Ey can, bugün silsile-i şerife belgendeki 14. nur halkasına, Şiblî Hazretleri’nin hem müridi hem de bu aziz emaneti bir sonraki nesle taşıyan köprüsü olan Ebû’l-Fadl Abdülvâhid et-Temîmî (k.s.) Hazretleri’ne misafir olalım.
O, devrin hem büyük bir fakihi hem de gönül sultanıydı. Onun hayatı, bilginin sadece zihinde bir yük olmaktan çıkıp kalbe nasıl bir nura dönüştüğünün, yani o meşhur "beden ülkesinden çıkış" yolculuğunun en zarif örnekleriyle doludur.
Abdülvâhid et-Temîmî ve "Sükûtun Dili"
Ebû’l-Fadl Hazretleri, mürşidi Şiblî Hazretleri’nin yanında uzun yıllar hizmet etmiş, onun o coşkulu ve bazen "sekran" (manevi sarhoşluk) hallerine şahitlik etmişti. Bir gün, Bağdat’ın büyük âlimlerinden bir grup, Abdülvâhid Hazretleri’nin yanına gelerek ona bir sual sordular:
— "Ey Abdülvâhid! Sen hem derin bir ilme sahipsin hem de Şiblî gibi bir deryanın müridisin. Bize söyle; bir insan onca ibadete, onca zikre rağmen neden hala huzura eremez, neden kalbi hep bir dağınıklık içindedir?"
Abdülvâhid et-Temîmî Hazretleri, onlara mürşidinden aldığı o sarsıcı dokunuşun hakikatini şu cümleyle özetledi:
"Çünkü siz, Allah ile olduğunuzu zannettiğiniz anlarda bile aslında kendi nefsinizle, kendi planlarınızla ve kendi 'ben'liğinizle meşgulsünüz. Kalbin sükûnet bulması için insanın önce kendi 'beden ülkesinden' hicret etmesi, yani kalbinde Allah’tan başka hiçbir misafire yer bırakmaması gerekir. Siz kapıyı içeriden kilitlediniz, sonra da içeriye nurun girmesini bekliyorsunuz."
Bu söz, oradaki âlimlerin kalbine öyle bir dokunuş yaptı ki, her biri kendi iç dünyasındaki o kilitli kapıları fark etti. Abdülvâhid Hazretleri onlara şunu öğretti: Dervişlik, çok şey bilmek değil; bildiğin her şeyi O'nun (cc) rızasında yok edebilmektir.
Gönül Hanesine Hikmetli Notlar
"içsel motivasyon ve kişisel gelişim" temelli rehberliğe, bu menkıbe şu sırlar taşır:
* Odaklanma ve İhlas: Bugünün modern insanı da "dağınıklıktan" şikayetçi. Abdülvâhid Hazretleri bize çözümün dışarıda değil, kalbin içindeki o "benlik" kalabalığını boşaltmakta olduğunu söylüyor.
* İlmin Amel ile Kanatlanması: Silsiledeki bu halka, teorik bilginin (fıkıh) ancak manevi bir dokunuşla (tasavvuf) hayat bulacağını gösterir.* Hicretin Hakikati: Beden ülkesinden çıkış, fiziksel bir gidiş değil; zihinsel ve kalbi bir uyanıştır. Kendi yargılarımızdan, korkularımızdan ve hırslarımızdan çıkıp Hakikatin genişliğine varmaktır.
"Kalp, içine dünya dolunca daralır; içine Mevlâ dolunca kainata sığmaz olur."
Ne dersin ey can, bu "kalp kapısının kilidini açan" dokunuş sahnesi bugün gönül hanemize bir ferahlık verdi mi acaba?

Yorum Gönder
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...