KADİRİ YOLU

Kadiri Yolu
Seyr-u süluk Tasavvufi yetiştirilme yoludur.

           

İbrahim Suresi 19-27. Ayetlerin Tefsiri

 İbrahim Sûresi 19-27. Ayetlerin Tefsiri

 ﷺ


                    بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

ibrahim Suresinin ana konusu, tevhid, kıyametin anlatımı ve insanın amellerinin muhasebesidir.

Dördüncü Grubun Tefsîri (19-23. Âyetler)

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla hamd yalnız Allah’ındır. Salat ve Selam ise Allah’ın Resulüne onun aile halkına ve ashabına olsun. Rabbimiz bizden kabul buyur. Çünkü sen duaları işitensin herşeyi bilensin.


بِسْمِ ‬‮اللّٰهِ ‬‮الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يم

اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّۜ اِنْ يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَأْتِ بِخَلْقٍ جَد۪يدٍۙ


Elem tera enna(A)llâhe ḣaleka-ssemâvâti vel-arda bilhakk(i)(c) in yeşe/ yużhibkum veye/ti biḣalkin cedîd(in)


19- “Görmezmisin ki Allah gökleri ve yeri hak ile yaratmıştır; Dilerse sizi yok edip yeniden başkalarını yaratır."


Bu ayet, bir önceki ayette (18. ayet) amelleri boşa çıkan inkârcılara yönelik bir uyarı niteliğindedir. Yaratılışın büyüklüğünü ve amacını hatırlatarak, Allah'ın mutlak kudretini ve inkârcıları yok edip yerlerine yenilerini getirme gücünü vurgular. 


Bilmez misin hikmet ve emir boşuna yaratmamıştır. O insanları tamamıyla ortadan kaldırıp yerlerine onların şekillerinde bir başka mahlukat veya farklı şekilde başka yaratıklar var etmeye kâdirdir: Bu ifadeler ile Yüce Allah'ın var olanı yok etmeye, yok olanı da varetmeye kâdir olduğunu bildirmektedir. Özellikle peygamberlere ve inananlara yöneltilmiş, ancak aslında tüm insanlığa yönelik bir dikkat çekme hitabıdır. 


Göklerin ve yerin hak ile yaratılması, yaratılışın boş, anlamsız veya tesadüfi olmadığını; aksine gerçek, doğru bir amaç (tevhid ve adalet) üzerine kurulduğunu ifade edilmiştir. 


Ayetin ikinci kısmı, inkârcıların (kâfirlerin) yok edilmesi ve yerlerine yenilerinin getirilmesi tehdidini içerir. Bu, Allah'ın, eski kavimleri helak ettiği (Nuh, Âd, Semûd) gibi, mevcut inatçı inkârcıları da kolayca yok edebileceği ve bu kudretin O'na bir zorluk çıkarmayacağı anlamına gelir. Bu, iman etmeyenlerin Allah için hiçbir değerinin ve zorluğunun olmadığını gösteren bir rivayettir.


Bu ayet, özetle, Allah'ın gökleri ve yeri mutlak bir amaç üzerine kurduğunu ve bu amaçtan sapan inkârcıları yok edip yerlerine yeni ve itaatkâr bir topluluk getirme kudretine sahip olduğunu, bu durumun O'nun için hiçbir zorluk arz etmediğini kesin bir dille ilan eden, kudret ve tehdit ayetidir. 



وَمَا ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ بِعَز۪يزٍ

Vemâ żâlike ‘ala(A)llâhi bi’azîz(in)


20- “Ve bu Allah için hiç de güç değildir.” 


Bu ayet, bir önceki ayette (19. ayet) geçen kâfirleri yok edip yerlerine yenilerini getirme tehdidinin kesinliğini ve bu eylemin Allah'ın mutlak kudreti karşısındaki kolaylığını teyit eden kısa ve kesin bir hükümdür.


