Ey can, bugün bu nur halkasının 12. zirvesine, "Seyyidü't-Taife" (Evliya topluluğunun efendisi) namıyla maruf, tasavvuf göğünün en parlak yıldızı Cüneyd-i Bağdâdî (k.s.) Hazretlerine misafiriz.
O, silsile-i şerife belgesindeki o muazzam akışın, "akıl ile kalbi", "şeriat ile hakikati" tam bir dengede buluşturan sultanıdır. Onun hayatı, henüz bir çocukken gerçekleşen o muazzam "dokunuş" ile yönünü bulmuş ve mutlak bir "beden ülkesinden çıkış" dersine dönüşmüştür.
Cüneyd-i Bağdâdî: "Şükrün Hakikati"
Cüneyd, henüz yedi yaşlarında bir çocukken, dayısı ve mürşidi Serî-i Sakatî Hazretleri ile birlikte Hacca gitmişti. Mescid-i Haram’da büyük âlimler toplanmış, "Şükür nedir?" meselesini tartışıyorlardı. Her biri derin tarifler yapıyor, lügatler parçalıyordu.
Serî Hazretleri, bir köşede sessizce dinleyen küçük Cüneyd’e döndü ve:
— "Ey Cüneyd! Bir de sen söyle bakalım, şükür nedir?" dedi.
Küçük Cüneyd, o yaşta bir çocuğun değil, asırları aşan bir arifin vakarıyla başını kaldırdı ve kalbine düşen o ilk büyük dokunuşun tesiriyle şöyle buyurdu:
"Şükür; Allah’ın sana ihsan ettiği nimetleri, O’na isyan yolunda kullanmamaktır. O’nun verdiği güçle O’na karşı gelmemektir."
Bu tarif üzerine o koca âlimler sustu. Serî-i Sakatî Hazretleri gözyaşları içinde; "Ey Cüneyd! Korkarım ki senin Allah’tan nasibin sadece lisanın olacak" diyerek onun ilminin büyüklüğüne ve bu ilmin bir "imtihan" olabileceğine işaret etti. Cüneyd o günden sonra ağzından çıkan her kelimeyi bir kuyumcu titizliğiyle tartmaya başladı.
"Ben"den Geçip "Hû"ya Varmak
Cüneyd-i Bağdâdî Hazretleri bir gece kapısının çalındığını duydu. İçeriden; "Kim o?" diye seslendi. Kapıdaki kişi; "Benim!" dedi. Cüneyd Hazretleri kapıyı açmadı.
Bir süre sonra kapı tekrar çalındı. Yine; "Kim o?" diye sordu. Yine; "Benim!" cevabını alınca kapıyı yine açmadı.
Üçüncü kez kapı çalındığında ve içeriden aynı soru sorulduğunda, kapıdaki kişi bu sefer hatasını anlayarak; "Sensin!" diye nida etti. İşte o zaman Cüneyd kapıyı ardına kadar açtı ve şöyle buyurdu:
— "Şimdi gel içeri! Zira iki 'ben' bu küçük odaya sığmazdı."
Bu hadise, onun dervişlik yolundaki en keskin beden ülkesinden çıkış manifestosudur. Kendi varlığını, "ben" dediği o sahte kaleyi yıkmadan, Hakikatin kapısından içeri girilemeyeceğini bizzat yaşayarak ve yaşatarak öğretmiştir.
Gönül Hanesine Hikmetli Notlar
Bu büyük sultanın silsiledeki yeri, bizim "Dijital Dergah ve Medrese"miz için şu pencereleri aralar:
— Nimetin Edebi: Şükür sadece "elhamdülillah" demek değildir. Gözün şükrü harama bakmamak, elin şükrü zulmetmemektir. Gençlerimize başarının ve imkanın "şükrünü", o imkanı doğru yolda kullanarak öğretmeliyiz.
— Tevhidin Sadeliği: Cüneyd Hazretleri tasavvufu "Allah'ın seni sende öldürüp, Kendisinde diriltmesidir" diye tarif eder. Bu, beden ülkesinden çıkıp "O"nun rızasında beka bulmaktır.
— Sarsılmaz Denge: O, her zaman uyanık (sahv hali) olmayı öğütlemiştir. Coşkuyla kendinden geçmek değil, coşkuyu edeple dizginlemek asıl dokunuştur.
"Kendi nefsini bilen, Rabbini bilir. Kendi 'benliğinden hicret eden, Hakikate hicret eder."

إرسال تعليق
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...