşünülemez. O bundan münezzehtir. Bir işe hükmettiği zaman ona sadece ‘Ol!’ der, o da oluverir.”

Şüphesiz ki İsa’ya "Allah’ın oğlu" diyenler kâfir olmuşlar ve Allah'a iftira etmişlerdir. Allah’ın çocuk edinmesi ona yakışmaz. Zira o, herşeyin yaratıcısıdır. Yarattıkları onun oğlu olamaz. Allah, kafirlerin bu iddialarından münezzehtir, beridir. Allah bir şeyin olmasına hükmedince ona "0l" der o'da hemen oluverir. İsa’yı babasız olarak yaratması da böyledir. Hz. Âdem’i anasız babasız yaratan Allah, Hz. İsa’yı da babasız olarak yaratmaya elbette ki kadirdir.

Bu hususta diğer bir âyette de şöyle buyuruluyor: "Allah katında İsa’nın durumu da Âdem’in durumu gibidir. Allah, Âdem’i topraktan yarattı sonra da ona "Ol" dedi ve o da oluverdi.

Kur'an'ın tevhid anlayışı Allah: Doğmamıştır, doğ urmamıştır, hiçbir şeye benzemez. Bu hakikat özellikle İhlâs suresi'nde açıkça ifade edilir: "Doğurmamış ve doğurulmamıştır." Meryem suresindeki bu ayet de aynı hakikati vurgulamaktadır.

Arifler bu ayette şu inceliği görmüşlerdir: İnsan sebeplere takılır. Allah ise sebeplerin sahibidir. Meryem'in hamileliği sebepler dünyasında açıklanamaz görünüyordu. Ama Allah sebeplere mahkûm değildir. Bu yüzden kulun imanı, sadece gördüğü sebeplere değil; sebeplerin Rabbi olan Allah'a dayanmalıdır. 

“Hayatında bazı şeyler imkânsız gibi görünebilir. Sebepler yetersiz, yollar kapalı olabilir. Fakat Allah için imkânsız yoktur. O bir şeyin olmasını murat ettiğinde, insanların hesapları değil O'nun iradesi geçerlidir. Bu yüzden ümidini sebeplere değil, sebepleri yaratan Rabbine bağla.”


وَاِنَّ اللّٰهَ رَبّ۪ي وَرَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُۜ هٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَق۪يمٌ

Ve innallâhe rabbî ve rabbukum fa‘budûh. Hâzâ sırâtun mustakîm.

36- “Şüphesiz Allah benim de Rabbimdir, sizin de Rabbinizdir. O hâlde yalnız O'na ibadet edin. İşte dosdoğru yol budur.”

Ben Allah’ın kulu olduğum gibi siz de O’nun kullarısınız. Bana da size de O’na itaat etmek düşer. Bu İsa as. sözlerindendir. O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Benim size sözünü ettiğim Allah’ın kulu olduğum, Allah’ın benim de sizinde rabbi olduğu gerçeği üzerinde asla eğrilik olmayan bir yoldur. Bu yola uyan hakka erişir. Bundan ayrılan ise sapkınlığa düşer. 

Meryem Suresi'nin Bu Bölümünün Özeti

30–36. ayetler birlikte okunduğunda Hz. İsa'nın kendi ağzından şu gerçekler ortaya çıkmaktadır: 1- Ben Allah'ın kuluyum.  2- Bana kitap verildi. 3- Ben peygamberim. 4- Namaz ve zekâtla emrolundum. 5- Anneme iyilik ederim. 6- Allah benim Rabbimdir. 7- Siz de yalnız Allah'a kulluk edin. Dikkat edilirse bu ifadelerin hiçbirinde: ilahlık, tanrılık, Allah'ın oğlu olma iddiası yoktur. Tam aksine hepsi kulluk ve tevhid eksenindedir.

Bütün peygamberlerin çağrısı aynıydı: Allah'ı Rab bilmek ve yalnız O'na kulluk etmek.