Aynı zamanda O’nun için imkansız olacak bir şey yoktur. Onun yaratması ve yok etmesi Kün (ol) demesine bağlıdır. 19-20. ayetler ile Yüce Allah bizlere, varlığı hakkında şüpheyi ortadan kaldıracak şeyleri hatırlattığı gibi, Kıyamet gününde cesetleri tekrar diriltmeye kadir olduğunu haber vermektedir. İşte bundan dolayı hemen bundan sonra bizleri Kıyamet sahnelerinden bir sahne ile karşı karşıya getiriyor:



وَبَرَزُوا لِلّٰهِ جَم۪يعًا فَقَالَ الضُّعَفٰٓؤُ۬ا لِلَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُٓوا اِنَّا كُنَّا لَكُمْ تَبَعًا فَهَلْ اَنْتُمْ مُغْنُونَ عَنَّا مِنْ عَذَابِ اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍۜ قَالُوا لَوْ هَدٰينَا اللّٰهُ لَهَدَيْنَاكُمْۜ سَوَٓاءٌ عَلَيْنَٓا اَجَزِعْنَٓا اَمْ صَبَرْنَا مَا لَنَا مِنْ مَح۪يصٍ۟


Veberazû li(A)llâhi cemî’an fekâle-ddu’afâu lilleżîne-stekberû innâ kunnâ lekum tebe’an fehel entum muġnûne ‘annâ min ‘ażâbi(A)llâhi min şey-/(in)(c) kâlû lev hedâna(A)llâhu lehedeynâkum(s) sevâun ‘aleynâ ecezi’nâ em sabernâ mâ lenâ min mahîs(in)


21- “Hepsi Allah'ın huzuruna toplanıp çıkarlar. Zayıflar büyüklük taslayanlara: "Doğrusu biz size uymuştuk; "Allah'ın azabından bir parça olsun bizi koruyabilecek misiniz? Derler. Onlar da: "Allah bizi doğru yola eriştirseydi biz de sizi eriştirirdik. Şu halde artık sızlansak da katlansak da birdir. Bizim için kaçıp sığınacak bir yer yoktur, derler. ”


Bütün yaratıklar iyileriyle, kötüleriyle bir tek ve Kahhâr olan Allah'ın huzuruna toplanacaklardır. Onlar dünya hayatında iken ahlâksızlıkları işlerken, insanlardan gizlenebiliyor ve bunun Allah tarafından bilinmediğini sanıyorlardı. Kıyamet gününde ise yaptıklarının Allah tarafından bilinmiş olacağını görecekler ve hiç bir şeyin Allah için gizli kalmadığını anlayacaklar ve onlar kabirlerinden çıkartılarak Allah'ın hesabına ve hükmüne maruz kalmak üzere kabirlerinden çıkartılacaklardır. 


İşte o vakit: alt tabakadaki zayıflar ve kendilerine uyulan kimselere "büyüklük taslayanlara" Allah'a hiç bir şeyi şirk koşmaksızın ibadet etmeyi kibirlerine yediremeyen, Rasullere muvafakat etmeyen ve bu zayıfları küçümseyip peygamberlerini dinlemekten ve onlara uymaktan alıkoyan lider ve önderlere:  Bize ne emretti iseniz onu yaptık. İçinde bulunduğumuz Allah’ın azabından bir kısmını olsun def' edebilecek ve bizi koruyabilecek misiniz? Onların dünyadaki önderleri onlara: Bu ifade onların sorularına doğrudan doğruya verilmesi gereken bir cevap değildir. Fakat zayıfların onlara söyledikleri sözler bir çeşit azar ve kendilerini azdırdıkları için sitem mahiyetinde olduğundan, onların azaplarını herhangi bir şekilde hafifletmeye kadir olamayacaklarını bilerek onlara bu şekilde soru yönettiklerinden, büyüklük taslayanlar da ötekilere özür beyan eden bir üslupla: Dünyada iken Allah bizi doğru yola iletmiş olsaydı, biz de sizi ona iletirdik. Eğer Allah bizlere azaptan kurtulma yolunu göstermiş olsaydı biz de size o yolu gösterirdik. Ancak o takdirde biz size faydalı olabilir ve yok olma yoluna sürüklediğimiz gibi kurtuluş yoluna da davet ederdik. Ama hiç bir şey değişmeyecektir. Ne bunun bize faydası olur, ne de size. 


İbn Kesîr der ki: "Göründüğü kadarıyla zayıfların büyüklük taslayanlara bu şekilde gidip başvurmaları cehenneme girdikten sonra cehennemde olacaktır."


İster katlanalım, ister sızlanalım, hiçbir yere kaçıp kurtulamayız. Acaba bu son ifadeler müstekbirlerin sözlerinin son kısmı mıdır yoksa her iki tarafın birlikte söyleyecekleri sözler midir? Bu konuda müfessirlerin iki görüşü vardır; ancak göründüğü kadarıyla müstekbirlerin sözlerinin devamıdır. 


