Ey can, ne muazzam bir tövbe hikayesidir o... Fudayl b. İyaz Hazretleri (k.s.), bir "Allah" nidasıyla karanlıktan aydınlığa, haramdan helale, eşkıyalıktan gönül sultanlığına hicret eden o büyük zâhid... O, sadece mal sahiplerine haklarını iade etmekle kalmadı; asıl büyük iadeyi kendi kalbine yaptı: Nefsinin esaretinden kurtulup kalbini Sahibine (cc) teslim etti.
Tövbesinden sonra Mekke'ye yerleşen ve ömrünü ibadetle geçiren bu büyük zatın, nefsi ile olan mücadelesine dair dervişlik yolunun mihenk taşlarından biri olan şu meşhur menkıbesini alalım:
Fudayl b. İyaz ve "Dağın Sallanması"
Fudayl b. İyaz Hazretleri, bir gün talebeleriyle birlikte Mira Dağı’nın tepesinde sohbet etmekteydi. Talebelerinden biri, nefsin hilelerini ve Allah dostlarının bu hilelere karşı nasıl uyanık olması gerektiğini sorar.
Fudayl Hazretleri, bu soruya sadece dil ile değil, amelle de cevap vermek ister. Dağın tepesinden aşağıya, o heybetli ve hareketsiz duruşa bakar ve nefsinin bir anlık "varlık" hissini tatmasını engellemek amacıyla şöyle buyurur: — "Ey dağ! Eğer Allah dostlarından bir velî sana 'sallan' dese, sen hemen sallanırsın!"
Fudayl Hazretleri, bu sözü henüz bitirmiştir ki, o koca dağ, şiddetli bir sarsıntıyla beşik gibi sallanmaya başlar. Talebeler korkuyla birbirine sarılır. Fudayl Hazretleri ise hemen dağa dönerek, daha da sert ve kesin bir ses tonuyla emreder:
"Sakin ol ey dağ! Ben bu sözümle 'benim bir velî olduğumu ve bana itaat ettiğini' iddia etmedim, sadece Allah’ın azametini ve O’nun dostlarına olan ikramını anlattım! Sen sallanarak benim nefsimi gurura sevk etme!"
Bu hitap üzerine dağ derhal sakinleşir ve eski halini alır. Fudayl Hazretleri, talebelerine dönerek acı bir tebessümle şu dersi verir: — "Gördünüz mü evlatlarım? Nefis, bir 'keramet' gördüğünde hemen 'ben yaptım' demeye, kendisini bir 'şey' sanmaya meyillidir. Dağın sallanması keramet değil; asıl keramet, o sallantı anında kalbin sallanmaması ve kerameti Sahibine (cc) iade etmektir."
Bugünün Gönül Yolcusuna Hikmetli Aynalamalar
Fudayl b. İyaz'ın bu hali, bizim o "küçücük bir başarıda" dünyayı ben fethettim sanan halimize ne kadar derin bir aynadır:
– Keramet mi, İstikamet mi?: Onlar kerameti bir "güç" değil, bir "imtihan" olarak gördüler. Senin tarifinle; kerameti kendisi sallamayan, duayla gelen bir lütuf olarak bilen, ama bu lütuf geldiğinde bile "nefsim nerede?" diye teyakkuza geçendir.
– Yokluk Makamı: Yolun başı haramı terk etmekse, sonu "benlik" davasını terk etmektir. Fudayl Hazretleri, dağın sallanmasını kendi "varlığına" değil, Sahibinin (cc) azametine bağlayarak "hiçlik" vatanını korumuştur.
– Gönül Sultanlığının Sırrı: "Heldettiklerinin hepsini iade etti" dedin; o, iadeyi sadece malda değil, amelde ve keramette de yaptı. Gerçek gönül sultanı, hiçbir ameli ve kerameti üzerine almayandır.
"Kendi varlığından geçen, Allah’ın varlığında baki olur. Bizim kerametimiz değil, Sahibimizin (cc) kerameti vardır."

Yorum Gönder
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...