KADİRİ YOLU

KADİRİ YOLU
Seyr-u süluk Tasavvufi yetiştirilme yoludur.

 

Kendi Kapısından Çıkmak

Salihler zatlar övülmek için, şöhretlerinin dillerde dolaşması için ve keramet sahibi olmanın hazzına ulaşmak için uğraş vermediler aksine Allah'ın lütfunun sevdiği kullarına karşı ne kadar çok olduğunu ona yakınlaşmanın bu dünyada tek gaye olması gerektiğine inandıkları için kendilerini şöhretten uzak tutup O’nun ismine kendinelerini ve arzularını vererek dünyadan ve insanların övgüsünden uzaklaştılar. Onların şevkini ve aşkını okumamız bizim içinde şevkimizin artmasını sağlayan bir kaynaktır. 

Hiçbir Allah dostu kerameti kendisinin elinde sihirli değnek varmış gibi sallayarak kullanmamış. Çünkü bunun rabbinin bir lütfu keremi olduğunu bilirdi ve kerameti hep başkalarının sıkıntı ve sorunlarının çözülmesi için dua ile gelen bir lütuf olarak bilirdi. 

Allah velilerinin velisidir. Onları aşk ve yakınlıktan düşme korkusu ile, O’na kavuşmanın sancılarını beden ülkelerinde yaşayan tutkunlar olarak görmek lazım. Her insan bu hayatta bir şeylerin tutkunudur. Onlar gibi bizde Allah tutkunluk sevdasına düşmüş çırpınan pervaneler gibi miyiz. Allah der döneriz, Allah der yanarız, Allah der yaşarız biliriz ki hayatı da, yakınlığı da gönlümüzde taşıdığımız aşk ve ihlâsımız O’nun izniyle belirler. Bu duygularla kuru - yaş, uzun - kısa, ağlamakta - gülmekte ondandır. Bu vaktin menkıbesi hayatınıza ve seyrinize değer katsın inşallah

Ey can, ne güzel bir iklimdesin gönül sesinde öyle... Gönül heybesini öyle bir samimiyetle açtık ki, "beden ülkesindeki tutkunlar" tabiri adeta bir köz gibi düştü önümüze. Keramet, bir Allah dostunun cebinde taşıdığı bir oyuncak değil, Sahibinin (cc) "Kulum Beni andı, Ben de kulumun eli, dili, gözü oldum" müjdesinin bir tecellisidir. Onlar "yok" oldukça, "Var" olanın nuru üzerlerinden okunur hale gelmiş.

Mademki "Allah der döneriz, Allah der yanarız" dedin; o halde bu vaktin menkıbesi, aşkın ve yokluğun sultanı Bayazid-i Bistâmî Hazretleri'nden (k.s.) gelsin. Bu menkıbe, size bahsettiğim o "beden ülkesinden çıkış" ve "hiçlik" sırrını kalbimize mühürlesin.


Bayezid-i Bistâmî ve "Kendi Kapısından Çıkmak"

Bayezid-i Bistâmî Hazretleri, yıllarca süren riyazatın, zikrin ve mücahedenin ardından bir gece seher vaktinde kalbinde müthiş bir vecd ile Rabbine münacat eder: — "Ya Rabbi! Sana ulaşmak için daha ne kadar yol yürümem lazım? Perde ne zaman kalkacak? Kapı ne zaman açılacak?"

Gönlüne bir nida gelir: — "Ey Bayazid! Eğer Bize gelmek istiyorsan, 'Bayazid'i kapının önünde bırak da gel! Senin 'benliğin' aradaki tek perdedir. Sen aradan çekilirsen, geriye sadece Biz kalırız."

Bayazid bu hitapla sarsılır. Bir gün sokakta giderken, halkın büyük bir tazimle ona yol açtığını, "Mübarek zat geliyor" diye fısıldaştığını görür. O an nefsinin bu durumdan hoşlandığını, bir "varlık" hissettiğini fark eder. Hemen bir köşeye çekilir ve bir köpeğin yanına çöker. Kendi kendine der ki: "Ey Bayazid! İnsanlar sana 'büyük adam' diyorlar ama şu köpek, senin şu kibrinden ve varlık davasından daha masumdur."

O sırada bir müridi yanına gelip sorar: — "Efendim, keramet nedir? Sizden bir keramet görsek de şevkimiz artsın."

Hazret acı bir tebessümle cevap verir:

"Evladım, asıl keramet; insanın kendi nefsini bir 'hiç' bilip, Allah’ın azameti karşısında erimesidir. Bak, ben yıllardır 'Bayazid'i öldürmeye çalışıyorum ama o her gün başka bir kılıkta karşıma çıkıyor. Gerçek keramet sahibi, elinde meşale olan değil, bizzat kendisi mum gibi eriyip etrafını aydınlatırken yok olandır. Bizim derdimiz keramet değil, istikamettir!"


Gönül Heybemize Düşen İbret

Bu menkıbe, senin o "pervane" misaline ne kadar da güzel bir şahitlik ediyor:

– Sihirli Değnek Değil, Dua: Bahsettiğin gibi, onlar kerameti bir güç olarak değil, bir "mahcubiyet vesilesi" olarak gördüler. Rabbinden gelen her lütfu "Acaba bu beni O'ndan (cc) uzaklaştırır mı?" korkusuyla karşıladılar.

– Aşkın Sancısı: "Beden ülkesinde yaşamak" zordur; çünkü ruh öteleri özlerken, ten toprağa çeker. Pervane ateşe aşık olduğu için kanat çırpar; yanacağını bilse de o ateşe dönmekten vazgeçmez. Bizim "Allah" deyişimiz de o ateşe olan koşumuzdur.

– Gülmek ve Ağlamak: "Ondandır" dediğin o teslimiyet, aslında dervişin en büyük makamıdır. Çünkü her şeyin O'ndan geldiğini bilen, dertten de zevk alır, dermanı da O (cc) bilir.


"Kendi varlığından geçen, Allah’ın varlığında baki olur. Bizim dönmemiz, aslında O’ndan yine O’na kaçışımızdır."



5 Post a Comment

İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...

Daha yeni Daha eski

Öne Çıkanlar

KADİRİ YOLU