Şanı Yüce Allah bizlere Allah'ın kulları arasında hükmünü verip mü'minleri cennete koyup kâfirleri de cehennemin alt basamaklarına yerleştirdikten sonra İblis'in kendisine tabi olanlar önünde neler söyleyeceğini bizlere haber vermektedir. İblis -aleyhi la'netullah- o gün aralarında kalkıp konuşacak ve bu onların kederlerini kat kat artıracak; aldanışlarını, hasretlerini katlayacaktır. Bu sahneyi Yüce Allah bizlere şöylece tablolaştırmaktadır:


Bu ayet, özetle, Allah'ın kudretinin sınırsız ve mutlak olduğunu, inkârcıların helakinin ve müminlerin ikamesinin O'nun iradesi karşısında hiçbir zorluk teşkil etmediğini, bunun kesin ve basit bir ilahi hüküm olduğunu çok kısa ve vurgulu bir ifadeyle bildirir.



وَقَالَ الشَّيْطَانُ لَمَّا قُضِيَ الْاَمْرُ اِنَّ اللّٰهَ وَعَدَكُمْ وَعْدَ الْحَقِّ وَوَعَدْتُكُمْ فَاَخْلَفْتُكُمْۜ وَمَا كَانَ لِيَ عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍ اِلَّٓا اَنْ دَعَوْتُكُمْ فَاسْتَجَبْتُمْ ل۪يۚ فَلَا تَلُومُون۪ي وَلُومُٓوا اَنْفُسَكُمْۜ مَٓا اَنَا۬ بِمُصْرِخِكُمْ وَمَٓا اَنْتُمْ بِمُصْرِخِيَّۜ اِنّ۪ي كَفَرْتُ بِمَٓا اَشْرَكْتُمُونِ مِنْ قَبْلُۜ اِنَّ الظَّالِم۪ينَ لَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ


Vekâle-şşeytânu lemmâ kudiye-l-emru inna(A)llâhe va’adekum va’de-lhakki veve’adtukum feaḣleftukum(s) vemâ kâne liye ‘aleykum min sultânin illâ en de’avtukum festecebtum lî(s) felâ telûmûnî velûmû enfusekum(s) mâ enâ bimusriḣikum vemâ entum bimusriḣiy(ye)(s) innî kefertu bimâ eşraktumûni min kabl(u)(k) inne-zzâlimîne lehum ‘ażâbun elîm(un)


22- “İş olup bitince şeytan der ki: Gerçekten Allah’ın size verdiği söz doğru idi. Ben de size söz verdim ama size verdiğim sözümde durmadım. Sizi zorlayacak hiçbir gücüm de yoktu. Yalnız ben sizi çağırdım, siz de çağrımı kabullenip geldiniz. O halde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Esasen beni Allah'a ortak koşmanızı daha önceden de kabul etmemiştim. Doğrusu zalimlere can yakıcı bir azap vardır.”


Allah teala, kıyamette kulları arasında hükmünü verip, herkesin yaptığının karşılığını alma işi bitince bu dünyada şeytana aldananlar, kendilerine liderlik eden mütekebbirlerden bir imdat bulamayınca bu defa şeytanın, kendilerine yardımcı olmasını isterler. 


Şeytan ise onlara şöyle der: "Şüphesiz ki Allah, sizlerin cehenneme gireceğinize dair hak olan bir vaadde bulunmuştu. Ben ise yardımcı olacağımı vaad etmiştim. Şimdi ise ben, verdiğim sözümden dönüyorum. Aslında benim, sizin üzerinizde bir nüfuzum ve zorlayıcı gücüm yoktu. Ben sadece sizi bâtıla çağırdım. Siz de benim davetimi kabul ettiniz. O halde beni kınamayın kendinizi kınayın. Artık ne ben sizin imdadınıza koşabilirim, ne de siz benim imdadıma koşabilirsiniz. Şüphesiz ki ben, daha önce beni Allah'a ortak koşmanızı reddediyorum."


Bu böyledir. Zira şüphesiz ki zalimler için can yakıcı bir azap vardır. Bunlar, Allah’ın emirlerini tutmayıp yasaklarından kaçınmayarak kendilerine zulmetmişler, insanları da Allah’ın yolundan alıkoyarak cehenneme girmelerine sebep olmuş, böylece onlara da zulmetmişlerdir.


