KADİRİ YOLU

KADİRİ YOLU
Seyr-u süluk Tasavvufi yetiştirilme yoludur.

 

Tevhid Mertebeleri ve Dört "Lâ" Formülü

Taklitten Hakikate Tevhidin Dikey Yükselişi

İmam Gazâlî'nin Tevhid Mertebeleri ve Dört "Lâ" Formülü

Giriş: Tevhid Bir Kelime Değil, Bir Yolculuktur

Tevhid denildiğinde çoğu insanın zihninde Allah'ın birliğine inanmak gelir. Hâlbuki Kur'an'ın davet ettiği tevhid, sadece zihinsel bir kabul veya dille söylenen bir şehadet cümlesi değildir. Tevhid, insanın bakış açısını, değer yargılarını, korkularını, sevgilerini, hedeflerini ve hatta varlığı algılayış biçimini değiştiren köklü bir dönüşümdür.

Bu yüzden tevhid, bir başlangıç noktası olduğu kadar bir yolculuktur da.

İslam düşüncesinin büyük mütefekkirlerinden İmam Gazâlî, tevhidin insan ruhunda gerçekleşen bu derinleşmesini "tevhid mertebeleri" şeklinde açıklarken, tasavvuf geleneği de aynı yükselişi "Dört Lâ" formülüyle ifade etmiştir.

Biri teorik ve fikrî bir harita sunarken, diğeri bu haritanın kalpte yaşanan tecrübesini anlatır.

Aslında her iki yaklaşım da aynı hakikatin farklı dillerle anlatımından ibarettir.


1. Tevhidin İlk Basamağı:

"Lâ Ma'bûde İllallah"

İmam Gazâlî'ye göre tevhidin ilk mertebesi, kişinin diliyle Allah'ın birliğini ikrar etmesidir. Bu, ceviz kabuğunun dış kısmına benzer. Henüz derin bir tefekkür ve keşif söz konusu değildir. İnsan ailesinden, çevresinden ve toplumundan öğrendiği inancı benimser. Tasavvuf geleneğinde bu mertebe: "Lâ Ma'bûde İllallah" (Allah'tan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur.) şeklinde ifade edilir.

Bu aşamada kul putlara secde etmez, Allah'tan başkasına kulluk etmemeye çalışır ve zahirî ibadetlerini yerine getirir. Bu mertebe küçümsenecek bir mertebe değildir. Çünkü bina temelsiz yükselemez. Ancak yolculuk burada tamamlanmış değildir. Kul hâlâ sebeplere fazla bağlanır, insanlardan etkilenir, dünya menfaatleri karşısında sarsılabilir. Tevhid vardır; fakat henüz hayatın bütün alanlarına nüfuz etmiş değildir.


2. Tevhidin Kalbe İnişi:

"Lâ Maksûde İllallah"

İnsan ibadet ettikçe, Kur'an üzerinde düşündükçe ve nefsini muhasebeye çektikçe şu soruyla karşılaşır: "Ben bunu kimin için yapıyorum?" İşte bu soru ikinci mertebenin kapısını açar. Artık mesele yalnızca Allah'a ibadet etmek değil, Allah için yaşamak hâline gelir. Tasavvuf ehlinin:"Lâ  Maksûde İllallah" (Allah'tan başka gaye yoktur.) demesi bundan dolayıdır.

Bu makamda kul, amellerinin içerisine gizlenmiş nefsânî beklentileri fark etmeye başlar. Övülmek, takdir edilmek, beğenilmek, üstün görünmek, insanların nazarında değer kazanmak… Bunların hepsi gizli şirk kapılarıdır. 

İmam Gazâlî'nin ifadesiyle amellerin hakikati niyetlerde ortaya çıkar. Artık kul cenneti istemekten önce Allah'ın rızasını istemeye başlar. Çünkü cennet nimettir, fakat Allah nimetin sahibidir.


