Bugün durağımızda, gönül kalemimizin mürekkebini "Düşmanlığı Sevgiyle Eritmek" ve "Ziyaretin İyileştirici Gücü" üzerine bir ahlak dersiyle tazeleyelim.
Bu güzellik, sadece dostlarımıza değil, bize uzak duranlara karşı bile sergilememiz gereken o sarsılmaz nezaketi anlatıyor.
"Mesafeleri Aşan Nezaket"
Günlük Sahne: "Duvarlar Ören Kırgınlıklar"
Bugün birisiyle aramız bozulduğunda veya birinden hoşlanmadığımızda, ilk yaptığımız şey aramıza kalın duvarlar örmek oluyor. Onu görmezden gelmeyi, hayatımızdan tamamen silmeyi bir "dik duruş" sanıyoruz. Hele ki bize karşı mesafeli olan veya hakkımızda iyi düşünmeyen birinin zor gününde yanında olmayı "kendimizden ödün vermek" olarak görüyoruz. Peki, kalpleri birbirine ısındıran o asıl "büyük adım" nasıl atılırdı?
Asr-ı Saadet’ten Kesit: Hasta Ziyaretinin Kelamsız Daveti
Efendimiz’in (sav) komşularından biri olan bir Yahudi’nin genç oğlu vardı. Bu genç, zaman zaman Efendimiz’e (sav) ufak tefek hizmetlerde bulunurdu. Bir gün genç hastalanır ve yatağa düşer.
Efendimiz (sav), bu gencin gelmediğini fark edince durumunu sorar. Hasta olduğunu öğrendiğinde ise hiç tereddüt etmeden, aradaki inanç ve kültür farkına bakmaksızın onu ziyarete gider. Başucuna oturur, halini hatırını sorar ve o zor anında ona moral verir ve ona, “Müslüman olmasını” teklif etti. Bu ziyaret, sadece bir hastayı sevindirmekle kalmaz; ailedeki tüm önyargıları yıkar. Genç ve ailesi, O’nun (sav) sadece sözleriyle değil, bizzat "varlığıyla" sunduğu o samimi merhamet karşısında hayranlıklarını gizleyemezler. Genç kendisine sunulan teklif karşısında düşüncesini öğrenmek için, yanında bulunan babasının yüzüne baktı. Babası: "Ebü'l-Kâsım'ın çağrısına uy.", deyince, çocuk da Müslüman oldu. Bunun üzerine Hz. Peygamber (asm) "Şu yavrucağı cehennemden kurtaran Allah'a hamdolsun." diyerek oradan ayrıldı. (Buhârî, Cenâiz 80)
Hissedilecek Hikmet: "Varlık, En Güzel Mesajdır"
Bu tablodaki hikmet şudur: İnsanları kazanmanın yolu onlara nutuk çekmek değil, ihtiyaç duydukları anda yanlarında dikilip durmaktır. Edeple edeplenmek; "O bana gelmedi ki ben ona gideyim" hesabını yapmadan, sadece bir gönlü şad etmek için adım atmaktır.
Efendimiz (sav) bize şunu öğretmiştir: Bir hasta yatağının başında oturmak, binlerce güzel sözden daha tesirlidir. Merhamet, coğrafya veya inanç tanımaz; o, her yere sızabilen bir ışıktır. Bugün hayatımıza bu ahlakı; aramızın soğuk olduğu bir akrabamızı arayarak, hastalanan bir komşumuza bir kap çorba götürerek veya sadece "yanındayım" diyerek taşıyabiliriz.
Bu "Ziyaret" özellikle toplumsal bağları güçlendiren pratik bir tavsiye olarak öne çıkar. "Önce Adım Atan Olmak" bizim kendi sosyal çevremizi yeniden gözden geçirmesini sağlayacaktır umarım..

إرسال تعليق
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...