KADİRİ YOLU

KADİRİ YOLU
Seyr-u süluk Tasavvufi yetiştirilme yoludur.

 

Bedene Saplanan Oklar

Haşyet, Nefs-i Mutmainne ve nebevî ahlakın ardından tasavvufi derinliğin en yüksek zirvelerinden birine; namazda fena bulma (fena fi’s-salât) ve ilahi aşk sarhoşluğu.

Hz. Abbâd bin Bişr’in (r.a.) Zâtürrikâ’ Gazvesi gecesinde nöbet tutarken bedenine saplanan oklara rağmen namazını bozmaması, tasavvuf ehli için sadece bir cesaret örneği değil; ruhun bedene, aşkın acıya galip geldiği muazzam bir ibadet tefsiridir.

Bedenine Saplanan Oklara Rağmen Huzurdan Ayrılmayan Sahabî: Hz. Abbâd bin Bişr

Zâtürrikâ’ Gazvesi’nin dönüş gecesiydi… İki cihan güneşi Efendimiz (s.a.v.) ve ordusu, sarp kayalıkların ve zifiri karanlığın hakim olduğu bir vadide konakladı. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) sahabelere dönerek buyurdu: “Bu gece bizi kim koruyacak, nöbeti kim üstlenecek?”

İki gönül eri öne çıktı: Biri Ensar’dan Abbâd bin Bişr, diğeri Muhacirlerden Ammâr bin Yâsir (r.a.)…

Vadinin geçidini tutmak üzere nöbet yerine vardıklarında Abbâd (r.a.), kardeşine teklifte bulundu: “Gecenin ilk yarısında ben nöbet tutayım, sen uyu. İkinci yarısında sen tutarsın.”

Ammâr bin Yâsir derin bir uykuya daldığında, gece sessizliğe büründü. İşte o anda Abbâd bin Bişr Hazretleri, kalbini dünyadan tamamen kesip Kâbe’ye yöneldi ve Namaz iklimine adım attı.

Oklara Meydan Okuyan Aşk

Abbâd (r.a.) namazda Kehf Sûresi’ni okumaya başlamıştı. Ayetlerin o ilahi lezzeti ruhunu sarıp sarmalarken, karanlığın içinden sinsi bir düşman yaklaştı. Müslümanların ordusuna yaklaşamayacağını anlayan düşman, nöbetçi siluetini görünce okunu yayına koydu ve fırlattı!

Birinci Ok: Abbâd’ın (r.a.) omzuna saplandı. Bedenine giren demirin acısı kemiğine dayandı, ama o ne rükûunu bozdu ne de kıyamını... Elini sakince uzatıp oku saplandığı yerden çekti, kenara bıraktı ve okumaya devam etti.

İkinci Ok: Düşman hareketsizliği görünce bir ok daha fırlattı. Ok bu kez bedeninin başka bir yerine saplandı, kan sıcak sıcak toprağa süzüldü. Abbâd bin Bişr yine istifini bozmadı; oku çekip çıkardı, huzurdan ayrılmadı.

Üçüncü Ok: Bedenine saplanan üçüncül okla birlikte kan kaybından dermansız kaldı. Sırf Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) emaneti olan nöbet yerini ve orduyu tehlikeye düşürmemek adına, ağır ağır rükûa ve secdeye vardı. Selam verdikten sonra kardeşini uyandırdı: — “Kalk kardeş! Yaralandım…”

Ammâr (r.a.) fırlayıp kalktı. Kanlar içinde kalan kardeşini ve yerdeki okları görünce feryat etti: — “Subhanallah! İlk ok saplandığında neden beni uyandırmadın?!”

Hz. Abbâd’ın dökülen kanlarına rağmen dudaklarından dökülen o tarihi cevap, tasavvuf tarihinin altın sayfasına yazıldı:

“Öyle bir sûre okuyordum ki, lezzetinden ve heybetinden onu bölmek istemedim! Vallahi, Resûlullah’ın (s.a.v.) bana zimmetlediği o geçidi koruma vazifesi olmasaydı, ruhum bedenimden çıksa bile o sûreyi bitirmeden namazı kesmezdim!”

Kadirî Yolu Penceresinden Bir Tefekkür: "Fenâ fi’s-Salât"

İşte ey can, Kadirî terbiyesinin en yüksek sırlarından biri bu kıssada saklıdır:

1. Ruhun Bedene Galebe Çalması

Kadirî ekolünde hakiki zikir ve ibadet, insanı “mâsivâdan” (Allah’tan başka her şeyden) tamamen soyutlar. Hz. Abbâd’ın bedenine saplanan okları hissetmemesi, bir afyon uyuşukluğu değil; kalbin Zât-ı Bârî ile hemhâl olmasıdır. Kalp, Yaradan’ın heybeti ve sevgisiyle dolduğunda, bedenin hissettiği acı hükmünü yitirir.

2. Şeriat ile Tarikatın Zirve Sentezi

O, sırf kendi manevi lezzeti için namazda kalıp şehit olmayı seçebilirdi. Fakat irfan sahibi bir mümin olarak, “Resûlullah’ın nöbet emri” sorumluluğunu hatırladı. İbadetin şevki ile kul hakkı ve ümmetin emniyeti arasındaki o ince çizgide, üçüncü oktan sonra selam verip kardeşini uyandırdı. Bu, ham bir sarhoşluk değil; temkin sahibi bir velayet hâlidir.

3. Namazın Hakikatine Ermek

Bizler namazda üzerimize konan bir sinekten, aklımıza gelen küçük bir dünyalıktan dolayı huşûumuzu kaybederken; salihler bedenlerini delen oklara rağmen Huzur-u İlahi’den ayrılmamışlardır. Çünkü onlar için namaz, sadece eda edilen bir borç değil; Sultan’ın huzuruna kabul edilme şerefidir.

Gönül Hanesine Hikmetli Notlar

Huşû Eşiği: Bedenimize saplanan oklar olmayabilir; ancak zihnimizi yaralayan vesveseler, dertler ve arzular birer oktur. Gerçek ibadet, o okları elinin tersiyle çekip çıkararak kıyamda durabilmektir.

Emanet Bilinci: Aşka dalmak, dünyevi sorumlulukları terk etmek demek değildir. Abbâd (r.a.), aşkının en yüksek anında bile Efendimiz’in emrini ve din kardeşlerinin emniyetini gözetmiştir.

Kuran’la Bir Olmak: Kur’an-ı Kerim satırda okunduğunda sadece bilgi; sadırda (kalpte) yaşandığında ise acıları yok eden bir şifadır.

“Kimin kalbinde ilahi aşk ateşi yanarsa, dışarıdan gelen hiç bir ateş ve acı onun canını yakamaz.”

Bu menkıbe bize sessizce şunu fısıldıyor ey can: Allah’ın huzuruna durduğunda dünyayı arkana atabiliyorsan, bedenine batan hiçbir ok senin ruhunu Hakk’a giden yoldan alıkoyamaz

5 Post a Comment

İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...

أحدث أقدم

Öne Çıkanlar

KADİRİ YOLU