“Hayatında birçok rehber, lider ve örnek insan olabilir. Fakat hiçbiri ibadetin merkezi değildir. Bütün salihlerin ve peygamberlerin görevi, insanları kendilerine değil Allah'a yöneltmektir. Dosdoğru yol; kalbi, ümidi, sevgiyi ve kulluğu yalnız Rabbine bağlayabilmektir.”


فَاخْتَلَفَ الْاَحْزَابُ مِنْ بَيْنِهِمْۚ فَوَيْلٌ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ مَشْهَدِ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ

Fa'htelefe'l-ahzâbu min beynihim. Fe veylun lillezîne keferû min meşhedi yevmin azîm.

37- “Fakat gruplar kendi aralarında ihtilafa düştüler. O büyük günün huzurundan dolayı vay o inkâr edenlerin hâline!”

Hz. İsa hakkında ortaya çıkan farklı inanç gruplarına işaret edilmektedir. Tarih boyunca Hz. İsa hakkında çeşitli görüşler ortaya çıkmıştır: 

Bir grup onu sadece sıradan bir insan saydı. Bir grup onu peygamber kabul etti. Bir grup onu Allah'ın oğlu saydı. Bir grup ilah kabul etti. Bir grup ilahî ve beşerî tabiatı birleştiren farklı teoriler geliştirdi. Kur'an bütün bu tartışmaların ortasında kendi hükmünü daha önce vermişti: “Ben Allah'ın kuluyum." (Meryem 30)

Hakikat açık iken neden itilaf çıktı? Çünkü ayetlerin akışına baktığımızda hakikat gayet açıktır. Fakat tarih bize şunu öğretir: İhtilafın sebebi her zaman bilgi eksikliği değildir. Bazen: hevâ, taassup, siyaset, aşırı sevgi, aşırı nefret de insanları hakikatten uzaklaştırabilir. Bu yüzden peygamberlerin ardından ümmetler arasında ayrılıklar çıkmıştır.

Bu gruplardan küfre düşenlerin vay haline! Çünkü bu fırkalardan birisi hak üzere idiler ki, bunlar da onun Allah'ın resulü olduğunu kabul eden kimselerdi. Büyük gün Kıyamet günüdür. Kıyamet gününde görecekleri hesap ve cezanın şiddeti, azalarının haklarında yapacakları şehadetten dolayı, o zamanın dehşetinden dolayı vay onların haline! demektir. İşte inkarcılar bugün sapıklıklarının cezasını çok acı ödeyeceklerdir. 

“İnsanlar aynı gerçeğe bakıp farklı sonuçlar çıkarabilirler. Fakat hakikat, yorumların çokluğuyla değişmez. Önemli olan kalbinin hangi gruba ait olduğu değil; Allah'ın bildirdiği hakikate ne kadar teslim olduğundur. Çünkü sonunda herkes o büyük günün huzurunda gerçeği bütün açıklığıyla görecektir.”


اَسْمِعْ بِهِمْ وَاَبْصِرْ يَوْمَ يَأْتُونَنَاۚ لٰكِنِ الظَّالِمُونَ الْيَوْمَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ


Esmi‘ bihim ve ebsır yevme ye’tûnenâ. Lâkini’z-zâlimûne’l-yevme fî dalâlin mubîn.


38- “Bize gelecekleri gün ne iyi işitecekler ve ne iyi görecekler! Fakat zalimler bugün apaçık bir sapıklık içindedirler.”

Hz. İsa hakkında ihtilafa düşen gruplardan ve onları bekleyen büyük günden söz edilmişti. Bu ayet ise kıyamet gününde yaşanacak büyük bir gerçeği gözler önüne seriyor: Dünyada görmek istemeyenler, o gün her şeyi göreceklerdir. Dünyada duymak istemeyenler, o gün her şeyi duyacaklardır. Fakat o günün bilgisi artık fayda vermeyecektir.

