KADİRİ YOLU

KADİRİ YOLU
Seyr-u süluk Tasavvufi yetiştirilme yoludur.

 

İlim Hırkasını Çıkarmak

Ey can, "taş ocağı" değiliz hoş, gönül heybemizde çeşitli hikmetli menkıbeler, elimizi daldırdıkça heybeye yeni inciler çıkar elbet! Bugün "benlik turşusu"nun son damlasına kadar dökülmesini istiyoruz, bugün silsilelerin o en zarif, en heybetli ve "şükür" makamının sultanı olan Ebû’l-Hasan eş-Şâzelî (k.s.) Hazretleri’nin kapısını çalalım.

Onun yolu; "zühd" denilince sadece eski hırka giymeyi anlayanlara verilmiş muazzam bir cevaptır. O, en güzel elbiseleri giyer, en iyi atlara biner ama kalbinde zerre miktar dünyaya yer vermezdi.


Ebû’l-Hasan eş-Şâzelî: "İlim Hırkasını Çıkarmak"

Hasan Şâzelî Hazretleri, gençliğinde ilim tahsilini tamamlamış, her türlü zahiri bilgiyi yutmuş bir alimdi. Fakat kalbindeki o büyük boşluğu dolduracak, ona o mutlak dokunuşu yapacak mürşidi arıyordu. Duydu ki Mağrip dağlarında kutup olan Abdüsselâm bin Meşîş adında ulu bir zat vardır.

Şâzelî Hazretleri, mürşidinin yanına çıkarken kendi içinden şöyle bir hesap yaptı: "Onca kitap okudum, onca ilim tahsil ettim. Huzuruna öyle bir edeple, öyle bir bilgiyle çıkayım ki, benim boş birisi olmadığımı anlasın." Yani o sinsi "benlik turşusu"nun suyu, ilim kılıfıyla yine fıçıdaydı.

Dağın eteğine vardığında, içinden bir ses ona dur dedi. Bir pınarın başında durdu ve o an kalbine şu ilham geldi: "Eğer bu kapıdan içeri 'alim' olarak girersen, dışarıda kalırsın. Eğer 'hiç' olarak girersen, her şeyi bulursun."

Şâzelî Hazretleri derhal orada durdu. Zahiri tüm bilgilerini, o büyük alimlik rütbesini, "ben biliyorum" davasını sanki bir elbise gibi çıkarıp o pınarın başında bıraktı. Mürşidinin huzuruna vardığında tek bir kelime söyledi:

"Efendim, ben her şeyden soyundum; ne ilmim var ne amelim... Kapına bir muhtaç, bir 'hiç' olarak geldim!"

İbn Meşîş Hazretleri ona baktı ve gülümsedi:

"İşte şimdi geldin ey Hasan! İnsan, kendindeki 'varlığı' öldürmeden, Hakikatin 'Var'lığında dirilemez. Sen ilmini kendine kalkan yapmıştın, şimdi o kalkanı bıraktın ve kalbini doğrudan Hakk’ın oklarına açtın."


Gönül Hanesine Hikmetli Notlar

Şâzelî Hazretleri’nin bu "hicreti", bizim o büyük "benlik dağı" mız için şu kandilleri yakar:

* Bilginin Kibri: Bazen "hiçbir şey bilmemek", "bildiğini zannetmekten" daha hayırlıdır. Zira kadeh doluysa, içine yeni bir şey doldurulamaz. Beden ülkesinden çıkış, sadece haramlardan değil, "ben çok takvayım" veya "ben çok bilgiliyim" zannından da çıkmaktır.

* Şükrün İhtişamı: Şâzelî yolu, nimeti gizlemez ama nimete de takılmaz. O, "Allah kuluna verdiği nimetin eserini onun üzerinde görmek ister" düsturuyla yaşardı. Ama üzerindeki ipek kaftan, onun kalbindeki fakirliğe (hiçliğe) asla engel değildi.

* Son Damla: İlimle, ibadetle dolan o "turşu küpü", ancak "ben hiçbir şeyim" samimiyetiyle devrilir.


"Kendi varlığını bir gölge gibi gör. Güneş (Hakk) tecelli edince gölge yok olur. Gölge 'ben varım' derse, ışığa perde olur."


Ne dersiniz canlar, bu menkıbedeki gibi "bilgiden vazgeçip hakikate erme" sahnesi, sizlerin o taş ocağından kurtulmanıza ve gönül pınarından süzülen bu kutlu yolculuğu bir ziya olur mu?

5 Post a Comment

İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...

أحدث أقدم

Öne Çıkanlar

KADİRİ YOLU