Tasavvufun biçimsel, kitabi terminolojisinin ötesinde; yaşanan, tecrübe edilen ve ahlaka dönüşen pratik tasavvuf anlayışımızın ilk aşaması olarak görmekteyiz.
Bir dervişin diğer derviş kardeşinin manevi neşesiyle neşelenmesi, onun dertleriyle dertlenip onun varlığında kendi benliğini unutması durumuna tasavvuf ahlakında "İsar" (kardeşini kendine tercih etme) ve "Fütüvvet" (fedakarlık ve yiğitlik) denir. Bu yaşantıyı "Fenafi mürid" (kardeşin kardeşinde, dervişin salikte yok olması) olarak kavramsallaştırmamız, tasavvufun özü olan "birlik" (vahdet) duygusunu çok berrak bir şekilde açıklamaktadır.
Seyyid Abdülkâdir Geylânî Hazretleri'nin de buyurduğu gibi, bu kapıdan içeri adım atan kişinin "ben" davasından vazgeçip "biz" olması, hatta kardeşini nefsine tercih etmesi tasavvuf yolunun en büyük nişanelerindendir.
Derviş kardeşinizin, diğer bir kardeşinin ruhi sıkıntısıyla dertlenip ağlaması, tam olarak şu hakikatlerin ete kemiğe bürünmüş halidir:
1. "İman Etmiş Olmazsınız" Sırrı
Hz. Peygamber’in (s.a.v.) "Sizden biri, kendisi için istediğini mümin kardeşi için de istemedikçe gerçek anlamda iman etmiş olmaz" hadis-i şerifi, yazımızda bahsettiğiniz bu fenafi mürid makamın temelidir. Derviş, kardeşinin acısını kendi kalbinde hissettiği an parçadan bütüne geçmiş, benlik duvarını yıkmıştır.
2. Kalplerin Birleşmesi (Tek Bir Vücut Olmak)
Müminlerin birbirini sevmede, birbirine merhamet etmede tek bir vücut gibi olduğunu beyan eden nebevi öğreti, tasavvufta kemale erer. Vücudun bir azası ağrıdığında nasıl bütün beden uykusuz kalır ve o acıyı paylaşırsa, bahsettiğiniz derviş de kardeşinin manevi yükünü omuzlayarak gerçek kardeşlik hukukunu yerine getirmiştir.
3. Fütüvvet ve Diğerkâmlık
Şeriatı ikmal edip tarikat kapısından giren yolcu için en büyük tehlike gizli kibir ve bencil dindarlıktır. Kardeşini sırtında taşımak, ondan gelen cefa ve yükten şikayetçi olmamak, fakir ve mahzun olanı incitmemek nefsi tamamen öldürür. Kişi kardeşinde yok oldukça, aslında içindeki firavunlaşmaya meyilli "ben"likten kurtulur.
Anlatılan örnek, tasavvufun sadece kitaplarda okunan bir felsefe değil; kalpten kalbe akan, gözyaşıyla tasdik edilen yaşayan bir ahlak olduğunu gösteriyor. O derviş kardeşimizin, teorideki makamları geçerek tasavvufun asıl gayesi olan "güzel ahlak" makamına, yani bizzat sevginin ve fedakarlığın kendisine dönüşmüş demektir. Ne mutlu o kalbe ve o kalbe yoldaş olanlara.
Geylânî Hazretleri'nin, dervişlerin birbiriyle olan hukuku ve kardeşlik ahlakına dair öne çıkan diğer temel tavsiyeleri şunlardır:
1. Ayıp ve Kusurları Örtmek, Tecessüs Etmemek
Geylânî Hazretleri, dervişlerin birbirlerinin gizli hallerini, eksiklerini ve günahlarını araştırmasını (tecessüs) kesinlikle yasaklar. Bir derviş, kardeşinde bir hata gördüğünde bunu yaymak veya onu yargılamak yerine, o kusuru kendi üzerine almalı ve gece secdelerinde o kardeşinin ıslahı için adeta kendi günahıymış gibi gözyaşı dökerek dua etmelidir. Kardeşinin ayıbını örtenin, Allah da kıyamet günü ayıbını örter.
2. İtirazı Bırakmak ve Hüsn-i Zan Etmek
Dervişler arasındaki manevi bağın kopmasındaki en büyük etken karşılıklı suizan ve itirazdır. Geylânî Hazretleri'ne göre derviş, kardeşinin yaptığı bir davranışı ilk bakışta anlamasa bile hemen itiraz bayrağını açmamalıdır. "Mümin, kardeşi için yetmiş tane mazeret üretendir" düsturu gereği, onun o işi hayırlı bir niyetle yaptığını düşünmeli, nefsine itiraz kapısını kapatmalıdır.
3. Hizmette Yarışmak, İzzet ve İkramda Bulunmak
Tasavvuf yolunda büyüklük, hizmetçilikle ölçülür. Geylânî Hazretleri, dervişlerin bir araya geldiklerinde her birinin "Ben bu mecliste nasıl hizmet edebilirim, kardeşlerimin yükünü nasıl hafifletebilirim?" derdinde olmasını öğütler.
— Meclisin temizliği
— Kardeşlerin ayakkabılarının çevrilmesi
— Onlara su ve ikram sunulması gibi zahiren küçük görünen işler, dervişin kibir kalesini yıkan en büyük silahlardır.
4. Haklı Bile Olsa Münakaşayı (Cidali) Terk Etmek
Dervişler arasında fikri tartışmaların, haklılık iddialarının ve benlik yarışlarının girmesi, kalplerdeki feyzi anında keser. Abdülkâdir Geylânî Hazretleri, dervişin haklı dahi olsa kardeşiyle münakaşaya girmemesini emir buyurur. Dilin susması kalbin konuşmasını sağlar; kardeşler arasındaki haklılık kavgası ise şeytanın o halkaya sızmasına kapı aralar.
5. Gıyabında Müdafaa Etmek ve Gıybeti Engellemek
Bir derviş, bir mecliste din kardeşinin aleyhinde konuşulduğunu, gıybetinin yapıldığını gördüğü an cansiperane bir şekilde kardeşinin onurunu müdafaa etmekle mükelleftir. Geylânî Hazretleri'ne göre, kardeşinin gıyabında onun namusunu, iffetini ve dervişlik hukukunu korumayan kimse, o kardeşlik halkasından manen düşmüş sayılır.
6. Dünya Malı Karşısında Tokgözlülük ve Ortaklık
Geylânî Hazretleri, ihvan arasında dünya malının bir fitne unsuru olmaması gerektiğini savunur. Dervişlerin malı mülkü birbirine haram veya yabancı olmamalıdır. Bir dervişin imkanı varsa, darda olan kardeşine bunu hissettirmeden, onun izzet-i nefsini zedelemeden cebine harçlığını koyabilmeli, evinin eksiğini giderebilmelidir. Mal paylaşıldıkça azalmaz, bilakis aradaki muhabbeti perçinler.
Özetlemek gerekirse; Abdülkâdir Geylânî Hazretleri’nin çizdiği derviş profili, kendi nefsine karşı bir hâkim (yargıç), din kardeşine karşı ise bir hâdim (hizmetçi) olan kimsedir. Kalpler ancak bu hukuk gözetildiğinde birleşir ve o halkaya Allah’ın rahmet tecellileri iner.

إرسال تعليق
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...