Cömertlik Kutbu
Gönüllere ferahlık ve şevk veren muazzam bir hakikat tablosunu daha huzurunuza getirelim. Hz. Cafer-i Tayyâr (r.a.) ve oğlu Hz. Abdullah b. Cafer’in (r.a.) şahsında tecelli eden bu cömertlik, edep ve metanet mirası, İslâm ahlakının ve Peygamberî terbiyenin köklerinin ne denli derin olduğunu gösteriyor.
Nebevî Mirasın Cömertlik Kutbu: Hz. Cafer-i Tayyâr ve Oğlu Abdullah
İki Cihan Güneşi Efendimiz’in (s.a.v.) amcasının oğlu, Hz. Ali Efendimizin (k.v.) öz kardeşi olan Hz. Cafer b. Ebî Tâlib (r.a.), Haşimoğulları sülalesinin o eşsiz cesaret ve metanetini şahsında toplamış müstesna bir sahabiydi. Hakiki bir şecaat sahibi olmasına rağmen, gönlü daima fakirlerin, gariplerin ve kimsesizlerin yanındaydı. Efendimiz (s.a.v.) ona olan sevgisinden ötürü “Ebü’l-Mesâkîn” (Fakirlerin Babası) unvanını vermişti.
Mekke müşriklerinin zulmü tahammül edilemez boyuta ulaşınca, müminlerin sığınağı olarak Habeşistan’a hicret eden ilk kafilenin sözcüsü ve rehberi oldu. Müşrikler arkalarından Necaşî’nin sarayına kadar varıp Müslümanları geri istemeye kalkıştıklarında; Necaşî’nin huzurunda İslâm’ın izzetini, tevhid hakikatini ve Peygamber ahlakını o muazzam hitabetiyle savunan yine Hz. Cafer idi.
Yıllar süren gurbetin ardından Medine’ye hicret etti. Hayber’in fethinde Resûlullah’a kavuştuğunda Efendimiz (s.a.v.) onu alnından öpmüş ve “Hayber’in fethine mi sevineyim, Cafer’in gelişine mi bilemiyorum!” buyurarak muhabbetini ilan etmişti. Ancak onun bu dünyadaki nöbeti Mute Meydanı’nda nihayete erecekti. İki kolu kesilmesine rağmen İslâm sancağını yere düşürmeyen Hz. Cafer, orada şehadet şerbetini içti. Efendimiz (s.a.v.), müjdeyi semadan alarak onun cennette iki kanatla uçtuğunu bildirdi ve ona “Tayyâr” (Uçan) lakabını verdi.
Yetimlerin Başını Okşayan Nebevî El
Hz. Cafer’in (r.a.) şehadet haberi Medine’ye ulaştığında, Âlemlerin Efendisi (s.a.v.) derin bir mahcubiyet ve hüzünle mübarek amcasının evine gitti. Henüz küçük yaşta olan yavrularını; Abdullah, Avn ve Muhammed’i huzuruna çağırdı.
Gözyaşları içinde o yetimleri bağrına bastı, mübarek elini başlarına okşayarak herbiri için ilahi rahmet dileğiyle dua buyurdu. Bu yetimlerin hepsinde babaları Cafer’in (r.a.) ulvi karakteri ve Haşimoğulları'nın asil duruşu görünüyordu. Fakat küçük Abdullah’ta cömertlik ve lütuf öyle bir tecelli etmekteydi ki, henüz 7 yaşındayken Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) biat eden bu yavruya ileride ümmet tarafından “Kutbu’s-Sehâ” (Cömertlik Merkezi/Kutbu) denecekti.
Satan Değil, Adayan Gönül: Abdullah b. Cafer’in Şanı
Babasının mirası olan o nebevî cömertlik, Hz. Abdullah b. Cafer’in (r.a.) tüm hayatına damga vurdu. O, malı dünyalık bir birikim değil, Rabbe ulaşmada bir vesile görürdü.
İyiliği Satmayan Ruh: Bir gün zorda kalan bir adama kefil olmuş, adamın müşkilini çözmüştü. İşi hallolan adam, minnettar kalarak hediye olarak 40 bin dirhem altın/gümüş gönderdi. Hz. Abdullah bu parayı hemen geri çevirdi ve şu tarihi cevabı verdi: “Biz yaptığımız iyiliği ve yardımı satan kimseler değiliz!”
Elinde Mal Barındırmayan Cömertlik: Bir başka zaman kendisine büyük miktarda dirhem bağış olarak getirildi. O, getirenlerin şaşkın bakışları arasında, henüz oturduğu meclisten kalkmadan paranın tamamını etrafındaki yoksullara ve muhtaçlara dağıtıverdi.
Tüccarın Zararını Üstlenen Şefkat: Medine pazarına gelen bir tüccar, bol miktarda şeker getirmiş fakat satamayıp büyük bir zarara ve telaşa düşmüştü. Durumu haber alan Hz. Abdullah (r.a.), derhal adamlarına talimat vererek pazardaki bütün şekerleri satın aldırdı ve Medine halkına bedava dağıttırdı.