Bu ayet, özetle, kıyametteki nihai hükümden sonra Şeytan'ın kendisine uyanları reddedeceğini, onlara zorlayıcı bir gücünün olmadığını ve insanların bütün kötü eylemlerinden dolayı tamamen kendi iradeleriyle sorumlu olduklarını ilan ederek, zalimler için elem dolu azabın kesinleştiğini bildirir.





وَاُدْخِلَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا بِاِذْنِ رَبِّهِمْۜ تَحِيَّتُهُمْ ف۪يهَا سَلَامٌ


Veudḣile-lleżîne âmenû ve’amilû-ssâlihâti cennâtin tecrî min tahtihâ-l-enhâru ḣâlidîne fîhâ bi-iżni rabbihim(s) tahiyyetuhum fîhâ selâm(un)


23- “İman edenler, salih ameller işleyenler altlarından ırmaklar akan cennetlere konulurlar. Rablerinin izniyle orada temelli kalırlar. Onların orada birbirlerine sağlık temennileri de “selam”dır.”


Allah'ın emri ve izni ile melekler salih ameller işleyenleri cennetlere yerleştirirler ve bu cennetlerin altlarından akan ırmaklar onlarla birlikte nereye giderlerse giderler. Allah'ın izin vermesi üzere melekler tarafından cennete girdirilmelerinden sonra ebediyen orada kalacaklar, oradan başka bir yere aktarılmayacaklar ve zevalleri olmayacaktır. Bundan maksat ya Cennetliklerin birbirlerine selâm vermeleridir; yahut meleklerin onlara selâm vermeleridir.




اَلَمْ تَرَ كَيْفَ ضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلًا كَلِمَةً طَيِّبَةً كَشَجَرَةٍ طَيِّبَةٍ اَصْلُهَا ثَابِتٌ وَفَرْعُهَا فِي السَّمَٓاءِۙ


Elem tera keyfe daraba(A)llâhu meśelen kelimeten tayyibeten keşeceratin tayyibetin asluhâ śâbitun vefer’uhâ fî-ssemâ/-(i)


24- “Görmez misin ki Allah'ın hoş bir söze ney misal verdiğini? O söz kökü sağlam, dalları göğe doğru uzanan hoş bir ağaca benzer.”


Bu ayet, Kelime-i Tayyibe'nin (Güzel Söz), yani İslami anlayışa göre Tevhid Kelimesinin (Lâ İlâhe İllallah), bir hayat ağacına benzetilerek kuvvetini ve bereketini tasvir eder. Bu ağaç hakkında müfessirlerin iki görüşü vardır: Cennet Ağacı: Bazı sahabeler bunun Cennetteki herhangi bir ağaç olduğunu söylemiştir. Hurma Ağacı (Yaygın Görüştür): İbn Ömer'den gelen sahih bir hadise göre, Peygamberimiz (s.a.v.) bu ağacın hurma ağacı olduğunu bildirmiştir. Çünkü hurma ağacı: Derinlere iner ve kolay kolay sarsılmaz. Meyveleri yüksektedir ve sürekli yükseliş, bereket ve yücelik ifade eder. Her mevsim meyve verir ve her parçası (yaprağı, lifi, gövdesi) faydalıdır. 

Bu nasıl ki güzel bir ağaç, köklerini yere salıp sağlamlaşır ve dallarını göğe doğru yükselirse, müminin kalbindeki kelime-i Tevhidde öylece orada karar kılar. Ve o müminden salih ameller meydana gelir. Ve bu ameller, en yüksek makamlarda dosyalanıp saklanır. 

Bu ayet, özetle, Allah'ın, iman ve tevhid gibi köklü bir gerçeği, sağlam temelli, bereketli ve yüceliklere ulaşan (hurma gibi) bir ağaca benzeterek, imanın istikrarını, sürekliliğini ve kesintisiz faydasını en çarpıcı şekilde anlattığını bildirir.


