Fiilde Tevhid
Cenab-ı Hakk’ın zatında tevhidini hakkıyla anlamaya başladığımızda, isimlerinde, sıfatlarında, fiillerinde ve ahkâmında tevhid de daha anlaşılır hâle gelir. Çünkü bütün bunlar, hiçbir varlığa benzemeyen ve hiçbir şeye muhtaç olmayan bir Zât’ın tecellileridir. Şimdi fiilde tevhid üzerinde duralım.
Fiil Nedir?
Fiil denildiğinde aklımıza bir varlığın yaptığı işler gelir. İnsan yürür, yemek yer, konuşur, elini hareket ettirir, bir bina yapar veya bir şeyi yıkar. Bunların hepsi insanın fiilleridir. Fakat insanın fiil işlemesi ile Cenab-ı Hakk’ın fiil işlemesi aynı değildir.
Biz bir işi yaparken organlara, azalara, araçlara ve sebeplere muhtacız. Konuşmak için dile, sese ve harflere; yürümek için ayaklara; bir bina yapmak için malzemeye ve aletlere ihtiyaç duyarız. Bizim fiillerimiz bir kudretin, iradenin ve imkânın yanında bu vasıtalara da bağlıdır.
Cenab-ı Hak ise böyle bir ihtiyaçtan münezzehtir. O, yaratırken organlara, aletlere, zamana veya mekâna muhtaç değildir. O’nun kudreti her şeye yeter. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur: “O, bir şeyi dilediği zaman, O’nun emri o şeye ancak ‘Ol!’ demektir. O da hemen oluverir.” (Yâsîn, 82)
Buradaki ifade, Cenab-ı Hakk’ın yaratmasının bizim yaptığımız işler gibi olmadığını anlamamız için büyük bir işarettir. Biz bir şeyi meydana getirmek için çalışır, uğraşır, malzeme kullanırız. Allah Teâlâ ise dilediğini kudretiyle var eder.
Yoktan Var Etmek
Bir an düşünelim: Biz yoktuk. Bu dünya yoktu. Gökler, yıldızlar, denizler, dağlar, insanlar ve bütün kâinat yoktu. Peygamber Efendimiz ﷺ şöyle buyurmuştur: “Allah vardı, O’ndan başka hiçbir şey yoktu.” (Buhârî, Bed’ü’l-Halk, 1)
Allah Teâlâ var ettiği her şeyi yokluktan var etmiştir. Fakat biz yokluğu tam olarak kavrayamıyoruz. “Hiçlik” kelimesini söyleyebiliyoruz; ancak hiçliğin ne olduğunu zihnimizde bütünüyle tasavvur edemiyoruz. İşte Cenab-ı Hakk’ın fiillerinden biri olan yoktan var etme, yalnızca O’na mahsustur.
Bizim yaptığımız işler, daha önce var olan maddeler üzerinde gerçekleşir. Allah Teâlâ ise varlıkları hiçbir şeye muhtaç olmadan yaratır. Bu sebeple O’nun fiillerini kendi fiillerimize kıyaslayamayız. Zatı hiçbir varlığa benzemeyen Allah’ın fiilleri de hiçbir varlığın fiillerine benzemez.
Fiilde Tevhidin Temeli: Tenzih
Cenab-ı Hakk’ın fiillerini doğru anlamanın ilk şartı, O’nu mahlûkata benzetmemektir. Allah yaratır; fakat bizim gibi yaratmaz. Allah bilir; fakat bizim gibi bilmez. Allah işitir; fakat bizim gibi işitmez. Allah görür; fakat bizim gibi görmez. Allah’ın fiilleri vardır; fakat bu fiiller bizim fiillerimiz gibi organlara, araçlara, zamana ve mekâna bağlı değildir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur: “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” (Şûrâ, 11)
Bu ayet, hem Allah’ın sıfatlarını kabul etmeyi hem de O’nu yaratılmışlara benzetmemeyi öğretir. Dolayısıyla fiilde tevhid, yalnızca “Allah yaratır” demek değildir. Aynı zamanda Allah’ın yaratmasının, bizim yaratma anlayışımıza benzemediğini bilmek ve O’nu her türlü noksanlıktan tenzih etmektir.
“İstiva” ve “Nüzul” Nasıl Anlaşılmalı?
Kur’an ve hadislerde Cenab-ı Hakk’ın istiva etmesi, nüzul buyurması gibi ifadeler geçmektedir. Bu ifadeler, Allah’ın fiillerindendir. Ancak bunları insan fiilleri gibi düşünmek doğru değildir. Mesela insanın “inmesi”, bir yerden başka bir yere hareket etmesi ve intikal etmesidir. Bir insan merdivenden iner, bir binadan aşağıya geçer veya yüksek bir yerden aşağıya gelir.
Fakat Cenab-ı Hakk’ın nüzulünü, bir mekândan başka bir mekâna hareket etmek şeklinde düşünemeyiz. Çünkü Allah Teâlâ mekâna, zamana ve hiçbir yaratılmışa muhtaç değildir. Hadis-i şerifte, gecenin son üçte birlik kısmında Cenab-ı Hakk’ın kullarına rahmet ve mağfiret kapılarını açtığı, dua edenlere ve bağışlanma dileyenlere lütuflarda bulunduğu haber verilir. Bu hadisleri anlamada esas olan, Allah’ı mahlûkata benzetmemek ve O’nun fiillerini yaratılmışların fiilleri gibi düşünmemektir.
