Fıkıh usulü serimize, kıyasın motoru, içtihadın ise kalbi sayılan İllet konusunu derinlemesine inceliyoruz. Eğer fıkıh bir bina ise, illet bu binanın neden o şekilde yapıldığının mühendislik cevabıdır.
Kıyasın Kalbi: İllet ve Menât Teorisi
Fıkıh usulünde bir hükmün neden var olduğunu bilmek, o hükmü yeni meselelere taşıyabilmek için şarttır. İşte bu "neden" sorusunun teknik karşılığı İllet'tir.
1. İllet Ne Demektir?
Sözlükte "hastalık, sebep, kusur" gibi anlamlara gelen illet; fıkıh usulünde hükmün üzerine bina edildiği, açık ve istikrarlı vasıf demektir.
Kritik Ayrım: Şarap haramdır.
* Hüküm: Haramlık.
* İllet: Sarhoş edicilik (Sekr).
* Hikmet: Aklın korunması. (Hikmet amaçtır, illet ise o amaca götüren somut yoldur).
2. İlletin Geçerlilik Şartları
Her "sebep" illet olamaz. Bir vasfın illet sayılabilmesi için şu şartları taşıması gerekir:
* Zâhir (Açık): Gizli olmamalı, herkes tarafından algılanabilmelidir.
* Munzâbit (İstikrarlı): Kişiden kişiye, zamandan zamana değişmemelidir. (Örn: "Yolculuk" ölçülebilir bir illettir ama "yorgunluk" kişiye göre değiştiği için illet olamaz).* Münâsip (Uygun): Vasıf ile hüküm arasında akli bir bağ, bir maslahat olmalıdır.
* Müteaddi (Geçişli): Sadece o olaya has kalmamalı, başka olaylara da taşınabilmelidir.
3. İlleti Bulma ve Belirleme Yolları (Menât Kavramı)
Usulde "Menât", hükmün kendisine bağlandığı yer demektir. İlleti belirleme sürecine ise şu isimler verilir:
* Tahrîcu'l-Menât (İlleti Çıkarmak): Hakkında nass bulunan bir hükmün illeti nassda açıkça belirtilmemişse, müctehidin akıl yürüterek o illeti bulup çıkarmasıdır. (Adeta bir madeni kazıp çıkarmak gibi).
* Tenkîhu'l-Menât (İlleti Ayıklamak): Nassda illetle karışık halde bulunan ilgisiz vasıfları temizleyip, asıl illeti saf hale getirmektir.* Tahkîku'l-Menât (İlleti Doğrulamak): İlleti bilinen bir hükmün, yeni bir olayda (fer'de) var olup olmadığını incelemektir. (Örn: "Sarhoş edicilik" illetinin yeni çıkan bir kimyasal maddede olup olmadığını kontrol etmek).
4. İllet ile Hüküm Arasındaki Münasebet (Uygunluk)
İlletin hükme uygunluğu (münasebet), İslam hukukunun amaçlarıyla ne kadar örtüştüğüne göre dört dereceye ayrılır:
1. el-Münâsibü'l-Müessir (Etkili Vasıf)
Şâri'nin (Allah ve Resulü), bu vasfın bu hüküm üzerinde etkili olduğunu bizzat belirttiği durumdur.
- Örnek: Hayız halinin namaza engel olması. Bu ilişki doğrudan nassla sabittir.2. el-Münâsibü'l-Mülâyim (Elverişli Vasıf)
Şâri', o özel olayda bu vasfı belirtmemiş olsa da, o türden vasıfları o türden hükümler için genel olarak kabul etmiştir. Şeriatın genel ruhuna uygundur.
- Örnek: Velisi olmayan küçük kızın evlendirilmesindeki "küçüklük" vasfı.3. el-Münâsibü'l-Mürsel (Serbest Vasıf)
Şâri'nin ne kabul ne de reddettiği, ancak toplumun yararına (maslahat) olan vasıftır.
- Örnek: Trafik kurallarının konulması veya paranın basılması. Hakkında özel bir ayet yoktur ama can ve mal güvenliği için "uygun" bir düzenlemedir.4. el-Münâsibü'l-Mülgâ (İptal Edilmiş Vasıf)
Aklen uygun gibi görünse de, şeriatın açıkça reddettiği vasıftır.
- Örnek: "Zengin bir adam oruç bozduğunda köle azat etmek ona kolay gelir, o yüzden ona doğrudan 2 ay oruç tutma cezası verelim ki canı yansın" diyen bir görüşün vasfı "mülgâ"dır. Çünkü şeriat zengin-fakir ayrımı yapmadan sırayı belirlemiştir.Özetle; İllet, fıkhın keyfilikten kurtulup bir sistem dahilinde işlemesini sağlar. Müctehid, illetin peşine düşerek aslında "İlahi muradın" hayatın yeni sahnelerinde nasıl tecelli ettiğini keşfeder.

Yorum Gönder
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...