Ali el-Mahzûmî Hazretleri, öyle bir zattı ki; heybetiyle nefisleri titretir, şefkatiyle kalpleri diriltirdi. İşte Geylânî Hazretleri'nin yolunu aydınlatan o meşhur "Gönül Mirası ve Hırka" menkıbesi:
Ali el-Mahzûmî ve "Omuzlara Bırakılan Sır"
Abdülkadir Geylânî Hazretleri,
ilim tahsilini tamamlayıp manevi bir susuzlukla yanarken, yolu Ali el-Mahzûmî Hazretleri’nin dergâhına düştü. Şeyh Hazretleri, bu genç dervişin alnındaki o "Sultanlık" nurunu ilk bakışta görmüştü. Bir gün, müritlerin huzurunda Abdülkadir Geylânî’yi yanına çağırdı. Elinde, silsile yoluyla kendisine ulaşan o mübarek "hırka" vardı.
Şeyh Ali el-Mahzûmî, hırkayı Geylânî’nin omuzlarına bırakırken şöyle buyurdu:
"Evladım Abdülkadir! Bu hırka sadece yünden ibaret değildir. Bu, nefsin terbiyesi, ruhun Sahibine (cc) hicreti ve mahlukata hizmetin nişanesidir. Biz bunu sana giydirdik ama asıl hırka, senin kalbine giydirilen 'fakr' ve 'aşk' libasıdır."
O an, dergâhtaki diğer müritlerden biri içinden şöyle geçirdi: "Şeyhimiz bu gence çok büyük bir paye verdi, acaba o buna hazır mı?" Ali el-Mahzûmî Hazretleri, müridinin bu kalbi sızısını o "sessiz frekansta" duydu ve Abdülkadir’e dönerek: "Evladım, şu tabağı al ve dışarıdaki misafirlere yemek ikram et" dedi. Geylânî Hazretleri tabağı aldığında, tabak birden nurla doldu ve dergâhın tavanı sanki arşa açıldı. Şeyh Hazretleri müridine dönüp gülümsedi:
"Gördün mü evladım? Biz hırkayı layık olana giydiririz. Onun omuzları, gelecekte tüm velilerin omuzlarını taşıyacak kadar kuvvetlidir!"
Bugünün Yolcusuna Hikmetli Notlar
Bu menkıbe, senin o "kerameti sihirli değnek gibi kullanmamak" tarifine şu zarif eklemeleri yapar:
Silsile ve Emanet: "Hırka giymek", bir geleneğe, bir edebe ve bir "sırra" eklemlenmektir. Abdülkadir Geylânî, o hırkayı giydiği andan itibaren artık sadece kendisi değil, o büyük silsilenin bir temsilcisi olmuştur.
Mürşidin Görüşü: Bir Allah dostunun elinden hırka giymek, o zatın müridindeki "cevheri" görüp onu işlemeye başlamasıdır. Ali el-Mahzûmî, Geylânî'deki potansiyeli bir "Sultanlık" olarak tescillemiştir.
Gizli Azamet: Menkıbede gördüğümüz gibi, keramet mürşidin değil, müridin istidatını (kabiliyetini) ispat etmek için bir araç olarak tezahür etmiştir.
"Kumaş eskir, renk solar; ama bir gönül dostunun kalbinden senin kalbine akan o 'hırka' (hal), ebediyen taze kalır."

إرسال تعليق
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...