Behlül-i Dânâ Hazretleri’nin o az bilinen ama şevki arşa çıkaran "Zikir Halkasındaki Padişah" hikâyesine götürelim. Bu menkıbe, zikrin tadını alanın, dışarıdaki gürültüye nasıl sağır olduğunu anlatır.
Behlül-i Dânâ ve Zikrin Görünmez Kalesi
Bir gün devrin halifesi Harun Reşid, maiyetiyle birlikte şehri gezerken, bir kenarda dervişlerin kurduğu bir zikir halkasına rastlar. Halkanın tam ortasında, üstü başı perişan ama yüzü ay gibi parlayan Behlül-i Dânâ oturmaktadır.
Dervişler öyle bir aşkla "Allah! Allah!" demektedirler ki, yer gök bu nidayla sarsılmaktadır. Harun Reşid, Behlül’ün bu halini görünce onu denemek ister ve tam yanına yaklaşıp kulağına doğru bağırır:
— "Ey Behlül! Bak, saraydan sana en lezzetli yemekleri, en yumuşak kaftanları getirdim. Kalk da dünya nimetine kavuş!"
Behlül, istifini hiç bozmaz, gözünü bile açmaz. Zikre devam eder. Halife bu sefer omuzundan sarsar:
— "Duymuyor musun ey mecnun? Sana saltanatın kapısını açıyorum!"
O an Behlül-i Dânâ, zikrin verdiği o celalli uyanışla gözlerini aralar ve halifeye öyle bir bakar ki, Harun Reşid bir adım geri çekilmek zorunda kalır. Behlül der ki:
"Ey Harun! Sen beni bu halkadan koparıp saraya çağırmakla, bir aslanı kafese davet ediyorsun. Bilmez misin ki, zikrullah öyle bir kaledir ki, içeri giren dışarıdaki gürültüyü duymaz. Biz burada 'Hayy' derken öyle bir sofradayız ki, senin sarayındaki yemekler bizim yanımızda kuru ekmek bile sayılmaz. Git saltanatınla oyna, bizi Sultanlar Sultanı ile baş başa bırak!"
Harun Reşid mahcup bir halde oradan uzaklaşırken, yanındakilere şöyle fısıldar: "Biz dışarıda padişahız ama asıl saltanat şu halkada oturanlarınmış."
Dergâha Koşan Gönüller İçin Müjde
Bu menkıbe, dergâh yolundaki salike şunu fısıldar:
— Zikir Bir Kaledir: Dünyanın derdi, kederi ve gürültüsü o kalenin surlarını aşamaz. Zikrullah aşkıyla dergâha koşan, aslında huzur kalesine sığınmaktadır.
— Manevi Rızık: Dergâhtaki o zikir halkası, ruhun asıl doyduğu sofradır. Orada alınan bir nefes, dünyanın bin yıllık keyfine bedeldir.
— Gerçek Hürriyet: Her şeyi terk edip zikre koşanlar, aslında nefislerinin esaretinden kurtulup gerçek hürriyete erenlerdir.
"Zikrin öyle bir tadı vardır ki; onu bir kere tadan, bin yıllık saltanatı bir nefeste feda eder."

إرسال تعليق
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...