Mânen Rivâyet (Mana ile Rivâyet)
Mânen Rivâyetin Tanımı
Hadislerin, Hz. Peygamber’in kullandığı lafızlar aynen korunmaksızın, anlamı değiştirilmeden farklı ifadelerle nakledilmesine mânen rivâyet denir.
Bu rivâyet türünde amaç, Resûlullah'ın sözlerinin taşıdığı mânayı muhafaza etmektir. Râvî bazen hadisi kısaltabilir, bazen de metindeki bir kelimenin yerine aynı anlamı veren başka bir kelime kullanabilir. Ancak bütün bunlar yapılırken hadisin asıl anlamının korunması şarttır.
Bu yönüyle mânen rivâyet, lafızların değil mânanın muhafazasını esas alır.
Mânen Rivâyetin Ortaya Çıkış Sebepleri
Sahâbe nesli hadisleri mümkün olduğunca lafızlarıyla nakletmeye çalışmıştır. Ancak hadislerin tamamını kelimesi kelimesine muhafaza etmek her zaman kolay değildi.
Bunun başlıca sebepleri şunlardı:
— Yazının yaygın olmaması,
— Hadislerin çokluğu,
— Rivâyetlerin uzun yıllar sonra aktarılması,
— İnsan hafızasının tabiî sınırları,
— Farklı bölgelerde yaşayan insanların değişik lehçe ve ifade biçimlerine sahip olmaları.
Bu sebeplerden dolayı birçok hadis, lafızları farklı olsa da anlamı korunarak rivâyet edilmiştir.
Sahâbe Döneminde Mânen Rivâyet
Sahâbeler hadisleri aktarırken son derece dikkatli davranmışlardır. Ancak onların rivâyetlerinde aynı hadisin farklı lafızlarla nakledildiği de görülmektedir.
Ebû Saîd el-Hudrî bu gerçeği şöyle ifade etmiştir:
“Hz. Peygamber'in etrafında sekiz on kişi otururduk. Ondan işittiklerimizi aynen tekrar eden iki veya üç kişi çıkardı. Ancak hepimizin aktardığı mânalar aynı olurdu.”
Bu ifade, sahâbenin lafızlarda farklılık gösterebilse de hadisin anlamını korumaya özen gösterdiğini göstermektedir. Nitekim tâbiînden Muhammed b. Sîrîn de: “On sahâbîden aynı hadisi işitirdim. Lafızları farklı, mânaları aynı olurdu.” demiştir.
Mânen Rivâyetin Yaygınlaşması
Sahâbe döneminden sonra tâbiîn ve tebeu't-tâbiîn dönemlerinde de mânen rivâyet devam etmiştir.
Bu görüşü benimseyenler arasında: Hz. Ali, Abdullah b. Abbas, Enes b. Mâlik, Ebû Hüreyre, Ebû'd-Derdâ gibi sahâbîlerin yanı sıra; Hasan el-Basrî, Şa'bî, İbn Sîrîn, Süfyân es-Sevrî, İbrahim en-Nehaî gibi büyük âlimler de bulunmaktadır. Hatta mezhep imamlarının ve İslâm âlimlerinin büyük çoğunluğu belirli şartlarla mânen rivâyeti câiz görmüştür.
Mânen Rivâyetin Fiilî Bir Gerçeklik Oluşu
Hadislerin tamamının daha ilk yıllarda yazılı hale getirilmesi mümkün olsaydı mânen rivâyet meselesi büyük ölçüde ortaya çıkmayabilirdi. Ancak hadislerin uzun süre hafızalarda muhafaza edilmesi, mânaya dayalı nakli kaçınılmaz hale getirmiştir.
Bugün hadis kaynaklarında yer alan rivâyetler incelendiğinde aynı hadisin farklı lafızlarla nakledilmiş çok sayıda örneği görülmektedir.
Örneğin:
— Niyet hadisi,
— Mahremsiz yolculuk hadisi,
— Orucun kalkan oluşunu ifade eden hadis çeşitli kaynaklarda farklı lafızlarla rivâyet edilmiştir.
Bu durum, hadislerin önemli bir kısmının yazılı kaynaklara geçmeden önce mânen rivâyet edildiğini göstermektedir.
Mânen Rivâyetin Şekilleri
Hadis âlimleri mânen rivâyetin farklı şekillerde gerçekleştiğini belirtmişlerdir.
1. Eş Anlamlı Kelimelerle Rivâyet
Bir kelimenin yerine aynı anlamı taşıyan başka bir kelime kullanılır.
