Kayıtlar

Cömertlik Kutbu

Resim
  Gönüllere ferahlık ve şevk veren muazzam bir hakikat tablosunu daha huzurunuza getirelim. Hz. Cafer-i Tayyâr (r.a.) ve oğlu Hz. Abdullah b. Cafer’in (r.a.) şahsında tecelli eden bu cömertlik, edep ve metanet mirası, İslâm ahlakının ve Peygamberî terbiyenin köklerinin ne denli derin olduğunu gösteriyor. Nebevî Mirasın Cömertlik Kutbu: Hz. Cafer-i Tayyâr ve Oğlu Abdullah İki Cihan Güneşi Efendimiz’in (s.a.v.) amcasının oğlu, Hz. Ali Efendimizin (k.v.) öz kardeşi olan Hz. Cafer b. Ebî Tâlib (r.a.) , Haşimoğulları sülalesinin o eşsiz cesaret ve metanetini şahsında toplamış müstesna bir sahabiydi. Hakiki bir şecaat sahibi olmasına rağmen, gönlü daima fakirlerin, gariplerin ve kimsesizlerin yanındaydı. Efendimiz (s.a.v.) ona olan sevgisinden ötürü “Ebü’l-Mesâkîn” (Fakirlerin Babası) unvanını vermişti. Mekke müşriklerinin zulmü tahammül edilemez boyuta ulaşınca, müminlerin sığınağı olarak Habeşistan’a hicret eden ilk kafilenin sözcüsü ve rehberi oldu. Müşrikler arkalarından Necaşî’nin ...

Kıllet-i Menam

Resim
  Kıllet-i Menam Disiplini: Gece Uyanıklığı ve Keşif Aynası Bismillah, elhamdülillah. Vesselatü vesselamü ala Resulillah. Yazı serimizin ilk bölümlerinde dilin sükutunu ve kalbi cilalayan açlık (kıllet-i taam) disiplinini işlemiştik. Bilmek gerekir ki, az yiyen kulun midesindeki hararet durulur, kanı incelir ve bu hafiflik bedeni tabii olarak serimizin üçüncü büyük rüknüne taşır: Kıllet-i Menam, yani geceyi ibadetle, az uykuyla ihya etme disiplini. Tasavvuf büyüklerinden biri şöyle buyurmuştur: "Kim ihlas ile kırk gün Allah'a ibadetle geceyi uykusuz geçirse, kendisine göklerin sırları açılır." Aynı zat, bütün hayırların dört esasta toplandığını belirtirken, gece uykusuzluğunu bu yolun en sarsılmaz sütunlarından biri olarak zikretmiştir. Çünkü uykusuzluk, nefsin gaflet perdesini yırtan en keskin kılıçtır. Âlimlerin Uykusundaki Sır ve Abdâlin Sıfatı Tasavvuf yolunda uykusuzluk, sadece bedene eziyet etmek demek değildir. Gece ibadetinde uzunca uykusuz kaldıktan sonra, beden...

Kıllet-i Taam Disiplini

Resim
  Reçeteli Riyazet-2: Kalbin Cilası Açlık ve Gayb Aynasındaki Nur Bismillah, elhamdülillah. Vesselatü vesselamü ala Resulillah. Bir önceki yazımızda ahir zaman afetleri karşısında dilin sükutunu ve bu sükutun kalbi tefekküre nasıl tetiklediğini işlemiştik. Akıl sahiplerinin ele geçirmek istediği bu aziz sükut hali, ancak nefsani arzulardan el çekmekle mümkündür. İşte o sükutun, takvanın ve veranın en büyük anahtarı, tasavvuf büyüklerinin üzerinde en çok durduğu açlık (kıllet-i taam) disiplinidir. Açlık hakkında bugüne kadar pek çok şey söylenmiştir. Maddi açıdan bakıldığında; az yemek kanın noksanlaşmasına ve incelmesine vesile olur. Kan incelip midedeki hararet durulunca, kalbin etrafındaki maddi yağlar erir. Bu erime ise kalpte manevi bir incelme, bir hassasiyet ve rikkat hasıl eder. Büyükler bu yüzden "kalbin incelmesini" bütün hayırların anahtarı olarak görmüşlerdir. Kalbin Katılığı ve Şeytanın Giriş Kapısı Peki, neden kalbin incelmesi bu kadar mühimdir? Çünkü kalbin ka...

Sükut ve İrşad Adabı

Resim
Reçeteli Riyazet: Ahir Zaman Afetleri Karşısında Sükut ve İrşad Adabı Bismillah, elhamdülillah. Vessalatü vesselamü ala Rasulillah. Gereksiz konuşmayı bırakıp sükutu tercih etmek, yalnızca maddi bir suskunluk değil; aklı geliştiren, kalbi tefekküre açan, kulu takva ve veraya ulaştıran manevi bir kalkandır. Allah Teâlâ, sükut eden kuluna feraset ve doğru görüş ihsan eder; onu her sıkıntıdan bir çıkış yolu ile selamete erdirir. Kulun kalbi doğru olmadıkça hali, dili doğru olmadıkça da kalbi istikamet bulamaz. Ancak amellerin bozulduğu, ilimlerin karıştığı ve dilin adeta kıldan ince kılıçtan keskin bir "sırat köprüsü" haline geldiği bir iklimde yaşıyoruz. Niyetimiz tevhidi anlatmak ve kulun yürüyüşüne destek olmak olsa bile, meclislerde bazen dilimiz kayıyor; gıybete, lüzumsuz kelama kapı aralanıyor. Neticede meclis bittiğinde ruhumuza bir daralma, kalbimize bir kasvet çöküyor. Peki, sükutun altın, konuşmanın ise sırat kadar tehlikeli bir afet olduğu bu zamanda bir salik nasıl d...

Kronik Hastanın Sülûkü

Resim
  Abdülkadir Geylânî Hazretleri, İslam hukukundaki (fıkıhtaki) ruhsatları ve insan yaratılışındaki farklılıkları çok iyi bilen müctehid bir alimdir. Tasavvufta bu duruma "Herkesin seyr-i sülûkü (manevi yolculuğu) bünyesine ve haline göredir" prensibiyle bakılır. Şeker, kalp gibi kronik rahatsızlıkları olan, açlığa veya uykusuzluğa dayanamayacak kişiler için Abdülkadir Geylânî’nin ve tasavvuf yolunun çok net tavsiyeleri, müjdeleri ve alternatif yolları vardır. Bu durumdaki kişiler bahsedilen manevi hallerden asla mahrum kalmazlar. 1. Niyet Makamı (Aç Kalmış Gibi Sevap Almak) Geylânî Hazretleri, amellerin özünün niyet olduğunu sıkça vurgular. Eğer bir kul, "Rabbim, sağlığım elverseydi ben de senin rızan için aç kalır, az uyur ve ibadet ederdim" niyetiyle hastalığına sabreder ve ilaçlarını/öğünlerini düzene sokar ise, hiç aç kalmadığı halde aynen o riyazeti yapmış gibi manevi derece elde eder. İslam'daki "Müminin niyeti, amelinden hayırlıdır" hadisi b...