Gecenin Misafiri: Kabilesine geceleyin ne zaman bir misafir veya garip gelse, hiç tereddütsüz onun evine iner; yemeğini yer, ihtiyacı görülür ve kederi giderilirdi.
Bereketin ve Rızanın Mucizesi
Abdullah b. Zübeyr (r.a.) bir gün Hz. Abdullah b. Cafer’in yanına gelerek: — “Annemin borç defterinde, size verilmek üzere yazılı 1 milyon dirhem borç olduğunu gördüm” dedi.
Hz. Abdullah (r.a.) tebessümle: — “Ne zaman kolayına gelirse gel ve al” karşılığını verdi.
Bir süre sonra Zübeyroğlu Abdullah (r.a.) yanlışlık yaptığını anlayıp geri döndü: — “Meğer ben yanlış okumuşum; o para sizin ondan alacağınızmış!” dedi.
Hz. Abdullah hiç tereddüt etmeden: — “Öyleyse ben o alacağımı size bağışladım!” buyurdu.
İbn Zübeyr (r.a.) mahcubiyetle bunu kabul edemeyeceğini söyleyince Hz. Abdullah (r.a.): “O halde ne zaman imkânın olursa o zaman ödersin” dedi. İbn Zübeyr, borcuna karşılık ganimetten payına düşen mülk ve toprağı teklif etti.
Hz. Abdullah (r.a.) toprağı devralınca kölesinden bir seccade istedi. İki rekat namaza durdu ve uzun süre secdeden kalkmadı. Namazı bitirince kölesine: “Burayı kaz” buyurdu. Köle toprağı kazmaya başladığı an, o kurak toprağın altından gürül gürül bir su kaynağı fışkırdı! O toprak bir anda bereketli bir vaha haline geldi. Zira o, malı Hak yolunda harcayanın toprağına da Rabbin rahmet pınarlarını akıtacağının canlı bir mirasıydı.
Kadirî ve Tasavvufî Yoldan Bir Tefekkür
Bu mübarek kıssa ve Ashâb-ı Kirâm’ın haleti, tasavvufi derinlikte şu temel esasları ders verir:
1. Manevi Miras ve Soy Boyutu
Ashâb-ı Kirâm’ın ve Ehl-i Beyt’in yaşadığı bu hal, sırf soy bağı ile değil; özel olarak örnek aldıkları Şahsiyet’ten (s.a.v.) devraldıkları manevi terbiye ve ahlak mirasıdır. Baba Hz. Cafer (r.a.) "Fakirlerin Babası" idi; oğlu Abdullah (r.a.) ise "Cömertlik Kutbu" oldu. İhsan ve cömertlik geni, Nebevî terbiye ocağında pişerek nesilden nesile aktarılmıştır.
2. İyiliği İhlasla Yapmak (Karşılıksızlık)
Hz. Abdullah b. Cafer’in 40 bin dirhemi "Biz iyiliğimizi satmayız" diyerek reddetmesi, tasavvuftaki ihlas ve ubudiyet makamının özüdür. Yapılan hayrı dünyevi bir minnete, tefekküre veya menfaate bağlamak iyiliği zedeler. Hakiki mümin, iyiliği sırf Allah rızası için yapar ve kimseden bir karşılık beklemez.
3. Dünya Malına Hâkim Olmak (Kalbe Koymamak)
Hz. Abdullah’ın eline geçen şekerleri, altınları veya araziyi anında dağıtması veya bağışlaması; malın elinde durduğunu ama asla kalbine girmediğini gösterir. Bir evvelki sohbetimizde vurguladığımız Şah-ı Geylânî çizgisinde olduğu gibi: Mesele malın varlığı değil, malın gönülde bir kibir veya tutku haline gelmemesidir.
Gönül Hanesine Hikmetli Notlar
Yetim Başı Okşayan El Unutulmaz: Peygamberimiz’in küçük Abdullah’ın başını okşayıp ettiği dua, onun bütün ömrünü bir cömertlik ve bereket ummanına dönüştürmüştür.
Hakiki Asalet: Asalet; yüksek binalarda veya markalarda değil; zorda kalan tüccarın şekerini satın alıp millete bedava dağıtabilecek kadar geniş bir gönle sahip olmaktadır.
Secdeden Fışkıran Bereket: Malını Hak yolunda cömertçe harcayanın secdesi, kurak topraklardan su çıkaracak kadar ilahi rahmete vesiledir.
“Kendi elindekini dağıtmaktan korkmayanların sofrasına ve toprağına, Rabbinin tükenmez hazinelerinden su fışkırır.”
Bu rivayet ve menkıbe bize fısıldıyor ki ey can: Ashâb-ı Kirâm’ın hayatındaki bu eşsiz haller; kuru birer tarih anlatısı değil, doğrudan Âlemlerin Efendisi’nin (s.a.v.) ahlak pınarından süzülüp bize kadar ulaşan canlı birer Nebevî mirastır. Yeter ki bizler de o mirasın cömertlik, sadakat ve ihlas ikliminden payımıza düşeni almasını bilelim!

Yorumlar
Yorum Gönder
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...