Ahir Zaman Dervişi
İnsanın kendi içine bakması, nefsine ayna tutması en çetin imtihandır. Çoğu zaman fark etmeyiz ama çektiğimiz hüznün kendisinden ziyade, bize kazandırdığı o derin, seçkin ve farklı görünme havasına aşık oluruz. Acıyı, melankoliyi bir hırka gibi üzerimize giyip, sanki dünyayı herkesten daha derinden yaşıyormuşuz gibi bir zan deryasına düşeriz. Oysa bu hal kalbi bir olgunlaşma çabasından uzaktır; nefsani bir beğenilme arzusundan, kendi içimizde kurduğumuz sahnede dervişlik rolü oynamaktan öteye geçmez.
Henüz canımız yanmamışken, rahatımız yerindeyken çileden bahsetmek işin en kolay kısmıdır. İnsan; rahatını bozacak, uykusunu kaçıracak hakiki bir musibetle, bir dertle yüzleştiğinde o sığındığı güvenli limanları terk etmek istemez. İlk sarsıntıda hükümsüz kalan bir samimiyet, kalbe kök salmış sayılmaz. Sadece dilde kalan, kelimelerle süslenen dertler, hayatın çıplak hakikati karşısında ilk rüzgarda savrulan bir avuç kül gibi dağılmaya mahkumdur.
Oturduğumuz yerden edebi cümlelerle, tasavvufi kavramlarla derinlik taslamak ne kadar da zahmetsiz. İki süslü laf edince, sanki o yollardan bizzat yürümüş, o çileleri bağrımıza basmış gibi bir de kibirleniriz. Halbuki hakiki dert ve ıstırap, insanı kelimelerin ötesine taşır, dilsiz bırakır. Onun sergilenecek bir fiyakası, günlüklere dökülecek artistik bir yönü yoktur. Hakiki dert, insanı bütün iddialarından soyar, varlığını eritir ve mutlak bir sessizliğe gark eder.
İnsan, kalbindeki o perdeleri aralayıp nefsine çıplak bir gözle baktığında karşısında ne dertli bir aşık bulur ne de dünyadan vazgeçmiş bir derviş. Aslında sadece kelimelerin arkasına saklanıp, kendini olduğundan başka göstermeye çalışan aciz biridir.
Bu sahteliği fark etmek, insanın kendi kalbiyle dürüstçe yüzleşmesi de bir nevi uyanış sızısıdır. Şayet içimizdeki o gizli kibir, o fiyaka sevdası kırılacaksa, varsın önce bu yüzleşmenin acısından başlasın. Bugün artık lafı uzatmayı bırakıp o aynanın karşısında sessizce durmak gerek. Bakalım kelimeler aradan çekilince geriye hakiki bir dert mi kalacak, yoksa o baş başa kaldığımız şey yine kendi nefsimizin yankısı mı olacak?
|Furkan Zelyurt

إرسال تعليق
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...