“Ya Sen Kalacaksın, Ya Biz”
Hak dostlarının sultanlarından, aşk ateşiyle yanıp tutuşan Şibli Hazretleriyle devam edelim. Heybemizden yine onunla ilgili bir menkıbe çıkaralım. Bir gün çöl yollarına düşmüştü.
Çöl sessizdi… Rüzgâr kumlarla konuşuyor, ufuk sonsuzluğa uzanıyordu. Derken uzakta bir genç gördü. Öyle bir genç ki, yüzünde dünya neşesinden değil, gönül aydınlığından bir parıltı vardı. Sanki karanlık bir gecedeki müşteri yıldızı gibi çevresini aydınlatıyordu.
Başında sade bir örtü vardı. Yüzünde ise tarifsiz bir huzur… Şibli Hazretleri yanına yaklaştı ve sordu:
— “Ey yüzü müşteri yıldızı gibi parlayan genç! Nereden geliyorsun?” Genç tebessüm etti. Öyle bir tebessüm ki, görenin gönlüne bahar düşürüyordu. Ve dedi ki:
— “Bağdat'tan geliyorum. Seher vakti çıktım. Önümde uzun ve çetin bir yol var…” Şibli Hazretleri onun hâlini beğendi. Gönlüne bir muhabbet düştü. Sonra yollar ayrıldı. Biri kendi yoluna, diğeri kendi yoluna devam etti.
Aradan zaman geçti. Şibli Hazretleri hac yolunda Kâbe civarına ulaştığında, yol kenarında yere yıkılmış birini gördü. Bir zamanlar ay gibi parlayan yüz, şimdi solmuştu. Bir zamanlar diri görünen beden, şimdi bitkin düşmüştü. Sanki aşk ateşi bütün varlığını eritmişti. Yaklaşınca o genç gözlerini açtı. Şibli Hazretleri'ni görünce hafifçe doğruldu. Ve dedi ki:
— “Ey Ebû Bekir! Beni tanıdın mı?”
Şibli Hazretleri dikkatle baktı. Birden hatırladı. Bu, çölde gördüğü o ışık yüzlü gençti. Ama şimdi başka bir hâle bürünmüştü.
Genç derin bir nefes aldı. Sonra gözlerinden yaşlar süzülürken şöyle dedi:
— “Ben o gün sana rastladığın kişiyim…”
— “Beni binlerce lütufla kapısına çağırdı...”
— “Kapıyı açtı...”
— “Her gün bana yeni ihsanlar verdi...”
— “Ne istediysem verdi...” Bir an sustu. Sonra sesi titremeye başladı:
— “Fakat ben bütün varlığımla O'na yönelince...”
— “Bu kez musibetleri başımdan aşağı yağdırdı...”
— “Kalbimi kan etti...”
— “İçime ateş saldı...”
İşte aşk yolunun en ağır sırrı burada gizlidir ey can… Allah'ın verdiği nimetleri sevmek kolaydır. Zor olan, nimet gidince de sevgiyi koruyabilmektir.
Şibli Hazretleri hayretle sordu:
— “Madem sana bu kadar ikram etti... Sonra neden böyle yaptı?”
Genç başını kaldırdı. Gözlerinde aşkın ateşi yanıyordu. Ve dedi ki:
— “Ey şeyh!..”
— “Bu düzen kime baki kaldı ki?”
Sonra gönülleri titreten şu sözü söyledi:
— “Bana dedi ki: Ya tamamen sen kalacaksın... Ya da tamamen Biz...”
Çöl sessizleşti. Rüzgâr bile sanki dinlemeye başladı. Genç devam etti:
— “Anladım ki O'nun aşkında eriyip yok olmaktan başka çare yokmuş...”
İşte Yesevî nefesi burada esmeye başlar: Ahmed Yesevi yolu der ki: “İki sevgi bir gönülde hüküm sürmez. Hak gelince benlik çekilir.” Çünkü aşk, sevdiğinden almak değil; sevdiğinde kaybolabilmektir.
Bu sözleri duyan Şibli Hazretleri'nin gönlü coştu. Aşkın yıldırımları kalbine düştü. Yerinde duramadı. Değirmen taşı gibi dönmeye başladı. Gözlerinden yaşlar aktı. Ve haykırdı:
— “Ey Şibli!”
— “Seveceksen işte böyle sev!”
— “Yanacaksan işte böyle yan!”
Çünkü hakiki aşk, sadece güllerini değil; dikenlerini de kabul etmektir. Sadece ihsanına değil; imtihanına da "Eyvallah" diyebilmektir.
Gönül Hanesine Hikmetli Notlar
— Aşkın İmtihanı: Allah'ın verdiği nimetleri sevmek kolaydır; asıl sadakat, musibet zamanında belli olur.
— Benlikten Vazgeçmek: Tasavvufun özü, "ben" merkezli yaşamaktan çıkıp Allah merkezli yaşamaya geçmektir.
— İlahi Terbiye: Hak dostları bilir ki bazen lütuf büyütür, bazen de musibet olgunlaştırır.
— Hakiki Muhabbet: Seven, sevgilinin sadece ikramını değil; terbiyesini de sever.
“Aşkın ilk hediyesi sevinçtir; son hediyesi ise kendinden kurtulmaktır.”
Bu menkıbe bize şunu fısıldıyor ey can: Belki de Allah'a giden yolun en çetin eşiği, nimetleri terk etmek değil; kendi varlığımızı terk edip O'nun iradesine razı olabilmektir...

إرسال تعليق
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...