NARIN EKŞİSİ, ARININ İĞNESİ VE NEFSİN GİZLİ YARALARI
İbrahim Havvâs rahmetullahi aleyh anlatıyor: Bir gün yolda ilerlerken bir nar ağacına rastladım. Gönlüm nara meyletti. Elimi uzatıp bir nar kopardım ve içinden bir parça aldım. Fakat nar ekşiydi. Tadını beğenmeyince elimden bıraktım ve yoluma devam ettim.
Biraz ileride yere serilmiş bir adam gördüm. Üzerine arılar üşüşmüş, vücudunu sokuyorlardı. Yanına yaklaşıp:
— Selâmün aleyküm, dedim.
Adam:
— Ve aleyküm selâm ey İbrahim, diye cevap verdi.
Şaşırdım:
— Beni nereden tanıyorsun?
Adam sakince:
— Allah'ı tanıyanlara hiçbir şey gizli değildir, diye cevap verdi. Sözleri dikkatimi çekti. Ona:
— Anlaşılan senin Allah ile özel bir münasebetin var. Öyleyse Allah'tan seni şu arıların arasından kurtarmasını istesene! dedim. Adam bana baktı ve şöyle dedi:
— Ben de senin Allah ile bir münasebetin olduğunu sanıyordum. Asıl sen, kendi düştüğün hâlden seni kurtarmasını Allah'tan istesene! Şaşırdım:
— Benim düştüğüm hâl nedir? diye sordum. Dedi ki:
— Az önce bir nar gördün, canın istedi ve ondan bir parça kopardın. Ekşi çıkınca da bıraktın. İşte senin asıl korkman gereken şey budur. Sonra arıların kendisini sokan bedenine işaret ederek devam etti:
— Arının sokmasından duyduğum acı dünyaya aittir. Biraz sonra geçer. Fakat insanın nefsinin arzusuna uymasıyla kalbine aldığı yaranın acısı ahirette karşısına çıkabilir. Ve sözünü şöyle tamamladı:
— Arıların iğneleri bedenime batıyor; fakat azgın arzuların iğneleri kalbime batıyor!
Bu sözler bana ağır geldi. Çünkü o anda anladım ki insan bazen başkasının bedenindeki yarayı görür de kendi kalbindeki yarayı göremez. Arıların sokmasını büyük bir acı sayarız; fakat nefsin iğnesinin kalbe saplanmasını küçük görürüz. O adamın yanından ayrıldım. Fakat onun sözleri uzun süre gönlümden çıkmadı.
MENKIBENİN SESSİZ DERSİ
İnsan çoğu zaman büyük günahlardan korkar; fakat kalbine açılan küçük kapıları önemsemez. Bir bakış… Bir arzu… Bir öfke… Bir kıskançlık… Bir gösteriş… Bir harama yaklaşma… Bir nefsânî istek… Bunların her biri küçük görünebilir. Fakat insanın kalbi, küçük görülen şeylerin tekrar tekrar işlenmesiyle değişir.
Nefis önce bir şey ister. Sonra o isteği makul göstermeye başlar. Daha sonra insan o isteğini savunur. En sonunda ise nefsinin istediğini, kendi iradesi zanneder. İşte asıl tehlike budur.
NARIN EKŞİLİĞİ NEYİ ANLATIYOR?
İbrahim Havvâ'nın eline aldığı nar, tek başına büyük bir mesele değildir. Menkıbenin asıl dersi narın yenilip yenilmemesi değil, nefsin arzu karşısındaki hâlidir.
İnsan bir şeyi istediğinde kendisine şu soruyu sorabilmelidir: “Bunu Allah için mi istiyorum, nefsim istediği için mi?” Çünkü nefsin her istediği haram değildir. Fakat insanın her istediğinin peşinden gitmesi de kulluk değildir.
Kâdirî terbiyede nefis, başıboş bırakılacak bir güç değil; terbiye edilecek bir varlıktır.
Yesevî terbiyede de insanın gerçek yolculuğu dışarıya değil, önce kendi içine doğrudur.
Bu yüzden tasavvuf yolunda asıl mücadele, insanın başkalarını yenmesi değil, kendi nefsinin taşkınlığını dizginlemesidir.
ARININ İĞNESİ VE NEFSİN İĞNESİ
Arının iğnesi bedene dokunur. Nefsin iğnesi ise kalbe… Bedenin yarası zamanla iyileşebilir. Fakat kalbin yarası insan tarafından fark edilmezse derinleşebilir. Bir insanın eli yanar ve hemen tedbir alır. Fakat kibirlenir, fark etmez. Haset eder, fark etmez. Riya yapar, fark etmez. Harama bakar, önemsemez. Öfkesine teslim olur, kendisini haklı görür. İşte kalbin hastalıkları böyle gizlice büyür.