Örneğin: Resûl → Nebî, Kudret → İstitâat, Arefe → Alime gibi. Bu tür rivâyet, anlam korunuyorsa kabul edilmiştir.
2. Mânayı Bozacak Kelime Değişikliği
Bir kelime yerine benzer zannedilen fakat aynı anlamı taşımayan başka bir kelime kullanılmasıdır. Bu durumda hadisin anlamı değişeceği için bütün muhaddisler bunun câiz olmadığı konusunda görüş birliği içindedir.
3. Anlamı Koruyarak Farklı İfadeler Kullanmak
Râvî hadisin maksadını tam olarak kavradığına inanır ve aynı anlamı verecek farklı bir cümle yapısıyla hadisi nakleder. Bu tür rivâyet ancak anlamın eksiksiz korunması halinde kabul edilmiştir.
Mânen Rivâyeti Savunanların Delilleri
Mânen rivâyeti câiz gören âlimler birçok delil ileri sürmüşlerdir.
1. Kolaylık İlkesi
Bazı sahâbeler Resûlullah'a: “Senden bir hadis işitiyoruz fakat aynen nakletmeye gücümüz yetmiyor.” dediklerinde, Hz. Peygamber: “Helâli haram, haramı helâl yapmadığınız ve mânada isabet ettiğiniz sürece sakınca yoktur.” buyurmuştur. Bu rivâyet, mâna korunmak şartıyla farklı ifadelerin kullanılabileceğine delil kabul edilmiştir.
2. Sahâbe Uygulaması
Sahâbîlerin aynı hadisi farklı lafızlarla rivâyet etmeleri ve birbirlerini bu konuda eleştirmemeleri mânen rivâyetin fiilen uygulandığını göstermektedir.
3. Dil ve Hafıza Gerçeği
Hadislerin yıllarca hafızalarda taşınması sırasında her kelimenin bire bir korunması son derece zordu. Buna rağmen hadislerin özünün korunmuş olması, sahâbenin mânayı muhafaza etmeye odaklandığını göstermektedir.
4. Sözde Asıl Olan Mânadır
Mânen rivâyeti savunan âlimlere göre söz, mânayı ifade eden bir araçtır. Esas olan mânadır. Eğer anlam tam olarak korunuyorsa farklı lafızların kullanılması rivâyetin özüne zarar vermez.
Mânen Rivâyetin Şartları
Muhaddisler mânen rivâyeti mutlak olarak serbest bırakmamış, bazı şartlara bağlamışlardır.
Mânen rivâyette bulunacak kişinin: Arapçayı iyi bilmesi, Kelimelerin inceliklerine hâkim olması, Hadisin maksadını doğru anlaması, Anlamı bozacak değişiklik yapmaması, Ezan, tahiyyat gibi lafzıyla ibadet edilen metinlerde değişiklik yapmaması gerekmektedir. Bu şartlar sağlanmadığı takdirde mânen rivâyet câiz görülmemiştir.
Mânen Rivâyetin Sona Ermesi
Hadislerin tedvin edilip kitaplara geçirilmesiyle birlikte mânen rivâyete duyulan ihtiyaç büyük ölçüde ortadan kalkmıştır.
Hicrî ikinci asrın ortalarından itibaren hadisler yazılı kaynaklarda muhafaza edilmeye başlanmış, böylece hadislerin lafızları da korunmuştur.
Bu sebeple hadis usûlünde mânen rivâyet meselesi daha çok hadislerin yazılı kaynaklara geçirilmesinden önceki yaklaşık bir buçuk asırlık dönemle ilgili kabul edilir.
Hadis rivâyetinde ideal olan yöntem lafzen rivâyettir. Ancak tarihî şartlar, insan hafızasının sınırları ve hadislerin uzun süre sözlü olarak aktarılması sebebiyle mânen rivâyet de kaçınılmaz bir gerçeklik olarak ortaya çıkmıştır.
Muhaddislerin büyük çoğunluğu, hadisin anlamı korunmak ve gerekli ilmî şartlar yerine getirilmek kaydıyla mânen rivâyeti câiz görmüştür. Bununla birlikte hadislerin yazılı kaynaklarda toplanmasından sonra artık esas olan, metinlerin olduğu gibi muhafaza edilmesi ve nakledilmesi olmuştur. Böylece hem Hz. Peygamber'in sözlerinin anlamı hem de mümkün olduğu ölçüde lafızları sonraki nesillere ulaştırılmıştır.

إرسال تعليق
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...