Ehl-i sünnet âlimleri, bu tür müteşabih ifadeler karşısında tenzih esasını korumuşlardır. Bazı âlimler ifadeleri Allah’a havale etmiş, bazıları ise Arap dilindeki uygun manalarla açıklamıştır. Her iki yaklaşımda da ortak esas, Allah’ın cisim, mekân ve hareket gibi yaratılmışlara ait özelliklerden münezzeh olmasıdır.
“İki Elimle Yarattığım” İfadesi
Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Hak, İblis’e şöyle buyurur: “İki elimle yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir?” (Sâd, 75) Bu ayeti, insanın iki eliyle bir şeyi yapması gibi düşünmek doğru değildir. Cenab-ı Hakk’ın yaratması, bir çömlekçinin çömlek yapması veya bir heykeltıraşın heykeli biçimlendirmesi gibi değildir. Allah Teâlâ organlara ve araçlara muhtaç olmaktan münezzehtir.
Bu ayet, Allah’ın Hz. Âdem’e verdiği şerefi ve özel inayeti anlamamız bakımından da önemlidir. İnsan, Allah’ın yaratmasıyla var olmuş, kendisine akıl, irade ve sorumluluk verilmiştir. Burada dikkat edilmesi gereken husus şudur: Allah’ın fiillerini kabul ederiz; fakat bu fiilleri mahlûkatın fiilleri gibi düşünmeyiz.
Arş’a İstiva ve Mekân Meselesi
Cenab-ı Hakk’ın Arş’a istiva etmesini, bir yere yerleşmek veya bir mekânda bulunmak şeklinde anlamak doğru değildir. İmam Ebû Hanîfe Hazretleri’nin bu konudaki ikazı çok önemlidir: “Allah Arş’ı yaratmadan önce neredeydi?”
Bu soru, Allah’ın mekâna muhtaç olmadığını anlamamız için üzerinde düşünülmesi gereken bir sorudur. Çünkü “Nerede?” sorusu, mekân içinde bulunan varlıklar için sorulur. Biz bir insanın nerede olduğunu sorarız; çünkü insan mekân içindedir. Bir şeyin yerini, başka şeylere göre tarif ederiz: üstte, altta, önde, arkada, sağda veya solda. Fakat Cenab-ı Hak mekânı yaratandır. O, mekânın içinde bulunan bir varlık değildir.
Bu sebeple Allah Teâlâ hakkında “Nerede?” sorusunu, yaratılmışlara ait mekân anlayışıyla sormak doğru değildir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur: “Şüphesiz Allah, âlemlerden müstağnidir.” (Ankebût, 6) Yani Allah’ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. O, bütün âlemleri yaratmış ve varlıklarını devam ettirmektedir.
Fiilde Tevhidin Hakikati
Fiilde tevhid, Cenab-ı Hakk’ın bütün fiillerinde tek olduğunu bilmektir. Yaratmak O’na mahsustur. Yoktan var etmek O’na mahsustur. Rızık vermek O’na mahsustur. Hayat vermek ve hayatı almak O’na mahsustur. Dilediğini var etmek, dilediğini yok etmek O’nun kudreti dâhilindedir. Fakat bütün bunları yaparken O, hiçbir varlığa benzemez. O’nun fiilleri, bizim fiillerimiz gibi organlara, araçlara, zamana ve mekâna bağlı değildir. İşte fiilde tevhidin hakikati budur: Allah’ın fiillerini kabul etmek, fakat O’nun fiillerini mahlûkatın fiillerine benzetmemek.
Hayatımıza Bakan Yönü
Fiilde tevhidi anlayan insan, sebeplere bakarken müsebbibi unutmaz. Bir doktor tedavi eder; fakat şifayı veren Allah’tır. Bir çiftçi toprağı eker; fakat bitkiyi büyüten Allah’tır. Bir anne çocuğunu besler; fakat rızkı veren Allah’tır.
Bir insan çalışır, gayret eder; fakat neticeyi yaratan Allah’tır. Bu anlayış, insanı sebeplere kulluk etmekten kurtarır. Sebepleri kullanır; fakat kalbini sebeplere bağlamaz. Çünkü bilir ki: Sebepler birer vesiledir; asıl tesir Allah’ın kudretindedir.
Son Söz
Fiilde tevhid, Cenab-ı Hakk’ın yaratmasını ve bütün fiillerini yalnızca O’na mahsus bilmektir. O’nun fiillerini kabul ederiz; fakat bunları insan fiilleri gibi düşünmeyiz. O’nu mahlûkata benzetmeyiz. O’nu mekândan, zamandan, organlardan, araçlardan ve her türlü noksanlıktan tenzih ederiz.
Çünkü zatında hiçbir varlığa benzemeyen Allah’ın fiilleri de hiçbir varlığın fiillerine benzemez. Fiilde tevhid, Allah’ın fiillerinde tek olduğunu bilmek; O’nu bütün noksanlıklardan tenzih etmek ve kalbi yalnızca O’na bağlamaktır.

إرسال تعليق
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...