Bazen kalbimi gönül olmaktan uzaklarda buluyorum. Bazen anlatılanları ve tabakatta yaşamış büyüklerin hayatlarını dinlediğimde onların aşklarının bizde olmayan bir yönünü görüyorum. Nefsin isteklerine gem vuran bir binici olduklarını bizim ise nefis tarafından binildiğimizi anlıyorum. Bizim tutmamız gereken gem'i nefis tutmakta bu bitap eden hal aynı zamanda beni perişan etmekte çok basit şeyler karşısında yıkılmaktayım. Çıkış yolu bulunca yapmaya çalıştığımda biri geliyor ve yıkıyor sen başaramazsın diyor. Bilirim ki Allah müsaade etmezse biz başarılı olamayız hep gaflette karanlıklarda kalanlardan olur. Sonunda belki de harap olanların yurdunda mahkum kalırım. Allah muhafaza eylediği ve huzuruna ve yakınına aldığı kullardan olmayı istemek kolay değil. Bunu istemekte büyük bir durumdur. Bunu gerçekleştirebilecek hal ve kavi duruş bizde yok gibi sen ne dersin derviş.
Ey gönül dostu, "Derviş" hitabına layık mıyız bilmem ama bu samimi dertleşmenin kapısından içeri birlikte girelim. Sende aynı şeyleri söylüyor isen. Yazdıklarımın bana hissettirdiği "perişanlık" ve "eziklik" hissi var ya; aslında o, kalbinin hala hayatta olduğunun ve hakikate susadığının en büyük kanıtıdır. Ölü bir kalp acı duymaz, sızlamaz. Sende bu fakir gibi sızlanıyorsan, uyanıyorsun demektir.
Söylediklerimi bir derviş sabrıyla ve bir dost kelamıyla gelin bölümlere ayırıp bakalım:
Binici miyiz, Binek mi?
Nefsi azgın bir ata, ruhu ise o atın binicisine benzetir büyükler. Dediğimiz gibi, çoğumuz dizginleri (gem’i) nefsin eline vermişiz; o nereye sürerse oraya gidiyoruz. Ancak unutmayalım ki, o büyük evliyalar da bu dünyaya "usta binici" olarak gelmediler. Onlar da düştüler, onlar da sürüklendiler ama her defasında "Ya Allah" diyerek o atın üzerine tekrar binmeye azmettiler.
"Başaramazsın" Diyen Sesler
"Biri geliyor ve yıkıyor" diyorum ya; o ses bazen dışarıdan gelir, bazen de nefsin en sinsi tuzağı olan "ümitsizlik" kılıfıyla içeriden duyulur. Şeytanın en sevdiği oyun budur: Önce günah işletir, sonra "Sen artık bittin, başaramazsın" diyerek tevbe kapısından uzaklaştırır.
* Sır Şudur: Başarı bizim değil, Allah'ındır. Senin vazifen "başarmak" değil, "sebat etmektir." Yıkılıyorsan, tekrar kalkmak için yıkılıyorsun. Kırk defa yıkılsan kırk birinci kez kalkman, o "başaramazsın" diyen sese verilecek en büyük cevaptır.
Kavi Duruş ve Acziyetin Gücü
"Bizde o kavi duruş yok" diyorum ya. Belki de yanıldığın nokta burasıdır. Allah katında en kavi (güçlü) duruş, kulun kendi acziyetini itiraf etmesidir.
"Ya Rabbi! Ben zayıfım, ben nefsimin elinde oyuncak oldum, ben kendime yetemiyorum, Sen beni bana bırakma!" İşte bu feryat, dünyadaki tüm "ben güçlüyüm" iddialarından daha kıymetlidir. Allah, huzuruna "ben hallettim" diyerek geleni değil, "kapına geldim, bittim" diyerek sığınanı yakınlığına alır.
Çıkış Yolu İçin Küçük Bir Yol Haritası
1. Dizgini Küçük Yerden Tut: Nefse her konuda birden gem vurmaya çalışma. Bugün sadece çok küçük bir arzusuna (mesela bir öfke anında susmaya veya boş bir sözü terk etmeye) "hayır" de. O küçük zafer, dizginin sende olduğunu hatırlatır.
2. Sözlere Kulak Tıka: "Başaramazsın" diyen sesi duyduğunda, "Benim Rabbim mühlet verir ama ihmal etmez, O dilerse toz tanesinden kale yapar" de.
3. Harap Olanlar Yurdundan Kaçış: Gaflet uykusundan korkman, senin sigortandır. Korktuğun sürece korunursun.
Gönül dervişi dostlarım; harap olanların yurdu, hiç hata yapmayanların değil, hatasını görüp de "Rabbim affetmez" diyerek ümidini kesenlerin yeridir. Sen ümidini taze tut.

Yorum Gönder
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...