3. Tevhidin Keşif Boyutu:

"Lâ Matlûbe İllallah"

Bu mertebe artık sadece bilgi değil, hâl mertebesidir. Gazâlî buna "keşif" makamı der. Kul burada Allah'ın isim ve sıfatlarının hayata yansımasını müşahede etmeye başlar. Rızkı verenin Allah olduğunu bilir. Fakat bu makamda artık sadece bilmez; görür. Şifayı verenin Allah olduğunu bilir. Fakat artık bunu olayların içerisinde müşahede eder. Sebeplerin arkasındaki Müsebbibü'l-Esbâb görünmeye başlar. İşte bu idrak: "Lâ Matlûbe İllallah" (Allah'tan başka talep edilecek hiçbir şey yoktur.) şuurunu doğurur.

Kul artık dünyayı istemez demiyoruz. Fakat dünyayı Allah'tan bağımsız istemez. Mal isterse Allah için ister. İlim isterse Allah için ister. Makam isterse Allah'ın dinine hizmet için ister. Kalbin merkezinden dünya çekilmiş, yerine Allah yerleşmiştir.


4. Tevhidin Zirvesi:

"Lâ Mevcûde İllallah"

Gazâlî'nin anlattığı en yüksek mertebe budur. Tasavvuf dilinde buna: Fenâ fi't-Tevhid denir. Kul burada Allah'ın azameti karşısında kendi varlığının ne kadar sınırlı ve muhtaç olduğunu idrak eder. Burada söylenen: "Lâ Mevcûde İllallah" (Hakiki varlık sahibi yalnız Allah'tır.) ifadesi yanlış anlaşıldığında problem doğurabilir. Tasavvuf ehlinin kastı, mahlûkatın yok olduğu değildir. 

Kast edilen şudur: Her şey varlığını Allah'tan almaktadır. Kendi başına ayakta duran hiçbir varlık yoktur. Her şey O'nun kudretiyle vardır. Her şey O'nun dilemesiyle devam etmektedir. Her şey O'na muhtaçtır.  Kur'an'ın: "Ey insanlar! Siz Allah'a muhtaçsınız. Allah ise Ganî'dir, Hamîd'dir." hakikati bu makamda kalpte tam anlamıyla yerleşir. Artık kul kesrette vahdeti görmeye başlar. Çokluk içerisinde Bir'i müşahede eder.


Tevhidin Meyvesi Nedir?

Gerçek tevhid yalnızca metafizik bir tecrübe değildir. Ahlâka dönüşmeyen tevhid eksiktir. Kul Allah'ın her şeyi gördüğünü idrak ettikçe dürüstleşir. Allah'ın her şeyi yönettiğini idrak ettikçe tevekkülü artar. Allah'ın her nimetin sahibi olduğunu gördükçe şükreder. Allah'ın büyüklüğünü hissettikçe kibirden uzaklaşır. Allah'ın rahmetini tanıdıkça kullara merhamet eder. Bu yüzden hakiki tevhid sahibi insan:

— Daha mütevazıdır.

— Daha adildir.

— Daha merhametlidir.

— Daha cesurdur.

— Daha samimidir. Çünkü artık insanlardan değil, Allah'tan etkilenmektedir.


Tevhid Bir Kelimeyle Başlar, Bir Hayatla Tamamlanır

İmam Gazâlî'nin anlattığı tevhid mertebeleri ile tasavvuf geleneğindeki Dört "Lâ" formülü aslında aynı yükselişin iki farklı anlatımıdır. İnsan önce: 

Lâ Ma'bûde İllallah diyerek ibadetini düzeltir. Sonra:

— Lâ Maksûde İllallah diyerek niyetini arındırır. Ardından:

— Lâ Matlûbe İllallah diyerek kalbini Allah'a yöneltir. Nihayet:

— Lâ Mevcûde İllallah şuuruyla bütün varlığın Allah'a muhtaç olduğunu müşahede eder. Böylece tevhid, dilden kalbe, kalpten hâle, hâlden hakikate doğru yükselen bir seyr-i sülûk hâline gelir. Ve kul, kelime olarak bildiği tevhidi, nihayet hayatının merkezine yerleştirir.


5 Post a Comment

İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...

Daha yeni Daha eski

Öne Çıkanlar

KADİRİ YOLU