İslam tarihinin en ağır bedellerini ödeyen, sabrın ve metanetin sembolü Hz. Habbab bin Eret (r.a.) efendimizin hayatına ve çektiği dehşetli eziyetlere odaklanalım. Onun hikayesi, bir insanın inancı uğruna fiziksel acının sınırlarını nasıl zorlayabileceğinin en somut örneğidir.
Hz. Habbab bin Eret: Sabrın Ateşle İmtihanı
Habbab bin Eret, İslam’ı kabul eden ilk altı-yedi adanmış ruhundan biridir. Mekke’de demircilik yaparak en mahir demir ustalarından biri olmasına rağmen, kimsesiz ve köle bir muhacir olması, onu müşriklerin en vahşi işkencelerinin hedefi haline getirmiştir. Onun hayatı, imanın fiziksel acıya nasıl galip geldiğinin bir vesikasıdır.
Ateşle Dağlanan Bir Beden
Habbab’ın gördüğü işkenceler arasında en meşhuru ve en acı olanı "ateş" ile yapılanıdır. Müşrikler, onun kendi elleriyle yaptığı kılıçları ve demirleri ateşte kızdırır, ardından Habbab’ı sırtüstü bu korların üzerine yatırırlardı.
Sönmeyen Korlar: Habbab (r.a.) yıllar sonra Hz. Ömer’in halifeliği döneminde sırtını açıp gösterdiğinde, sahabe dehşete düşmüştür. Sırtı, yanıklardan dolayı tanınmaz hale gelmiş, çukurlar oluşmuştu.
Habbab o anları şöyle anlatır: "Beni korların üzerine yatırırlardı; sırtımdan akan yağlar ve kanlar o korları söndürene kadar beni kaldırmazlardı."
Ümmü Anmâr’ın Zulmü
Habbab, Ümmü Anmâr adında bir kadının kölesiydi. Bu kadın, Habbab’ın Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) yanına gittiğini öğrendiğinde, kızgın demiri onun başına bastırarak işkence ederdi. Habbab bu dayanılmaz acılar karşısında sadece Allah’a sığınmıştır.
"Allah’ın Yardımı Ne Zaman?"
İşkencelerin dayanılmaz bir raddeye geldiği bir gün Habbab, Kabe’nin gölgesinde hırkasına bürünmüş olan Efendimiz’in (s.a.v.) yanına giderek: "Ey Allah’ın Resulü! Bizim için Allah’tan yardım istemeyecek misiniz? Bizim için dua etmeyecek misiniz?" diye sordu.
Efendimiz (s.a.v.) bu soru üzerine doğrularak, geçmiş ümmetlerin çektiği çileleri anlattı; başlarına testere konup ikiye bölünen ama dininden dönmeyen müminlerden bahsetti ve şu müjdeyi verdi: "Vallahi Allah bu dini tamamlayacaktır. Öyle ki, bir atlı tek başına San'a'dan Hadramut'a kadar gidecek de Allah'tan başkasından korkmayacaktır."
Kur’an Öğretmenliği ve Tebliğ
İzzet ve Rızık: Müşrik As b. Vail, ona olan borcunu ödemek için "Muhammed’i inkar etmesi" şartını koştuğunda; Habbab, "Sen ölüp tekrar dirilsen dahi ben O’nu inkar etmem!" diyerek rızkı veren makama olan sadakatini kanıtlamıştır.
Habbab, sadece işkence çeken bir sahabi değil, aynı zamanda bir Kur’an muallimiydi. Hz. Ömer’in Müslüman olmasına vesile olan o meşhur olayda, Hz. Ömer kız kardeşinin evini bastığında onlara Tâhâ Suresi'ni öğreten kişi Habbab bin Eret’ti. O, baskı altındayken bile öğretmeye devam etmiştir.
Hz. Ömer’i Sarsan Manzara
Aradan yıllar geçmiş, İslam zafer kazanmış ve Hz. Ömer halife olmuştur. Bir gün meclisinde Habbab’ı en baş köşeye oturtan Hz. Ömer: "Ey Habbab! Müşriklerden senin kadar zulüm gören kimse yoktur. O günlere dair bize bir şey gösterir misin?" diye sorar.
Habbab sırtını açtığında, koca Ömer dehşetle yerinden sıçrar. Zira Habbab’ın sırtı, kor ateşlerin açtığı derin beyaz çukurlarla dolu, adeta "pişmiş" bir görüntüdedir. Bu, sahabenin bedelini ödemediği bir cenneti asla beklemediğinin en canlı kanıtı olmuştur.
Vefatı ve Dünya Malına Karşı Tavrı
Habbab, ömrünün son yıllarında İslam fetihleriyle zenginleşen Müslümanlar arasında yer aldı. Ancak o, çektiği acıların mükafatını dünyada alıyor olma endişesiyle hep ağlardı.
Vefat edeceği sırada yanına gelenler onu teselli etmeye çalıştıklarında; "Eğer Resulullah (s.a.v.) ölümü yasaklamasaydı, onu isterdim" demiştir.
40.000 dirhem parası olduğu halde, "Korkarım ki iyiliklerimin karşılığı bana bu dünyada peşin verildi" diyerek hıçkırıklara boğulmuştur.
Kufe’de vefat eden ilk sahabi oldu ve "İnsanlar benden sonra buraya gömülmekten korkmasınlar" diyerek şehirden dışarıya gömülmeyi vasiyet ederek bir mezarlığın temellerini attı. Hz. Ali, onun kabri başında: "Kendi isteğiyle Müslüman oldu, mücahid olarak yaşadı, vücuduyla pek çok belaya maruz kaldı. Allah onun ecrini zayi etmez" demiştir.
Hz. Habbab’ın Hayatından Bugüne Kalanlar
Fiziksel Acının Ötesi: Onun sırtındaki yanık izleri, imanın sadece dilde değil, iliklerde ve kemiklerde hissedilen bir gerçeklik olduğunun kanıtıdır. Sorumluluk Bilinci: Habbab bin Eret, ateşle imtihan edilip "altın gibi" saflaşan bir karakterdir. Köle ve işkence gören biriyken bile Kur’an öğretmeyi bırakmaması, mazeretlerin arkasına sığınmamayı öğretir.

إرسال تعليق
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...