Ey can, silsilenin 8. halkasında bir "aşk devrimi" yapan Habîb-i Acemî (k.s.) Hazretleri’nin o sarsıcı hikmetine misafir olalım. Onun hayatı, bir insanın kendi zindanından nasıl hürriyete kanat çırpacağının en berrak nişanesidir.
Habîb-i Acemî: Tefecilikten Gönül Sultanlığına
Habîb-i Acemî, Basra’da yaşayan, kalbi dünya malının hırsıyla taşlaşmış, çok varlıklı bir tefeciydi. İnsanlar ondan korkar, borçlarını ödeyemediklerinde gölgelerinden kaçarlardı. Ancak her dervişin bir "uyanış" vakti vardır.
Bir gün yine borç tahsil etmek için yola çıktığında, mahalledeki çocukların kendi aralarında oyun oynarken; "Kaçın, tefeci Habîb geliyor! Onun kalbinin tozu bizim elbiselerimize bulaşmasın!" diyerek kaçıştıklarını gördü. O an, o masum çocukların diliyle kalbine ilk "dokunuş" gerçekleşti. İçinde bir şeyler kırıldı, bir şeyler yanmaya başladı.
Hemen evine koştu. Yıllarca biriktirdiği, insanların gözyaşıyla yoğrulmuş o muazzam servetine baktı. İşte o an, dervişliğin ilk büyük vizesini aldı: "Beden ülkesinden çıkış" kararı.
Kapısını açtı ve tüm Basra halkını çağırdı:
— "Ey ahali! Kimin bende hakkı varsa gelsin alsın, kimin borcu varsa sildim! İşte malım, işte mülküm, hepsi sizin olsun; yeter ki beni kendi nefsimin bu ağır prangalarından kurtarın!"
Her şeyini dağıttığında, üzerinde sadece eski bir hırka kalmıştı. O muazzam zenginlikten, mutlak bir "hiçliğe" hicret etmişti.
Hasan-ı Basrî ve Kalbin Lisanı
Bu büyük hicretin ardından, silsilenin bir önceki halkası olan Hasan-ı Basrî (k.s.) Hazretleri’nin huzuruna çıktı. Habîb, aslen Arap değildi (bu yüzden 'Acemî' denir) ve duaları, zikirleri telaffuz etmekte zorlanıyordu.
Bir akşam Hasan-ı Basrî Hazretleri onun yanından geçerken, Habîb’in kekeleyerek, yarım yamalak bir dille münacat ettiğini gördü. İçinden; "Habîb ne kadar samimi ama keşke şu kelimeleri doğru telaffuz edebilseydi" diye geçirdi.
O gece Hasan-ı Basrî bir rüya gördü. Rüyasında Allah Teâlâ’nın kendisine şöyle nida ettiği rivayet edilir:
"Ey Hasan! Sen kelimelerin dışına (kalıbına) baktın, Biz ise Habîb’in kalbine baktık. Senin doğru telaffuz ettiğin o dualar henüz göğe yükselirken, Habîb’in o kekeleyerek söylediği 'Allah' nidası Arş-ı Ala’yı titretti."
Hasan-ı Basrî Hazretleri uyandığında, müridindeki o muazzam dokunuşun büyüklüğünü anladı. Artık o mürid değil, kalbiyle konuşan bir lisan-ı hal idi.
Bu Menkıbenin "Digital Medresemize" katdıkları
— Beden Ülkesinden Çıkış: Habîb-i Acemî için bu çıkış, sadece parasını dağıtmak değil; toplumdaki "itibarını", "gücünü" ve "eski kimliğini" tamamen imha etmekti. Gerçek özgürlük, "ben buyum" dediğimiz o sahte kalelerin yıkılmasıyla başlar.
— Dokunuşun Sırrı: Hasan-ı Basrî’nin terbiyesindeki o sessiz dokunuş, Habîb’i bir "dil ustası" değil, bir "gönül ustası" yaptı. Dervişlikte söz biter, hal başlar.
— Kalıp ve Öz: Bu menkıbe bize öğretir ki; şekiller (kalıplar) beden ülkesine aittir. O ülkeden çıkıp ruhun vatanına varanlar için artık kelimelerin bir önemi kalmaz.
"Malını dağıtan fakirlikten kurtulur, nefsini dağıtan ise ölümden kurtulur."

إرسال تعليق
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...