Kur'an'ın birçok yerinde şu hakikat vurgulanır: İnsan bazen gözleri açık olduğu hâlde hakikati göremez. Bu yüzden Kur'an: "Gözler kör olmaz; asıl göğüslerdeki kalpler kör olur." buyurur. Dünyada kalp körlüğü yaşayan insan, ahirette perde kalkınca hakikati görecektir.

“Hakikati görmek için kıyameti bekleme. Çünkü o gün herkes görecektir. Asıl değerli olan, perde kalkmadan önce gerçeği fark edebilmektir. Kalbini vahyin ışığına açarsan, mahşerde şaşkınlıkla görenlerden değil; dünyada iken görüp Rabbine yönelenlerden olursun.”


وَاَنْذِرْهُمْ يَوْمَ الْحَسْرَةِ اِذْ قُضِيَ الْاَمْرُ وَهُمْ ف۪ي غَفْلَةٍ وَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ

Ve enzirhum yevme’l-hasrah, iz kudiye’l-emru ve hum fî gafletin ve hum lâ yu’minûn.

39- “Onları pişmanlık günü ile uyar! O gün iş bitirilmiş olacaktır. Oysa onlar şimdi gaflet içindedirler ve iman etmiyorlar.”

Ey Muhammed, sen, Allah'a ortak koşan müşrikleri, suçlarından ve bu se­beple cehenneme girdirilip orada ebedi olarak kalacaklarını anlamalarından son­ra kıyamet gününde nasıl pişman olacaklarını izah ederek uyar. O gün Allah, ya­rattıklarını yargılayıp aralarında hükmü verecektir. Bir kısım insanlar cennete girecek, diğerleri cehenneme sürükleneceklerdir. Bugün ise müşrikler, kıyamet gününün bu dehşetli allerinden gafildirler, Allah'a ve âhiret gününe iman etmez­ler.

Evet, âhiret günü, kâfirler için en büyük pişmanlık günüdür. Zira o gün artık ölüm oradan kaldırılacak, kâfirler, lâyık oldukları azabın içinde ebedî ola­rak kalacaklardır.

Peygamber efendimiz (s.a.v.) bir Hadis-i Şerifinde buyuruyor ki: "Kıyamette ölüm, güzel bir koç şeklinde getirilecek ve bir çağına cennet­liklere "Ey cennet ehli." diye çağıracaktır. Cennetlikler başlarını uzatıp bakacak­lar ve o çağına kendilerine "Siz bunu tanıyor musunuz " diye soracak. Onlar da: "Evet, o ölümdür." diyeceklerdir. Zaten hepsi onu görmüştür. Sonra o çağırıcı: "Ey cehennem halkı." diye çağıracak onlar da başlarını uzatıp bakacaklar ve çağına onlara: "Siz bunu tanıyor musunuz " diye soracaktır. Onlar da "Evet, bu ölümdür" diyeceklerdir. Zaten bunların hepsi de onu görmüşlerdir. Bunun üzeri­ne koç şeklinde olan ölüm boğazlanır. Sonra çağına "Ey cennet eh^ artık ebedîlik vardır. Ölüm yoktur. Ey cehennem halkı artık ebedilik vardır. Ölüm yoktur." diyecektir." Resulullah (s.a.v.) bu sözünden sonra "Ey Muhammed, insanların pişmanlık duyacakları kıyamet günü ile kâfirleri uyar. O gün her şey bitmiş iş işten geçmiş olacaktır. Oysa kâfirler gaflet içindedirler. îman etmezler."âyetini okudu ve "İşte bunlar gaflet içindedirler. Bunlar dünya halkıdır. Bunlar iman etmezler." buyurdu. 

“Bir gün gelecek ve artık hiçbir şey değiştirilemeyecek. O günün adı pişmanlık günüdür. Şimdi ise hâlâ fırsat vardır. Hâlâ bir dua edebilir, bir günahı terk edebilir, bir kalbi onarabilir, Rabbine dönebilirsin. En büyük akıllılık, yarının pişmanlığını bugünün tevbesiyle önleyebilmektir.” 


