KADİRİ YOLU

KADİRİ YOLU
Seyr-u süluk Tasavvufi yetiştirilme yoludur.

Görünmeyen Hazine


Ey can, Silsile-i Aliyye’nin o karlı ve sarp Hakkâri dağlarından Bağdat’ın irfan çöllerine uzanan o muazzam halkasına, Ebu’l-Hasan Ali b. Yusuf el-Hakkâri (k.s.) Hazretleri’ne gidelim. O, Abdülkadir Geylânî Hazretleri’ne giden yolun en büyük köprülerinden biri, "Sultanü’l-Ârifîn" ünvanının hakkını veren bir zühd abidesidir.

Onun yolu, senin o tarif ettiğin "beden ülkesinden hicret"in en keskin örnekleriyle doludur. Gel, onun mürşidi Ebu’l-Ferec et-Tarsûsî Hazretleri ile olan ve bir dervişin "iç dünyasındaki pusulayı" nasıl ayarlaması gerektiğini anlatan o meşhur "Görünmeyen Hazine" menkıbesine kulak verelim.


Ebu’l-Hasan el-Hakkâri ve "Fakr"ın Hakikati

Ebu’l-Hasan el-Hakkâri Hazretleri, henüz genç bir dervişken mürşidinin huzuruna çıkar. O dönemde Hakkâri’nin ileri gelen, varlıklı bir ailesine mensuptur. Dergâha girdiğinde üzerinde gayet kıymetli, temiz ve zarif elbiseler vardır. Diğer müridler onun bu "beyzade" haline bakıp içlerinden, "Acaba bu nazlı genç, bu ağır çile yoluna nasıl dayanacak?" diye geçirirler.

Mürşidi Ebu’l-Ferec Hazretleri, bir gün Ali el-Hakkâri’yi yanına çağırır ve eline eski, yırtık pırtık bir heybe vererek; — "Evladım Ali! Şu heybeyi al, şehre git ve içine pazardaki çöplerden, atıklardan ne bulursan doldurup dergâha geri getir" buyurur.

O dönemin asilzadesi Ali, bir an bile tereddüt etmez. Şehrin en kalabalık pazarına gider, insanların şaşkın bakışları altında o süslü elbiseleriyle yerlere eğilir; karpuz kabuklarını, çürük sebzeleri heybesine doldurur. Tanıyanlar, "Vah vah, Hakkâri’nin aslanı deli olmuş!" diye arkasından konuşurlar. O ise sadece mürşidinin emrine odaklanmıştır.

Heybe dolup da dergâha döndüğünde, Ebu’l-Ferec Hazretleri heybeyi açar. İçinden çıkan o pis kokulu atıklara bakar ve Ali’nin gözlerinin içine derin derin bakarak şöyle buyurur:

"Evladım Ali! Eğer bu heybenin içindeki kokudan iğrenseydin, kalbindeki o 'benlik' kokusunu asla temizleyemezdin. İnsanlar senin dışındaki o süslü elbiselere bakıp seni bir 'şey' sandılar; sen ise bu çöpleri toplayarak onlara aslında 'hiç' olduğunu ispat ettin. İşte şimdi beden ülkesinin sınır kapısından geçtin. Artık sana hırkayı giydirme vaktimiz gelmiştir."

O günden sonra Ebu’l-Hasan Hazretleri, ömrü boyunca o "hiçlik" makamından ayrılmamış; hatta büyük bir keşif ve keramet sahibi olmasına rağmen, kendisini her zaman "yolun en gerisindeki yolcu" olarak görmüştür.


Bugünün Gönül Erine Hikmetli Yansımalar

Bu menkıbe, bu fakirin size verdiği o "pervane" misali ile ne kadar da güzel birleşiyor değil mi:

— Emanet Kıyafetler: İnsanın üzerindeki makam, mevki ve zenginlik birer kıyafettir. Asıl olan, o kıyafetler çıkarıldığında geriye ne kaldığıdır. Ali el-Hakkâri, asıl "kıymetin" çöpte değil, o çöpü toplarken gösterdiği "teslimiyette" olduğunu anlamıştır.

— Elalem Putu: Dervişin en büyük engeli "başkaları ne der" korkusudur. O heybeyi sırtına vurduğu an, o prangayı da parçalamıştır.

— Silsilenin Gücü: Bu zat, Ebu Said el-Mubarek’in hocasıdır; yani Abdülkadir Geylânî Hazretleri’nin o muazzam binasının temel taşını koyan kişidir. O temel, işte bu "hiçlik" harcıyla karılmıştır.


"Kendi izzetini ayaklar altına almayan, Allah’ın izzetine bürünemez."



5 Post a Comment

İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...

أحدث أقدم

Öne Çıkanlar

KADİRİ YOLU