تُؤْت۪ٓي اُكُلَهَا كُلَّ ح۪ينٍ بِاِذْنِ رَبِّهَاۜ وَيَضْرِبُ اللّٰهُ الْاَمْثَالَ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ


Tu/tî ukulehâ kulle hînin bi-iżni rabbihâ(k) veyadribu(A)llâhu-l-emśâle linnâsi le’allehum yeteżekkerûn(e)


25- “O ağaç rabbinin izniyle her zaman meyve verir. İnsanlar ibret alsın diye Allah onlara misaller veriyor.”

Bu ayet, bir önceki ayette (24. ayet) bahsedilen Kelime-i Tayyibe (Tevhid/İman) ağacının süreklilik ve bereket özelliğini açıklar. Aynı zamanda, Kur'an'ın misaller (benzetmeler) kullanma metodunun hikmetini vurgular. 

Güzel bir ağaç, nasıl ki her zaman rabbinin izniyle "O güzel ağaç her zaman meyvesini verir." bu ifadenin hurma ağacına atıf olduğunu teyit eder. Bu durum, Kelime-i Tayyibe'nin (İman ve Tevhid'in) meyvesi olan salih amellerin ve güzel ahlakın da kesintisiz olduğunu gösterir. Mümin, hayatın her anında ve her durumda (sabah, akşam, kolaylıkta, zorlukta) imanının gerektirdiği amelleri üretir.

Misallerin Hikmeti: Rivayetler, Allah'ın insanlara somut misaller vermesinin asıl amacının, soyut ve derin hakikatleri aklın ve idrakin alabileceği seviyeye indirmek olduğunu belirtir. Ayet, bu misaller sayesinde insanların düşünüp öğüt almalarını hedefler.

Bu ayet, özetle, imanın ve tevhidin meyvelerinin Rabbin izniyle kesintisiz ve sürekli olduğunu, bu durumun mümini her an ibadete ve ahlaka sevk ettiğini bildirir ve Allah'ın bu tür somut misalleri insanları derin düşünceye (tefekkür) çağırmak için verdiğini vurgular.



وَمَثَلُ كَلِمَةٍ خَب۪يثَةٍ كَشَجَرَةٍ خَب۪يثَةٍۨ اجْتُثَّتْ مِنْ فَوْقِ الْاَرْضِ مَا لَهَا مِنْ قَرَارٍ


Vemeśelu kelimetin ḣabîśetin keşeceratin ḣabîśetin(i)ctuśśet min fevki-l-ardi mâ lehâ min karâr(in)


26- “Çirkin bir sözün misali ise, yerden koparılmış, kökü olmayan, sebatsız kötü bir ağaca benzer”


Bu ayet, bir önceki ayette (24-25. ayetler) bahsedilen Kelime-i Tayyibe'nin (iman) tam zıttı olan Kelime-i Habîse'nin (Kötü Söz/İnkâr) durumunu, kökü olmayan ve dayanıksız bir ağaç benzetmesiyle anlatır. "Çirkin bir sözün" ki, bu küfür, şirk ve dalâlet sözüdür. Genel anlamda ise, yalan, iftira, gıybet gibi İslami ahlaka aykırı, kötü ve çirkin sözleri de kapsar.


"misali ise, yerden koparılmış" yerin üstünden kökünden çekilip alınmış "kökü olmayan" sebâtı da bulunmayan "sebâtsız, kötü bir ağaca benzer." Bu da meyvesi hoş olmayan, kökü de bulunmayan Ebu Cehil karpuzu türünden bitkilerdir. Bunların kökleri sığdır ve çabuk sökülür. İnkâr, ne fıtrata, ne akla ne de delile dayanır; dolayısıyla kökü yoktur.


İşte küfür de böyledir. İnsan fıtratında aslı yoktur. İşe yarar bir dalı ve hoş bir meyvesi de yoktur. İşte bundan dolayı kâfirin hiç bir ameli yükselmez ve kabul edilmez. Böylece kâfirin sözleri herhangi bir delil ile desteklenemeyen, sebatı olmayan çürümeye mahkûm bir söz olarak temsil edilmektedir.


Allah’a ortak koşanın kalbindeki inkâr da kâfiri imanından koparır. Hem kendisi için hem de diğer insanlar için zararlı hale getirir.


Bu ayet, özetle, küfür ve şirk gibi temelsiz bir inancın, kökü olmayan ve bu yüzden ayakta duramayan, zehirli bir ağaç misali olduğunu ve bunun sahibine ne dünyada huzur ne de ahirette fayda sağlayacağını güçlü bir karşılaştırmayla bildirir.




