Bu kıssa, büyüklüğün sadece çok bilmekte değil, tevazu ve letafette olduğunun en güzel kanıtıdır.
Dolu Tasın Üstündeki Gül: Abdülkadir Geylânî ve Bağdat Âlimleri
Genç Abdülkadir, ilmin merkezi olan Bağdat’a geldiğinde şöhreti kısa sürede yayıldı. Bağdat’ın yerleşik ve nüfuzlu âlimleri, bu "yabancı" gencin gördüğü ilgiden biraz rahatsız oldular. Onu aralarına alıp almamayı tartıştılar ve ona manidar bir mesaj göndermeye karar verdiler.
Âlimler bir tası ağzına kadar, tek bir damla daha almayacak şekilde sütle doldurdular ve Abdülkadir Geylânî’ye gönderdiler. Bu, sessiz bir dille şu demekti: "Bağdat ilimle, âlimle doludur. Burada senin için artık yer kalmadı, tasımız taştı."
Tası getiren elçi Abdülkadir Geylânî’nin huzuruna çıktı. Hazret, tasın içindeki süte ve doluluğuna baktı; âlimlerin ne demek istediğini anında kavradı. Hiç konuşmadı, yerinden kalktı ve bahçeden bir gül yaprağı koparıp tasın tam ortasına bıraktı. Gül yaprağı sütün üstünde süzüldü; ne süt taştı, ne de yaprak battı.
Tası geri alan âlimler, üzerindeki o zarif yaprağı görünce hayranlık içinde kaldılar. Abdülkadir Geylânî onlara şu cevabı vermişti: "Evet, Bağdat âlimle dolu olabilir. Fakat ben aranızda öyle dururum ki; kimseye ağırlık vermem, kimsenin yerini daraltmam ve tıpkı bu gül yaprağı gibi sadece hoş kokumla ve letafetimle üzerinizde kalırım."
O günden sonra Bağdat’ın tüm kapıları ona sonuna kadar açıldı.
Bu Kıssanın "Bilinç Kapıları" ve Derin Mesajları
Tefekkür Notu
"Bir ortama girdiğinde veya bir topluluğa dahil olduğunda; oradaki dengeyi bozan bir ağırlık mı oluyorsun, yoksa varlığıyla o ortama koku ve güzellik katan bir gül yaprağı mı? Unutma ki; dolu olan kaplar sadece letafete (inceliğe) yer açar, kaba olan her şey ise taşar ve dökülür."

إرسال تعليق
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...