اِنَّا نَحْنُ نَرِثُ الْاَرْضَ وَمَنْ عَلَيْهَا وَاِلَيْنَا يُرْجَعُونَ


İnnâ nahnu nerisu’l-arda ve men aleyhâ ve ileynâ yurceûn.


40- “Şüphesiz yeryüzüne ve onun üzerinde bulunanlara sonunda biz varis oluruz. Ve onlar bize döndürüleceklerdir.”

Allah Teala bu âyet-i Kerimede, kendisini yalanlayan müşriklere karşı Resulullahı teselli etmekte, onların davranışlarına üzülmemesini beyan etmekte­dir. Zira onların hepsi bir gün gelecek yok olacaklardır. Bütün yeryüzü ve orada bulunanlara tek vâris olarak Allah kalacaktır. Herkes Allah'ın huzuruna döndü­rülecek ve yaptıklarından hesap verecektir. 

Mülk onun elindedir. Onun dışındakilerin hepsi tümden helak olacak, yok olacaktır. Şanı yüce Allah öğüt vererek bu kimselere yaratıcı mutlak Malik ve tasarruf sahibi olduğunu bütün mahlukatın helak edileceğini geriye sadece kendisinin kalacağını hiç kimsenin mülk ve tasarruf sahibi olma iddiasında bulunamayacağını haksız ne bütün mahlukattan sonra geriye kalacak mirasçının kendisi olacağını hiçbir şekilde zulme uğratmayacağını sivrisinek kanadı kadar dahi olsun haksızlık yapılmayacağını bildirmektedir. 

“Dünyada sana ait olduğunu düşündüğün her şey emanet olarak verilmiştir. Bir gün elindeki her şeyi bırakacak ve yalnız başına Rabbinin huzuruna çıkacaksın. O hâlde kalbini geçici olana bağlama. Çünkü sonunda mülk de insan da Allah'a döner; baki kalan yalnız O'dur.” 

Yararlanılabilecek Bir Tablo 

Kur’ân-ı Kerîm, Hz. Îsâ ve Hz. Meryem kıssalarını farklı surelerde, o surelerin genel nüzul (iniş) ortamına ve teolojik hedeflerine uygun olarak farklı vurgularla ele alır.

Meryem Suresi (Mekke dönemi), daha çok insan psikolojisi, doğum sancıları, yalnızlık ve mucizelerin duygusal/beşerî yönüyle ilgilenirken; Âl-i İmrân, Nisâ ve Mâide Sureleri (Medine dönemi), Necran Hristiyanları gibi muhataplarla girilen teolojik tartışmalara, kristoloji dogmalarının reddine ve işin hukuki/akidevi boyutuna odaklanır.

Hz. Meryem ve Hz. Îsâ’nın Kur’ân’daki anlatım farklarını gösteren kapsamlı bir mukayese tablosunu sizin için hazırladık:

Özet Mukayese Tablosu: Hz. Meryem ve Hz. Îsâ Anlatımlarının Surelere Göre Odak Farkı


Odaklanılan Detay / Olay

Meryem Suresi Anlatımı (Mekke Dönemi)

Âl-i İmrân, Nisâ ve Mâide Sureleri Anlatımı (Medine Dönemi)

Meryem'in Soyu ve Doğumu

Değinilmez. Anlatım doğrudan Hz. Meryem'in bir mekâna çekilmesiyle başlar.

Genişçe anlatılır. İmran’ın karısının adağı, Meryem’in doğumu ve isimlendirilmesi işlenir (Âl-i İmrân, 35-36).

Meryem'in Çocukluğu ve Eğitim Dönemi

Değinilmez.

Çok detaylıdır. Hz. Zekeriyyâ’nın onu himaye etmesi ve mihrapta bulduğu mucizevi gıdalar anlatılır (Âl-i İmrân, 37).

