Sükut ve İrşad Adabı
Bismillah, elhamdülillah. Vessalatü vesselamü ala Rasulillah.
Gereksiz konuşmayı bırakıp sükutu tercih etmek, yalnızca maddi bir suskunluk değil; aklı geliştiren, kalbi tefekküre açan, kulu takva ve veraya ulaştıran manevi bir kalkandır. Allah Teâlâ, sükut eden kuluna feraset ve doğru görüş ihsan eder; onu her sıkıntıdan bir çıkış yolu ile selamete erdirir. Kulun kalbi doğru olmadıkça hali, dili doğru olmadıkça da kalbi istikamet bulamaz.
Ancak amellerin bozulduğu, ilimlerin karıştığı ve dilin adeta kıldan ince kılıçtan keskin bir "sırat köprüsü" haline geldiği bir iklimde yaşıyoruz. Niyetimiz tevhidi anlatmak ve kulun yürüyüşüne destek olmak olsa bile, meclislerde bazen dilimiz kayıyor; gıybete, lüzumsuz kelama kapı aralanıyor. Neticede meclis bittiğinde ruhumuza bir daralma, kalbimize bir kasvet çöküyor.
Peki, sükutun altın, konuşmanın ise sırat kadar tehlikeli bir afet olduğu bu zamanda bir salik nasıl davranmalı, dergahtaki mürşit veya vekil nasıl bir anlatım sergilemelidir?
1. Seyyidimiz Abdülkadir Geylânî’nin Fermanı: Dil Ne Zaman Çözülmeli?
Bu ruh daralmasının ilacını, pirimiz Abdülkadir Geylânî Hazretleri Fütûhu'l-Gayb (30. Makale) ve Fethu'r-Rabbânî eserlerinde doğrudan ferman buyurmuştur:
"Nefsin, heva ve hevesin ölmedikçe konuşma! Konuşursan sözün hem sana hem başkalarına zarar verir. Sen henüz kendin körsün, başkasının elinden nasıl tutacaksın? Dilini koru. Kalbine hikmet yerleşip nefsini mağlup edene kadar sükut et. Ne zaman ki kalbin nurlanır, işte o zaman Allah seni konuşturur. O zaman konuşman nefsin için bir övünme değil, halk için bir şifa olur."
Seyyidimize göre, meclislerde ruhun daralması, konuşurken araya gizli bir "kendini beğenme" veya "bilgiyi satma" arzusunun karışmasındandır. Asıl zor iş, konuşmayı güzel yapmak değil, susmayı güzel becerebilmektir.
2. Afet Zamanında Salik Nasıl Olmalı?
Sözün sel gibi aktığı, sosyal mecralarla ve fuzuli kelamla kuşatıldığımız bu asırda bir sülûk ehli (salik) şu düsturlarla kuşanmalıdır:
- "Sözüm Zarar mı?" Muhasebesi: Hasan-ı Basri Hazretleri’nin buyurduğu gibi; müminin dili kalbinin ardındadır. Salik, mecliste bir isim geçeceği veya bir fikir beyan edeceği an durmalı, "Bu söz bana ahiretteki 5 soruda (Niçin söyledin? Sana faydası var mıydı? vb.) zarar verir mi?" diye düşünerek gerekirse sükuta sığınmalıdır.
- "Bilmiyorum" Kalesi: Selefin bildirdiği üzere, bilmiyorum demeyi bir şeref saymalıdır. "Biliyorum" dedikçe nefs kabarır, salik altından kalkamayacağı kelam bataklığına düşer.
- Sükutu Nimet Bilmek: Sükutun alimin süsü, cahilin ise kusurunu örten bir perde olduğunu unutmamalı; mecliste tebliği ve zikri aşan her kelamın kalbi karartacağını bilerek uyanık fıtratla hareket etmelidir.
3. Dergahta Mürşit ve Vekil Nasıl Bir Anlatım Sergilemeli?
İlim öğrenmek isteyenlerin istifade etmesi, dinleyenlerin ruhunun daralmaması için dergahta kürsüye çıkan veya sohbeti sevk eden mürşid-i kâmiller ve onların vekilleri şu nebevi ve irşadi metodu esas almalıdır:
Şahısları Değil, Sıfatları Konuşmak: Hakiki mürşit ve vekil, sohbetlerinde asla isimler, hatlar ve şahıslar üzerinden konuşmaz. Mecliste orada olmayan birinin zikredilmesi ruhu daraltan en büyük virüstür. Anlatım; günahkarı değil günahı, şahsı değil yanlış sıfatı hedef almalı, tevhid ekseninde kalmalıdır.
Edebiyatı Bırakıp Şifaya Odaklanmak: Alim için konuşmanın sükuttan daha sevimli gelmesi bir afettir. Anlatıcı, süslü cümlelerle edebiyat yapmak yerine, muhatabın kalbine dokunacak en kısa, en tesirli ve duru kelamı seçmelidir. Sözü uzatmak kalbe kasvet verir.
Sözün Arkasında Yürümek: Söylenen her kelam, evvela anlatanın kendi nefsinde tecrübe ettiği bir hakikat olmalıdır. İçi boş, amel edilmeyen felsefi kelamlar dergahtaki feyzi keser.
Cemaati Sükuta ve Tefekküre Sevk Etmek: Vekil, sohbetin hitamında cemaati hemen fuzuli dünya kelamına bırakmamalı; sohbeti dua, istiğfar veya toplu zikirle bağlayarak meclisten ayrılanların kalbinde o ilahi sükutun ve tefekkürün canlı kalmasını sağlamalıdır.
"Siz tohumu ekin, sulayın; fakat mahsulü ne zaman ve ne kadar vereceğini Allah'a bırakın. Kulun kalbinde bir talep ve aşk ateşi yoksa, ona cihanın ilmini anlatsanız feryadı beyhudedir. Gerçek alim ve irşad ehli, cemaatin çokluğuna veya suallerine bakmaz; Hakk'ın o meclisten seçeceği tek bir sadık gönlün aşkına bakar."
Netice ve Kurtuluş Reçetesi
Sahabe-i kiramdan Ukbe bin Amir’in (r.a.) "Kurtuluş nerededir?" sorusuna Efendimiz’in (s.a.v.) verdiği reçete, bugün hem salikin hem de irşad edenin yegane rehberidir:
"Diline sahip ol, evin (özün, kalbin) sana geniş gelsin ve hatalarına ağla."
Cenab-ı Hak meclislerimizi ruhumuzu daraltan fuzuli kelamlardan, gıybet kokularından muhafaza eylesin. Sükutumuzu derin bir tefekkür, kelamımızı ümmete hakiki bir şifa eylesin. Amin.

Yorumlar
Yorum Gönder
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...