KADİRİ YOLU

KADİRİ YOLU
Seyr-u süluk Tasavvufi yetiştirilme yoludur.

 

Hasırın İzinden Gönül İzine

Eşyanın bizi köleleştirdiği bir çağda, ruhumuzu özgürleştirecek olan o muazzam "Sadelik ve Gönül Tokluğu" (Zühd/Kanaat) güzelliğini işleyelim. Bu güzellik; sahip olduklarımızın değil, vazgeçebildiklerimizin bizi gerçek anlamda zengin kıldığını anlatıyor.


"Sadelikteki Hürriyet: Hasırın İzinden Gönül İzine"

 "Daha Fazlası" Çıkmazı

Bugün mutluluğu, biriktirdiğimiz eşyalarda, bindiğimiz araçların modelinde veya evimizin metre karelerinde arıyoruz. "Daha fazlasına" sahip oldukça daha huzurlu olacağımızı sanırken, aslında o eşyaların bakımı, koruması ve kaybı korkusuyla ruhumuzu birer "bekçi" haline getiriyoruz. Eşya arttıkça içimizdeki boşluk büyüyor. Peki, dünya ayaklarının altına serilmişken, bir devlet başkanı ve bir peygamber olarak Hz. Peygamber (sav), huzuru nerede bulmuştu?

Asr-ı Saadet’ten Kesit: Ömer’in Gözyaşı ve Bir Hasır

Hz. Ömer (ra), bir gün Efendimiz’in (sav) hane-i saadetine girer. İçeride ne gösterişli bir koltuk, ne ipekli kumaşlar, ne de gümüş kaplar vardır. Efendimiz (sav) basit bir hasırın üzerinde uyumaktadır. Kalktığında, sert hasır liflerinin mübarek sırtında ve böğründe iz bıraktığını gören Hz. Ömer, bu sadelik karşısında hıçkırarak ağlamaya başlar.

Efendimiz (sav) sorar: "Seni ağlatan nedir ey Ömer?" Ömer (ra) cevap verir: "Ya Resulullah! Kisralar, kayserler ipekli döşeklerde, saraylarda zevk içinde yaşıyorlar; halbuki Sen Allah’ın elçisisin... Şu yattığın yere bak!"

Efendimiz (sav), modern dünyanın reçetesi sayılabilecek o meşhur cevabı verir:

"Ağlama ey Ömer! Dünyanın onların, ahiretin ise bizim olmasına razı değil misin? Benimle dünyanın hali, bir ağacın gölgesinde bir süre dinlenip, sonra orayı terk edip giden bir yolcunun hali gibidir."

Hissedilecek Hikmet: "Hafiflemek, Yükselmektir"

Bu tablodaki hikmet şudur: İnsanın değeri, sahip olduğu şeylerle değil, vazgeçebildiği şeylerle ölçülür. Efendimiz (sav) fakir olduğu için değil, kalbini dünyaya bağlamadığı için sade yaşamıştır. Hz. Peygamber (sav) bize öğretmiştir ki; mutluluk dışarıdan içeriye dolan bir şey değil, içeriden dışarıya taşan bir huzurdur.

Edeple edeplenmek; imkanın varken bile sadeliği seçebilmek, eşyanın efendisi olup ona köle olmamaktır. Sadelik, bir yokluk değil, aksine bir "doluluktur"; kalbi gereksiz yüklerden arındırıp asıl meseleye, yani insana ve hakikate yer açmaktır. Bugün hayatımıza bu ahlakı; "İhtiyacım var mı?" diye sormadan hiçbir şeyi tüketmeyerek ve evimizi değil, gönlümüzü güzelleştirmeye odaklanarak taşıyabiliriz.


Bu "sadeleşme" yolculuğunda, bugün kendimize bir "Gönül Ödevi" verelim mi? Mesela; bugün evimizde veya zihnimizde yer kaplayan, ama aslında bize hiçbir faydası olmayan bir yükten (maddi veya manevi) tamamen kurtulalım.

Sizce bugün bizi en çok ağırlaştıran o "hasırın dışındaki" gereksiz yüklerimiz neler?



5 Post a Comment

İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...

أحدث أقدم

Öne Çıkanlar

KADİRİ YOLU