Müjde Anı ve Vahyin Şekli

Fiziki ve görsel odaklıdır. Cebrail, Meryem’e "tastamam bir insan" suretinde görünür (Meryem, 17).

İşitsel ve unvan odaklıdır. Mihrapta namaz kılarken melekler seslenir; doğacak çocuğun "Mesîh" unvanını taşınacağı söylenir (Âl-i İmrân, 45).

Doğum Sancıları ve Beşerî Zorluklar

Çok detaylıdır. Doğum sancısıyla kuru bir hurma ağacına sığınması, açlık-susuzluk çekmesi ve "Keşke ölseydim" demesi gibi insani yönler verilir (Meryem, 23-25).

Hiç değinilmez. Doğum anı tamamen atlanarak doğrudan teolojik yaratılış formülüne geçilir (Âl-i İmrân, 59).

Hz. Îsâ’nın Gelecekteki Mucizeleri

Gelecekteki mucizelerden (körleri iyileştirme vb.) bahsedilmez. Sadece beşikte konuşma mucizesine yer verilir (Meryem, 29-33).

Tek tek sayılır. Çamurdan kuş yapıp uçurması, anadan doğma körü ve alacalıyı iyileştirmesi, ölüleri diriltmesi, evlerde saklananları bilmesi detaylandırılır (Âl-i İmrân, 49; Mâide, 110).

Hz. Îsâ’nın Yaratılış Benzetmesi

Değinilmez. Sadece Allah'ın "Ol!" ($Kün$) demesinin yeterli olduğu belirtilir (Meryem, 35).

Hz. Âdem'e benzetilir. "Allah katında Îsâ’nın durumu, Âdem’in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona 'Ol' dedi ve oluverdi" denilerek felsefi bir izah getirilir (Âl-i İmrân, 59).

Hristiyan Akidelerine Yönelik Doğrudan Reddiye

Genel bir uyarıdır. "Allah’ın çocuk edinmesi düşünülemez" denilerek ayrılığa düşen fırkalar uyarılır (Meryem, 35-37).

Doğrudan ve sert teolojik polemiktir. Teslis ($Üçleme$) inancı açıkça lanetlenir (Nisâ, 171). "Allah, Meryem oğlu Mesîh'tir" diyenlerin kâfir olduğu ilân edilir (Mâide, 72).

Hz. Îsâ’nın Akıbeti (Çarmıh/Ölüm İddiası)

Değinilmez. Sadece Îsâ’nın "Öleceğim gün selam üzerimedir" sözü aktarılır (Meryem, 33).

Yahudi ve Hristiyan iddiaları çürütülür. "Onu öldürmediler ve asmadılar, fakat onlara öyle gösterildi" denilerek onun Allah katına yükseltildiği açıklanır (Nisâ, 157-158).

Mahşerdeki Hesaplaşma Sahnesi

Değinilmez.

Çok çarpıcı bir sorgu sahnesi kurulur. Allah, Hz. Îsâ’ya "İnsanlara 'beni ve annemi iki ilah edinin' diyen sen misin?" diye sorar; Hz. Îsâ bu iddialardan uzağını ilân eder (Mâide, 116-117).


Hisse ve Özet:

Mekke'de inen Meryem Suresi, Hz. Meryem’in maruz kaldığı toplumsal baskıyı, bir kadının yalnızlığını ve doğum psikolojisini öne çıkararak kalplere dokunur.

Medine'de inen Âl-i İmrân, Nisâ ve Mâide Sureleri ise Hristiyan dünyasıyla diplomatik ve teolojik temasların başladığı döneme denk geldiği için, konuyu bir "doğum hikayesi" olmaktan çıkarıp, net sınırları çizilmiş bir Tevhid Manifestosu hâline getirir.


5 Post a Comment

İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...

أحدث أقدم

Öne Çıkanlar

KADİRİ YOLU