Kronik Hastanın Sülûkü

 

Kronik Hastanın Sülûkü

Abdülkadir Geylânî Hazretleri, İslam hukukundaki (fıkıhtaki) ruhsatları ve insan yaratılışındaki farklılıkları çok iyi bilen müctehid bir alimdir. Tasavvufta bu duruma "Herkesin seyr-i sülûkü (manevi yolculuğu) bünyesine ve haline göredir" prensibiyle bakılır.

Şeker, kalp gibi kronik rahatsızlıkları olan, açlığa veya uykusuzluğa dayanamayacak kişiler için Abdülkadir Geylânî’nin ve tasavvuf yolunun çok net tavsiyeleri, müjdeleri ve alternatif yolları vardır. Bu durumdaki kişiler bahsedilen manevi hallerden asla mahrum kalmazlar.

1. Niyet Makamı (Aç Kalmış Gibi Sevap Almak)

Geylânî Hazretleri, amellerin özünün niyet olduğunu sıkça vurgular. Eğer bir kul, "Rabbim, sağlığım elverseydi ben de senin rızan için aç kalır, az uyur ve ibadet ederdim" niyetiyle hastalığına sabreder ve ilaçlarını/öğünlerini düzene sokar ise, hiç aç kalmadığı halde aynen o riyazeti yapmış gibi manevi derece elde eder. İslam'daki "Müminin niyeti, amelinden hayırlıdır" hadisi bu durumdaki hastalar için en büyük müjdedir.

2. Hakiki Açlık "Mideyi" Değil, "Nefsi" Aç Bırakmaktır

Şeker hastası tıbben sık sık ve ölçülü yemek zorundadır. Abdülkadir Geylânî’ye göre asıl marifet mideyi boş bırakmak değil, nefsin haramlara, dedikoduya, kibire ve dünya sevgisine olan açlığını kesmektir.

— Kalp ve şeker hastası bir kul; dilini gıybetten, gözünü haramdan, kalbini hasetten ve kibirden uzak tutarsa, bu onun için en büyük riyazet ve açlık yerine geçer. Maddi gıdayı bedenin sağlığı için (ilaç niyetine) alır, ama nefsin fani arzularını doyurmaz.

3. Az Uyuyamayanlar İçin: "Kalbin Uyanıklığı"

Kalp hastaları veya ağır ilaç kullananlar derin ve uzun uykuya ihtiyaç duyabilirler. Geylânî Hazretleri uykusuzluktan bahsederken asıl amacın "gafleti dağıtmak" olduğunu söyler.

— Eğer bir kişi yatağa girmeden önce zikirle, istiğfarla meşgul olur ve abdestli bir şekilde, Allah'ı anarak uykuya dalarsa, onun uykusu baştan aşağı ibadet sayılır. Yatakta bedeni uyurken, ruhu uyanık kalır. Önemli olan uykunun süresi değil, uyanık olunan vakitlerde kalbin neyle meşgul olduğudur.

4. Hastalığın Kendisi Zaten Bir "Manevi Makam" ve Temizliktir

Abdülkadir Geylânî, hastalıkların kulun günahlarına kefaret olduğunu ve insanı doğrudan "Sabır ve Rıza Makamı"na ulaştırdığını belirtir. Şeker veya kalp hastalığının getirdiği zorluklara, sızlanmadan, Allah’a isyan etmeden sabretmek; sağlıklı bir insanın günlerce aç kalmasından çok daha hızlı bir şekilde kulu Allah’a yakınlaştırır. Hastalık, kulu acziyetini anlamaya ve Allah'a sığınmaya zorlar ki tasavvufun en büyük gayesi de budur.

5. En Büyük Tavsiye: Helal Lokma ve "Tefvîz" (Allah'a Havale Etmek)

Geylânî Hazretleri'nin bu durumdaki hastalar için en pratik tavsiyesi şudur:

— Bedenin sağlığı için doktorun verdiği diyete ve ilaç saatine harfiyen uymak (çünkü bedeni korumak Allah'ın emridir).

— Yenen her lokmanın helal olmasına azami dikkat etmek.

— Yemeği şehvetle veya keyif için değil, "Rabbime ibadet edecek gücü bulayım" niyetiyle, adeta bir ilaç gibi şifa niyetiyle yemek.

Sağlığı yerinde olmayan bir kimse fiziksel olarak aç ve uykusuz kalamıyor diye bu manevi yakınlıktan beri (uzak) kalmaz. O, "Sabır, Rıza, Helal Lokma ve Kalp Uyanıklığı" yollarıyla, sağlıklı bir insanın uykusuzlukla ulaştığı makamın aynısına, hatta bazen daha yükseğine ulaşabilir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sabah Mihrabiyesi

İkindi Virdi

Seyr-i Sülûkte Kardeşlik ve Dayanışmanın Sırrı

Siyret-i Nebeviyye: Yaşayan İslam'ın Aynası

Gönül İtikafına Girelim

Allah Esması (Lafza-i Celâl)

Seyr-i Sülûk’te Nefis Terbiyesi