KADİRİ YOLU

Kadiri Yolu
Seyr-u süluk Tasavvufi yetiştirilme yoludur.

 

Gümüş Ayaklı Sandalyedeki İbret

Ey can, mademki bugün niyetimiz ibret almak var o zaman mahcubiyet makamından hakikate bakılmalı; o vakit gel, seni Mâlik bin Dinar Hazretleri’nin (k.s.) o meşhur "Gümüş Ayaklı Sandalyedeki İbret" hikâyesine götüreyim.

Bu menkıbe, özellikle "eşya" ve "makam" tutkusunun, kalpteki o büyük aşkın önüne nasıl bir perde çektiğini darmadağın eden bir derstir.


Mâlik bin Dinar ve Zengin Gencin Tevbesi

Mâlik bin Dinar Hazretleri, bir gün Basra sokaklarında yürürken, etrafında onlarca hizmetçisi olan, ipekli elbiseler içinde, kibrinden burnu yere düşmeyen zengin bir gencin ihtişamlı geçişine şahit olur. Genç, gümüş ayaklı bir sandalyeye oturmuş, hizmetçileri onu omuzlarında taşımaktadır.

Mâlik bin Dinar, gencin yanına sokulur ve ona şöyle seslenir: — "Ey genç! Bu kadar gururla bindiğin o gümüş ayaklı sandalyenin, bir gün toprak altında çürüyeceğini, senin ise çıplak ayakla ve yapayalnız mülkün sahibi önünde hesap vereceğini hiç düşündün mü?"

Genç, bu beklenmedik çıkışla sarsılır. Kalbinde bir şimşek çakar ve Mâlik bin Dinar’ın gözlerinin içine bakarak sorar: — "Ey Şeyh! Eğer ben şimdi bu saltanatı bırakırsam, Allah (cc) beni kabul eder mi? Benim bunca günahımı affeder mi?"

Mâlik Hazretleri tebessüm eder: "O (cc), tevbe kapısını kimseye kapatmaz."

Genç o an sandalyeden iner, ipekli kaftanını çıkarıp bir kenara atar. Hizmetçilerini azat eder ve sadece üzerinde eski bir hırkayla Mâlik bin Dinar’ın peşine düşer. Aradan yıllar geçer, bu genç öyle bir derviş olur ki, artık sadece zikrullah ile nefes almaktadır. Ancak bir gün ağır hastalanır. Ölüm döşeğindeyken Mâlik bin Dinar yanına gelir. Gencin yüzünde nurani bir sevinç vardır. Genç fısıldar:

"Efendim! O gün o gümüş ayaklı sandalyeyi terk ettiğimde dünyayı kaybettiğimi sanmıştım. Ama meğer ben, dünyayı terk edince 'Dünyanın Sahibini' bulmuşum. Şimdi O’na gidiyorum ve ayaklarım gümüşten değil, nurlardan yapılmış bir yola basıyor!"


Bugünün Dervişine İbretler

Bu menkıbe, rızık kaygısı ve modern dünyanın parıltısı arasında sıkışan bizlere şu üç ibreti sunar:

— Eşyanın Esareti: Biz bugün gümüş sandalyelere binmiyoruz belki ama markalara, unvanlara ve "insanlar ne der" zindanlarına hapsolmuşuz. İbret odur ki; o genci kurtaran sandalyeyi terk etmesi değil, o sandalyenin kalbindeki yerini terk etmesidir.

— Geçim ve Teslimiyet: Genç, "ben bu zenginliği bırakırsam ne yerim?" demedi. Rezzak olanın, sarayda da pazar yerinde de aynı olduğunu bildi.

— Zikrin Tadı: Zikrullahın şevki, ancak kalpteki "sahte ilahlar" (makam, para, şöhret) tahtından indirildiğinde hissedilir.


"Kalbinde dünyaya yer açan, Allah (cc) aşkına yer bırakmamış demektir."



5 Post a Comment

İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...

أحدث أقدم

Öne Çıkanlar

Kadiri Yolu