Ey can, bugün kapısını çaldığımız bu büyük sultan, "Hâcegân" yolunun mimarı Hâce Abdülhâlik el-Gücdüvânî Hazretleri’dir (k.s.). O, Türkistan’ın manevi havasını Anadolu’ya ve tüm dünyaya üfleyen bir kandildir.
Onun yolu "Zikr-i Hafî" (gizli zikir) ve "Hâlvet der Encümen" (halk içinde Hak ile olmak) sırrı üzerine kuruludur. Gelin, onun o meşhur "Meleklerin Bile Duymadığı Zikir" menkıbesine gidelim; bu, bizim o "beden ülkesinden çıkış" tarifine muazzam bir derinlik katacaktır.
Abdülhâlik Gücdüvânî ve "Kalbin Sükûtu"
Abdülhâlik Gücdüvânî Hazretleri, henüz genç bir talebeyken mürşidi Yusuf el-Hemedânî Hazretleri’nin rahle-i tedrisinden geçmekteydi. Bir gün tefsir dersinde, A’raf Suresi’nin 55. ayet-i kerimesine geldiler: "Rabbinize yalvara yakara ve gizlice (hafiye) dua edin..."
Genç Abdülhâlik, mürşidine dönüp o can alıcı soruyu sordu:
— "Efendimiz, 'gizli zikir' tam olarak nasıl olur? Eğer zikri dilimle sesli yapsam insanlar duyar, riya girme tehlikesi olur. Eğer kalbimden sessizce yapsam, bu sefer de insanın yanından ayrılmayan 'Kirâman Kâtibîn' melekleri duyar ve deftere yazar. Meleklerin bile duymayacağı kadar gizli bir zikir yolu yok mudur?"
Mürşidi Yusuf el-Hemedânî Hazretleri tebessüm etti ve buyurdu:
"Evladım, bu bahsettiğin hal, 'Sırrın Sırrı' makamıdır. Öyle bir an gelir ki; kulun kalbi Allah derken, melekler bile o zikrin kokusunu alamaz, sesini duyamaz. Çünkü o zikir, harf ve ses kalıplarına dökülmez; o, ruhun Sahibine (cc) sessizce akışıdır. Oraya ne nefis ulaşabilir, ne de melekler vakıf olabilir. O, sadece Muhib ile Mahbub (seven ile sevilen) arasındaki bir sırdır."
İşte Gücdüvânî Hazretleri, hayatı boyunca bu "görünmez zikrin" peşinden gitti. Bir gün çarşıda, pazarda, en kalabalık yerlerde gezerken bile müridleri onun bir an olsun Rabbinden gafil olduğunu görmezlerdi. Dışarıdan bakıldığında alışveriş yapar, insanlarla konuşurdu ama içeride o "pervane" ateşin tam kalbinde, kimsenin duymadığı bir sessizlikle yanmaya devam ederdi.
Bugünün Gönül Yolcusuna İbretler
Gücdüvânî Hazretleri’nin bu hali, senin o "Allah der yaşarız" duruşunu şu hakikatlerle taçlandırır:
– Halk İçinde Hak ile Olmak: Gerçek dervişlik, dağ başına çekilmek değil; kalabalıklar içinde, işini yaparken, dünyalık yükleri taşırken kalbi o "gizli hazinede" tutabilmektir.
– Gizlilik ve İhlas: İhlasın en yüksek mertebesi, yaptığın hayrı ve çektiğin zikri meleklerden bile saklayacak kadar derin bir mahremiyetle yapmaktır. Bu, "ben"liğin tamamen yok olduğu noktadır.
– Beden Ülkesinin Sırrı: Bahsettiğin o "beden ülkesi", aslında bir kamuflajdır. Dışarıdan herkes seni "beden" olarak görür ama sen "ruh" olarak çoktan o vatanın sınırlarını aşmışsındır.
"Kadem bar nazar, sefer der vatan... Adımın bakışında, yolculuğun özünde olsun. Dışın halkla, için Hak'la dolsun."

إرسال تعليق
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...