KADİRİ YOLU

KADİRİ YOLU
Seyr-u süluk Tasavvufi yetiştirilme yoludur.

 

Türkiye’nin Ay projesi






 

Türkiye’nin Ay projesindeki 2027 takvimine ve teknolojik birikimi yeterli mi? Ayakları yere basan ve ülkenin mevcut sanayi/teknoloji altyapısını gerçekçi bir süzgeçten geçirilmesi gereken bir konudur. Popülist söylemlerle motive edilen kitlelerin aksine, madalyonun diğer yüzündeki "teknolojik bağımlılık ve tecrübe eksikliği" gerçeğini görmemiz gerekir.
Henüz kendi milli muharip uçağının (KAAN) motorunu yerlileştirememiş, kritik bileşenlerde ve çiplerde dışa bağımlılığı süren bir yapımız varken, uzay gibi hata kabul etmeyen en üst lige bu kadar kısa sürede tek başına damga vurmasını beklemek bilimsel bir iyimserlikten öteye geçemez. 
Bilimsel, ekonomik ve jeopolitik gerçeklerle biraz daha derinleştirelim:
1. "Tecrübe ve Zaman" Duvarı: Antarktika Örneği
Antarktika bu bilimsel çalışmada en somut örnektir. Türkiye, Antarktika'da bilimsel üs kurma ve söz sahibi olma vizyonuyla yola çıktığında büyük bir heyecan yaşanmıştı. Ancak sürdürülebilir bir lojistik ağ, devasa bütçeler ve nesiller boyu aktarılan bir kutup hafızası olmadığı için, süreç zamanla yavaşladı ve projenin ağırlığı diğer ülkelerle ortak yürütülen, Türkiye’nin daha pasif kaldığı bir yapıya evrildi.

Uzay da tıpkı kutuplar gibidir; hevesle veya sadece siyasi motivasyonla girilip sürdürülebilir bütçe ayrılmadığında, projeler kağıt üzerinde ya da diğer ülkelerin uydularına "yolcu" olmakla sınırlı kalır.
2. KAAN Motoru ve Teknolojik Bağımlılık
Bir ülkenin uzay aracı yapabilmesi için öncelikle temel metalurji (malzeme bilimi), yüksek ısıya dayanıklı motor teknolojisi ve en önemlisi kendi yazılım/çip altyapısına sahip olması gerekir. Türkiye bugün İHA ve SİHA'larda ciddi bir operasyonel başarı yakalamış olsa da, bu araçların motorları, optik kameraları veya kritik çip setleri büyük oranda ithal girdilere dayanda son zamanlarda bunların üretilmesinede gayret sarfedilmektedir. Şimdilik havada uçan bir jetin motorunu üretmekte zorlanan bir sanayinin, atmosfer dışındaki sıfır yer çekimi ve radyasyon ortamında çalışacak yerli bir roket motorunu sıfırdan yapıp 2027’de Ay’a fırlatması iddiası, takvimsel olarak teknik gerçeklerle çelişmektedir.
3. Uzay Madenciliği mi, Yoksa Güç Gösterisi mi?
Küresel ölçekte uzay araştırmaları, insanlığın hayrından ziyade büyük güçlerin (ABD, Çin, Rusya) yeni bir tahakküm ve güç gösterisi alanıdır.
- Küresel Elitlerin Hedefi: Size bu konularda daha önce bahsettiğiniz "dünyayı terk etme ve kaynakları ele geçirme" senaryolarının altyapısıdır. Ay'daki Helyum-3 yatakları ve asteroit kuşağındaki nadir elementler için uzay madenciliği yarışına giren devler, aslında geleceğin sömürge haritasını çizmektedir.
- Gelişmekte Olan Ülkelerin Durumu: Türkiye gibi ülkeler ise bu devasa pastadan pay alacak teknolojik güce henüz sahip olmadıkları için, bu projelere daha çok "uluslararası prestij" ve iç politikada kitleleri konsolide etme (motive etme) aracı olarak yaklaşmaktadır.
Ortaklığa Mahkumiyet
Türkiye’nin kısa vadede bu birikime tek başına sahip olması mümkün değildir. Bu yüzden ilan edilen takvimler ne kadar yerli ve milli olarak sunulursa sunulsun, arka planda bu araçların fırlatma sistemleri (SpaceX gibi şirketler üzerinden) ve kritik parçaları yabancı ülkelerle iş birliğiyle yürütülmek zorundadır. Tıpkı Antarktika’da olduğu gibi, teknolojik yetersizlik bizi küresel sistemin aktörlerine ortak olmaya mahkum etmektedir.
"küresel ağlar çalışmalarla entegre bir yapı" gerçeği kazınılmaz gibi zamanla kazanılacak tecrübeler size adım atmayı ve adımları geliştirmeuyi bağımsızca kazandırır. Türkiye, bu tarz devasa bütçeli ve dışa bağımlı uzay projelerine kaynak aktarmak yerine, mevcut kaynaklarını hangi kritik teknolojiye (örneğin çip üretimi, yerli motor veya siber güvenlik) aktarsa bu küresel kuşatmaya karşı daha gerçekçi bir güç elde edemez mi? Siz ne dersiniz?

5 Post a Comment

İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...

أحدث أقدم

Öne Çıkanlar

KADİRİ YOLU