Kur'an-ı Kerim: “Nefsini arındıran gerçekten kurtuluşa ermiştir; onu kirleten ise ziyana uğramıştır.” buyurur. Şems sûresi, 9-10 Demek ki insanın asıl temizliği sadece bedeninin temizliği değildir. Kalbin temizliği, niyetin temizliği ve nefsin terbiyesi de kulluğun bir parçasıdır.
KÂDİRÎ DERS: NEFSİ SERBEST BIRAKMA
Nefis terbiye edilmezse insanı istediği yere götürür. Bugün küçük bir arzuya boyun eğen insan, yarın daha büyük bir arzunun peşinden sürüklenebilir. Bu sebeple nefis terbiyesinde önemli bir düstur vardır: Her istediğini yapmak özgürlük değildir.
Bazen gerçek özgürlük: “İstiyorum ama yapmayacağım.” diyebilmektir. Çünkü kul, nefsinin her emrine uymadığında nefsine hâkim olmaya başlar.
YESEVÎ DERS: KENDİNE BAK
Menkıbenin en çarpıcı taraflarından biri şudur: İbrahim Havvâ, yerde yatan adama bakıyordu. Adam ise İbrahim Havvâ'nın kalbine bakıyordu. İnsanların çoğu başkasının hâlini görmeye çok meraklıdır. Fakat kendi hâlini görmeye gelince gözleri körleşebilir. Başkasının kusurunu görmek kolaydır. Kendi nefsinin kusurunu görmek ise irfan ister. Bu yüzden gerçek mürşidlik, insana sürekli başkasını değil, kendisini göstermektir.
KUR'AN'IN ÖLÇÜSÜ
Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir.” Şems, 9
Bir başka ayette: “Kim Rabbinin makamından korkar ve nefsini hevâdan alıkoyarsa, şüphesiz onun varacağı yer cennettir.” Nâziât, 40-41
Burada dikkat çekilen şey, nefsin tamamen yok edilmesi değildir. Nefsin hevâsının peşinden sürüklenmesine engel olunmasıdır. Çünkü nefis terbiye edildiğinde insanın düşmanı olmaktan çıkar; kulluğun imtihan sahasına dönüşür.
BUGÜNÜN İNSANINA MESAJ
Bugün arının iğnesinden kaçıyoruz. Fakat nefsin iğnelerini çoğu zaman kendi elimizle kalbimize batırıyoruz. Bir telefon ekranındaki haram bakış… Bir başkasının sahip olduğuna duyulan haset… Bir övgü karşısında kabaran gurur… Bir tartışmada yenilmeyi hazmedememek… Bir haram kazancı küçük görmek… Bir günahı: “Bundan ne olacak?” diye hafife almak...
İşte bunların her biri kalbin üzerinde küçük bir iz bırakabilir. Müminin vazifesi, kalbini bu izlerden korumaktır. Bu nedenle insan zaman zaman kendisine şu soruları sormalıdır: Bugün nefsim benden ne istedi? Ben onun hangi isteğine boyun eğdim? Hangi isteğine “hayır” diyebildim? Bugün kalbime hangi şey girdi? Allah'ın razı olmayacağı hangi şeyi küçük gördüm? İşte bu sorular insanın kendi nefsini tanımasına vesile olur.
MENKIBENİN ÖZÜ
Narın ekşiliği unutulur. Arının iğnesinin acısı geçer. Fakat nefsin kalbe sapladığı iğneler tedavi edilmezse insanın ahiret yolculuğunda karşısına çıkabilir. Bu yüzden ariflerin yolu şudur: Nefsini hoşnut etmekten önce Rabbini hoşnut etmeye çalış. Çünkü insanın gerçek düşmanı bazen dışarıda aradığı şey değil, içeride kendisine hükmeden hevâsıdır.
İbrahim Havvâ'ya o gün verilen ders aslında şuydu: “Ey yolcu! Başkasının bedenindeki arıları görmeden önce kendi kalbindeki nefsin iğnelerini gör.” Ve insanın kendisine soracağı en önemli soru belki de budur: “Bedenimi acıtan şeylerden ne kadar korkuyorum; peki kalbimi Allah'tan uzaklaştıran şeylerden ne kadar korkuyorum?”
İşte tasavvuf yolunda gerçek uyanış, bu soruyu insanın kendisine sormaya başlamasıyla başlar.

إرسال تعليق
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...