يُثَبِّتُ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِالْقَوْلِ الثَّابِتِ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَفِي الْاٰخِرَةِۚ وَيُضِلُّ اللّٰهُ الظَّالِم۪ينَ وَيَفْعَلُ اللّٰهُ مَا يَشَٓاءُ۟


Yuśebbitu(A)llâhu-lleżîne âmenû bilkavli-śśâbiti fî-lhayâti-ddunyâ vefî-l-âḣira(ti)(s) veyudillu(A)llâhu-zzâlimîn(e)(c) veyef’alu(A)llâhu mâ yeşâ/


27- “Allah iman edenleri dünya hayatında ve ahirette sağlam söz üzerinde tutar, zalimleri de saptırır. Allah dilediğini yapar.”

Bu ayet, bir önceki ayetlerde (24-26. ayetler) bahsedilen Kelime-i Tayyibenin (sağlam sözün) sonuçlarını ve Kelime-i Habîse'nin (kötü sözün) akıbetini özetler. İman edenlerin sebatını ve zalimlerin şaşkınlığını (dalâletini) Allah'ın mutlak iradesine bağlar. 

"Allah iman edenleri dünya hayatında" Allah'ın düşmanları onları fitneye düşürdüklerinde yahut insan ve cin şeytanları onlara vesvese verdiğinde ve ahirette "sağlam söz" la ilâhe illallah sözü "üzerinde tutar." 

Tevhid kelimesi sebebiyle onların iman üzere devam etmelerini sağlar ve onlara sebat verir. Cumhûr burada söz konusu edilen "âhirette" ifadesinden maksadin, kabirde vereceği cevabın mü'mine öğretilmesi ve doğruyu söyleme imkânının verilmesi şeklinde anlamış ve açıklamışlardır. "Zâlimleri de saptırır." Onlara hidâyet vermez ve fitne konumlarında onları sağlam söz ile güçlendirip sebat vermez. Zalim olan kâfir ve münafıkları ise, kabirde hesaba çekildikleri zaman hak’ta muvaffak kılmaz. Hemen ilkinde ayakları kayıverir. İnsanın kendisine yaptığı zulüm türlerinin en büyüğü olan, şirkin de kapsamına girdiği zulüm niteliğine sahip olmaları nedeniyle, âhirette daha sapık ve ayaklarının bulunduğu zemin daha kaygandır. "Allah dilediğini yapar." O'nun meşîeti hiç bir kayıttanımaz. Yaptığından dolayı o sorumlu tutulamaz. Dolayısıyla mü’minlere sebat vermesi ve zalimleri saptırmasından dolayı da O'na itiraz söz konusu değildir.

Böylece âyetin mânâsı: "Allah, müminleri dünya hayatında, imanlarında ve salih amellerinde kararlı kılar." anlamına gelmektedir.

Ayetin devamında Allah teala'nın, iman edenleri âhirette de hak ve hakikatte kararlı kılacağı zikredilmektedir. Buradaki âhiretten maksadın da kabir hayatı olduğu, müminin orada hesaba çekilirken, imanında ve Kelime-i Tevhidde kararlı kılınacağı beyan edilmektedir.

Bu hususta Peygamber efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor: "Mümin, kabirde hesaba çekilince "La İlahe İllallah Muhammedurresulallah" diyerek şehadet getirecektir. İşte Allah tealanın: "Allah'a iman edenleri dünya hayatında ve âhlmte hak ve hakikatte sabit kılar." Ayetinden maksat budur. 

Hz.Osman (r.a.) diyor ki: "Resulullah, cenaze defnini bitirdikten sonra kabrin başında durur ve şöyle derdi: "Kardeşiniz için af dileyin. Onun, imanda kararlı kılınmasını isteyin. Zira o şimdi sorgu suale tâbi tutulmaktadır.

Bu ayet, özetle, Tevhid Kelimesine (sağlam söze) sarılanların Allah tarafından dünya ve ahiret imtihanlarında (özellikle kabirde) desteklenerek sabit kılındığını, buna karşın zalimlerin (küfredenlerin) ise şaşkınlık ve dalâlete terk edildiğini ve bütün bunların Allah'ın mutlak iradesi ile gerçekleştiğini bildirir.



5 Post a Comment

İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...

أحدث أقدم

Öne Çıkanlar

Kadiri Yolu